BİZİMLE İLETIŞİME GEÇİN

info@platformdergisi.com

 
GEÇECEK Mİ? BABA !  HASRET DOLU YAZI !

GEÇECEK Mİ? BABA !  HASRET DOLU YAZI ! 


Uzman klinik psikolog ve yazar Gökhan Çınar'ın, 38 denemeden oluşan ilk kitabı Geçecek mi? 'de bulunan Baba isimli yazısı, yaklaşan Babalar Günü'nde dikkatleri üzerine çekti. 

 



Varoluşu, farkındalığı, yalnızlığı, çocukluğu, yetişkinliği, ilişkileri, kaygıyı, depresyonu ve “insanca” olan her hali okuyucuyla buluşturan Gökhan Çınar'ın Geçecek mi? kitabında bulunan Baba isimli yazısının tamamı: 


Baba

 

Baba! Bak ikimiz de yaşlanıyoruz. Yalnızlıklarımız çoğalıyor, direncimiz azalıyor yaş aldıkça. Sen beni bağışla, ben seni affedeyim artık. Geldik, gidiyoruz. Yaralı olmak zorunda değil her ölüm. Bir gün gidersen acıma pişmanlık eklensin istemiyorum. Sıralı olmak zorunda da değil her ölüm. Bir gün gidersem söylenmemiş sözlerin kalsın istemiyorum. Gel, barışalım biz. Kusurlarıma sarıl bir kere de! Beğenmediğin zayıflığıma dokun. Alışamadığın huylarımı bu sefer yargılama, birlikte var olmamız için kabul et. Sevmediğin hallerimi değiştirmeye çalışma, birbirimizi tamamlamamız için sabret. Ben de gözlerimi kaçırmayayım senden artık. Sana meydan okumak için kendimle savaşmayayım bundan sonra. Kırgın çocukluğumu dövmeyi, yanımda olmayışına sövmeyi bırakayım ben de. Gel, barışalım biz. Artık konuşulmayan konularımızın suskunluğunda boğulmak istemiyorum. İçimden onlarca sözcük geçerken sessizlik anlaşmamamıza uymak istemiyorum. Ezberlenmiş kelimelerle halini hatırını sormak değil, hissedilmiş cümlelerle içimi açmak istiyorum. Canım yandığı için canını yaktığım her bir darbem için özür diliyorum. Yenilgilerimde başımın okşanmadığı her anı için senden şefkat istiyorum. Buradayım, bekliyorum. Ordayım, geliyorum. Başımın omzuna duyduğu hasrete bir son verelim artık.

 

 

Bak ikimiz de telaşlanıyoruz. Tansiyonun yükseliyormuş içine attıklarının yükü yüzünden. Kalbin zayıf kalmış hep güçlü durduğun için. Geceleri uyuyamayıp dolandığını söyledi annem. Sigarayı çoğaltmışsın ve pek içinden gelmiyormuş arkadaşlarınla konuşmak. Soruyormuşsun beni gözlerini kaçırarak. İşimi, gücümü, sağlığımı, hastalığımı merak ediyormuşsun. Geçen gün telefonda yine kızarak sevdin beni. Benim için üzüldüğünü söylemek isterken yine sizi üzdüğümü söyledin. Baba ben çok üzülüyorum. Ben çok üzülüyorum baba demek istiyorum gözlerine baka baka. Merak ettiklerini anlatmak istiyorum. Çok koşturuyorum. Senin gölgenden kaçmak için mi, senin gücüne ulaşmak için mi bilmiyorum. Hızlı çarpıyor benim de kalbim. Nasıl çarptığını duymanı istiyorum. Geceleri rüyamda sana anlatıyorum. Bazen bir duvarın arkasından sesleniyorum sana ama duyuramıyorum. Boğazımın yırtıldığını zannediyorum uyandığımda. Bazı kâbuslarda duvar sensin zaten. Bazı kâbuslarda duvar benim. Yıkalım duvarlarımızı ve baba oğul geniş bir meydanda buluşalım artık. Gerekirse önce hesaplaşalım iki tek atıp. Sen karşılanmamış beklentilerini anlat küfür kıyamet. Ben kapatamadığım eksikliğini vurayım yüzüne. Ateşten sözler, keskin anılar, hayal kırıklıkları havada uçuşsun. Bu sefer yarım kalmasın. İkimiz de kıralım öfkenin zincirini. Birbirimizi acıtmak için değil, acımızı dindirmek için konuşalım bu sefer. Sonra bu yüzleşmemizden yorulalım. Yorulup gitmeyelim birbirimizden ama! Yorulup yığılalım birbirimizin üstüne. Öfke içimizden taşarken gözyaşı olsun. Savaştan kurumuş, hırstan dönmüş, öfkeden kararmış gözlerimizi kendi haline bırakalım. Birbirimize bakalım ve üzülelim. Barışmak için üzülelim. Bakarsın, sarılırız. Savaşımın barışına duyduğu hasrete bir son verelim artık.

 

 

 

Bak ikimiz de değişiyoruz. Bak bir aynaya. Nerde o elini masaya vurduğunda ortalığı yıkan heybetli adam! Bakıyorum kendime. Nerde o seni ve düzeni değiştirmek için gemileri yakan o asi çocuk! Hayat vura vura eğitti bizi. Kusurlarımız büyüttü bizi. Sen görmek istemesen de olgunlaştım ben. Ben kabul etmesem de yumuşadın sen. Neydik, ne olduk? Niye böyle olduk biz baba? Neler hayal etmiştin ben doğmadan önce, anlatsana biraz. Sana benzememi istedin, biliyorum. Korkularımı yakıştıramadın kudretine. Hayallerimi benzetemedin kendi gerçeklerine. Zaaflarımı sevemedin. Senden farklı oluşumu, bildiğinden başka oluşumu kabullenemedin. Senin beklediğin gibi, dostlarının çocukları gibi büyüyeyim istedin. Farklılıklarıma kızdın hep. Oyunlarımı bozdun, müziğimi kıstın, doğamı yargıladın hep. Hep büyüyeyim istedin ama beni büyütmedin. Büyünür mü baba öyle? Vazoları kırmadan, geceleri korkmadan, yaralara ağlamadan büyür mü çocuk? Kuralları bozmadan, babasını sorgulamadan, dağıtıp saçmalamadan büyür mü çocuk? Kendi gibi olmadan büyür mü çocuk? Büyümez inan! Yükseleceği yerden yıkılır. Uzayacağı yerden kesilir. Büyüyeceği yerden kırılır. Ben de kırıldım, kırgınım hâlâ. Ve kırdım seni defalarca. İçimi duy diye o kapıları çarptım. Beni çağır diye evden kaçtım. Beni gör diye belaya bulaştım. Kızdığın her şeyi tecrübe listeme ekledim. Hiç sevmediğin şeyleri sevdirdim kendime. Yakınındayken beni görmediğini anladığımda seni uzaklığımla cezalandırdım. Benim kadar yaralan istedim. Yaralandım, yaralandın. Yaralarımız ikimizi de değiştirdi. Anlatalım o yaraları birbirimize. Saralım birlikte. Çocukluğumun şefkatine duyduğu hasrete bir son verelim artık.

 

 

Bak ikimiz de biliyoruz. Babanın oğluna sevgisi mesafelerle eksilmiyor. Oğulun babaya ihtiyacı zamanla azalmıyor. Barışıp affedelim biz birbirimizi. Senin yaşanmayıp çeyrek kalmış, benim tamamlanmayıp yarım kalmış çocukluklarımız dertleşsin. Onlardan bir tam bırakalım benim çocuğuma. Söylemedim sana. Baba olmayı düşünüyorum, biliyor musun? Çocuğum sana da bana da benzesin istedim içten içe. Ama en çok kendisine benzesin, kendisine doğsun istedim. Şeyi de söylemedim. Bir arkadaşımın babası öldü geçen hafta. Cenazede ben çok ağladım. Senin yasını tuttum orda. Eksik anılarımızın hüznüne ağladım. Ölürsün diye çok korktum. Şeyi de söyleyeyim sana. Geçen gün radyoda senin o şarkına denk geldim. “Kederli günlerimde arkadaş oldun bana...” Gülümseyerek söyledim. Biliyorsun orda da “Hadi gel barışalım” diyor. Barışınca sevdiğin alaturka şarkılardan söyleriz. Gidemediğimiz filmleri izleriz. İlk derbide birlikte ayağa fırlarız. Hiç yapmadık, beraber balık tutarız. Atışa atışa tavla oynarız. Sokakta çocukları seyrederiz. Hanımlarımızdan şikâyet ederiz. Gazetelerimizi okurken memleketin gündemine söveriz. Sen beni beğenmeyip fırça atarsın. Ben senin huysuzluğunla dalga geçerim. Kendimi tutmadan avaz avaz “Baba!” diye seslenirim. Kendini sıkmadan ağız dolusu “Oğlum!” diye cevap verirsin bana. Aramız iyice güzelleşir. Anılar öylece yenilenir. Acılar böylece iyileşir. Gel, barışalım biz. Oğulluğumun babalığına duyduğu hasrete bir son verelim artık.

Reklam