Ötanazi Nedir? İslam’ın Ölüm Yardımına Yaklaşımı Nasıl?

Son yıllarda uygulama kapsamının genişletilmesiyle daha fazla gündeme gelen ve ötanazi olarak bilinen hayatı sonlandırma yardımına İslam nasıl yaklaşıyor...


  • Kayıt: 22.02.2024 20:06:08 Güncelleme: 22.02.2024 20:11:04

Ötanazi Nedir? İslam’ın Ölüm Yardımına Yaklaşımı Nasıl?

Son yıllarda uygulama kapsamının genişletilmesiyle daha fazla gündeme gelen ve ötanazi olarak bilinen hayatı sonlandırma yardımına İslam nasıl yaklaşıyor? Çaresiz bir hastalığa yakalanan bir kişi, hayatını sonlandırmak için tıbbi yardım alabilir mi?

Grekçe hoş ve güzel ölüm anlamına gelen ötanazi, terim olarak mevcut tıp biliminin acılarını dindiremediği veya tedavi edemediği hastaları ızdıraplarını dindirmek için öldürmeye veya bu durumdakilere rahat ve hoş bir ölüm sağlamaya denir.

Çözümsüzlüğün sonlandırılması iması taşıyan ötanazi kelimesinin günümüz tıp pratiğinde dört farklı uygulama biçimi olduğu söylenebilir. Bunlardan ilki iradi (volenter) yani isteğe bağlıdır. İradi olmayan (non-volenter) ikinci tür ise hastanın tedavisini yapan sağlık personelinin verdiği karara göre hayatın sonlandırılmasıdır. Üçüncü biçim olan aktif ötanazi ise yapılan tıbbi müdahale ile ölümün hızlandırılmasıdır. Dördüncü ve sonuncu ötanazi türü ise, hastanın aldığı tedaviye son verilmesiyle gerçekleştirilir.

Ötanaziye olumlu yaklaşanlar, çoğunlukla hayatı sonlandırma yardımının verilmesi için üç unsurun bulunması gerektiğine dikkat çekerler. Bunlardan ilki söz konusu hastanın buna rızası olması; ikincisi, bu hastanın tahammülü güç derecede şiddetli acılardan mustarip olması; üçüncüsü ve sonuncusu ise, sahip olduğu hastalığın tıbben tedavisinin mümkün olmaması.

Ötanazinin genel bir profilini çizdikten sonra şimdi de İslâmi naslar ve değerler açısından konuya yaklaşalım.

1. Can Emanettir ve Onun Korunması Esastır

Her şeyden önce Allah tarafından insana bir emanet olarak verilmiş bulunan canın dokunulmazlığı prensibi bütün ilahi dinlerde mevcut bulunan beş temel esastan birisidir. Canın korunması ise ona zararlı olabilecek şeylerden kaçınma ve eğer zararlı bir şey ile karşılaşılmış ise onun uzaklaştırılması suretiyle olur. [1] Bundan dolayı insan kendi canı üzerinde karar verme yetkisine sahip değildir. Nitekim Allah, Kur’an-ı Kerim’de “Kendinizi öldürmeyin” [2]; “Allah’ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın” [3] buyururken, bir başka ayette de haksız yere bir insanın öldürülmesi bütün insanlığı öldürmek olarak nitelendirilmiştir. [4]

2. Ölümü Temenni Etmek Bile Hoş Karşılanmamıştır

Cana kıymak bir yana ölümü temenni etmek bile hoş karşılanmamıştır. Hz. Peygamber; “Sizden hiçbir kimse bu dünyada başına gelen bir musibetten dolayı ölümü temenni etmesin, ölümü istemek zorunda kalan kimse ise: “Allah’ım hayat benim için hayırlı olduğu müddetçe beni yaşat, ölüm benim için hayırlı olunca da ruhumu al” desin.” buyurmuştur [5].

3. Canına Kıyan Ahirette Aynı Şekilde Azap Görecektir

Bunlardan başka Hz. Peygamber dünyada iken canına kıyan kişinin aynı şekilde ahirette azaba uğrayacağını haber verirken [6] bir de konu ile ilgili geçmiş ümmetlerden şu olayı nakletmektedir: “Sizden önceki ümmetlerden yaralı bir adam vardı. Yarasının acısına dayanamayarak bir bıçak aldı ve elini kesti. Ancak kan bir türlü dinmediği için adam öldü. Bunun üzerine Allah kulum can hakkında benim önüme geçti, bende ona cenneti haram kıldım” buyurdu [7].

4. Şifasız Hastalık Yoktur

Şifasız hastalık kavramına da İslam dinince olumlu bakılmamaktadır. Hz. Peygamber “Her derdin bir devası vardır, eğer derdin devasına rastlanırsa Allah’ın izniyle düzelir.” [8] buyurarak, insanların tedavi yolunda uğraş vermelerini emretmiştir. Zaten tıp ilmi sürekli gelişme hâlindedir. Daha önce öldürücü özellik taşıyan bazı hastalıklar bugün basit birer hastalık hâline gelmiştir. Bugün yine tedavisi mümkün görülmeyen bazı hastalıkların da ileri de tedavi edilebilir hâle gelmesi muhtemeldir.

5. Sebep-Sonuç İlişkisinde Zorunluluk Yoktur

İslâm açısından bu konu hakkında önemli olan bir diğer husus ise, sebeplerle sonuçlar arasındaki ilişkinin zorunlu olmayışıdır. Bir şeyin varlığı için bir diğer şeyin varlığı ya da yokluğu zorunlu değildir. Söz gelimi ateş ile yakma, ilaç ile şifa burada zikredilebilir. Pamuk ateşe değdiği anda onu yakar. Çünkü ateşin özünde yakma vardır. Fakat ateşin pamuğu yakabilmesi Allah’ın iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek manada ateşi yakan Allah’tır. Nitekim kendi kavmi Hz. İbrahim’i ateşe attığında ateş onu yakamamıştı [9]; çünkü Allah yanmasını istememişti. Hastalıklar da bu hadiseye benzer bir vaziyete sahiptir. Hastaya şifasını verenin ne ilaç ne de doktor olmadığı gibi insanı öldüren de hastalık değildir. Hastalık bir sebeptir. Öldürücü olarak bilinen bir hastalık, tesir ettiği kişiyi öldürmeyebilir de. [10] Bu sebeple yapılması gereken tedavi yollarının araştırılması, tedavi yolunda bütün şartların zorlanması hastanın moralinin yüksek tutulması ve bunun yanında Allah’a dua edilmesidir.

6. Hastalık Bir Sınavdır

Müslüman için dünya bir imtihan yeridir. İmtihan alanlarından birisi de “can”dır. Böyle bir imtihanla sınanan kişiye düşen de sabır ve iradesini güçlü tutmaktır. Bu durumu Allah şöyle dile getirmektedir: “Sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mal, can ve ürün eksikliği ile imtihan edeceğiz. Fakat sabredenleri müjdele. O sabredenler ki kendilerine bir bela geldiğinde: “Bizim bütün varlığımız Allah’ındır, sonunda da O’na döneceğiz!” derler. Onlara Rablerinden bol bol mağfiret ve rahmet vardır ve onlar doğru yola yollanmışların ta kendileridir.” [11].

Bir başka ayette de şöyle buyrulmaktadır: “Muhakkak canlarınız ve mallarınızla imtihana tabi tutulacaksınız… Sabreder ve Allah’tan korkarsanız bilin ki kuvvetli iradeye sahip olanların böyle davranması gerekir.” [12]. Yukarıda zikredilen naslarda açıkça anlaşıldığı gibi insanın canına kıyma, hayatına son verme gibi bir hak ve yetkisi yoktur.

7. Hastalık Günahlara Kefarettir, Uzun Vadede Sabırlı Olan Kazanır

Bütün musibetlerde olduğu gibi hastalık hâlinde de Müslümana düşen görev onu defetmek ve sabretmektir. Hz. Peygamber hastalığın günahlara keffaret olduğunu bildirmiş [13] bir anlamda ona katlanılması gerektiğine işaret etmiştir.

Ötanazi Hakkında Günümüz İslam Hukukçularının Görüşleri

Günümüzde İslam hukukçularının aktif ötanazinin İslam’ın ana kaynakları bakımından yasak olduğu hususunda görüş birliği içinde bulundukları görülmektedir. Hayrettin Karaman, Diyanet İşleri Fetva Kurulu’nda bulunan Saim Yeprem, Karadavi, Ezher Üniversitesi Fetva Heyeti, Mısır müftüleri, ile ECFR/Avrupa Fetva ve Araştırma Konseyi, IMA/Islamic Medical Association, IMANA/Islamic Medical Association of North America gibi kuruluşların tutumu da bu yöndedir. Buna göre hastanın kendisini öldürmesi caiz olmadığı gibi, onun izniyle bile olsa başkasının da onu öldürmesi kesinlikle caiz değildir.

Tedavinin kesilmesi veya reddedilmesi şeklindeki pasif ötanazi konusunda Yusuf el-Karadavi iyileşme umudunun bulunduğu hâllerde tedavinin farz olduğu görüşündedir. [14]

İslam Fıkıh Akademisi Meclisi [15] Ekim 1986/8-13 Safer 1407 tarihleri arasında Ürdün’ün başkenti Amman’da düzenlenen 3. dönem toplantısında, yoğun bakım cihazlarına bağlı hastaların bu cihazlarla bağlantısının kesilmesi konusunun bütün yönlerini ele aldıktan ve uzman hekimlerin açıklamalarını dinledikten sonra bunun haram olduğu yönünde karar almıştır. İslâm ülkeleri arasında dinî koordinasyonu ve yardımlaşmayı sağlamak amacıyla kurulan teşkilât olan Rabitatü’l-Âlemi’l-İslâmî bünyesindeki fıkıh akademisi de 2015 yılında Mekke’deki toplantısında ötanazinin (el-katlü’r-rahîm) bizzat hastanın veya yakınlarının talebi olsa bile haram olduğu kararını açıklamıştır.

Üç Uzman Hekimin Tedaviyle İlgili Görüşünün Alınması Şartı

Akademiye göre, hastanın tedavisinden sorumlu uzman hekim, uyguladığı tedavinin hastaya fayda vereceği ve zararının olmayacağı ya da faydasının zararından daha çok olacağı kanaatini taşıyorsa etkisi geçici de olsa tedaviye devam etmelidir. Çünkü Allahutaala tedaviye doktorun beklentisinden daha fazla olacak şekilde cevap verebilir.

Akademi, hastanın tedavisinin durdurulması için üç uzman hekimin tedavinin hastaya eziyet olduğu ve durumunu iyileştirmede bir etkisinin bulunmadığı kanaatinin alınmasını şart koşmuş, bunun yanında imkanlar ölçüsünde hastaya gıda vermeye, acısını dindirecek ya da hafifletecek tedavilere devam etmenin gerekli olduğunu belirtmiştir.

Dipnotlar

[1] Şâtıbî, el-Muvâfakat, II, 8-12; Karafî, el-Furuk, IV, 33; İbn Âşûr, Makâsıd, s. 78-96.
[2] Nisa, 4/29.
[3] En‘âm, 6/151.
[4] Maide, 5/32.
[5] Müslim, “Zikir”, 10; Nesâî, “Cenâiz”, 1-2
[6] Buhârî, “Cenâiz”, 84; Müslim, “İman”, 175
[7] Buhârî, “Cenâiz”, 83.
[8] Buhârî, “Tıb”, 1; Müslim, “Selam”, 69.
[9] Enbiya, 21/69.
[10] Gazzâlî, Tehâfüt, 17. mesele.
[11] Bakara, 2/155-157.
[12] Âl-i İmrân, 3/186.
[13] Buhârî, “Merdâ”, 1, 13; Müslim, “Birr”, 45
[14] Tuba Erkoç, “Fıkhi Açıdan Hayatın Sonuna İlişkin Tıbbi Sorunlar: Ötanazi “, Hayatın Başlangıcı ve Sonu Tıbbi, Dinî ve Etik Sorunlar, İstanbul 2013, s. 284-285.
[15] Mecmau’l-Fıkhi’l-İslâmî | مجمع الفقه الإسلامي), 11-16).

Perspektif