Ahmed Aboutaleb’in Hayat Hikâyesi: Fas’tan Rotterdam Belediye Başkanlığına Uzanan Yol
Hollanda’nın en tanınmış siyasetçilerinden Ahmed Aboutaleb, hayatını ve siyasi kariyerini ilk kez bu kadar açık ve samimi bir dille anlattığı otobiyografisinde okurları olağanüstü bir yolculuğa çıkarıyor. Fas’taki çocukluk yıllarından Rotterdam Belediye Başkanlığına uzanan bu hikâye, aynı zamanda göç, uyum ve toplumsal sorumluluk üzerine güçlü mesajlar içeriyor.
Aboutaleb, 15 yaşındayken Fas’tan Hollanda’nın Lahey kentine taşındığında tek bir gerçeğin farkındaydı: Bu ülkede var olabilmek için dili öğrenmek ve en alt basamaktan başlamak gerekiyordu. Hollandacayı kısa sürede öğrenen Aboutaleb, meslek eğitimine (LTS) başladı ve geçimini sağlamak için uzun süre horeca sektöründe çalıştı. Hayatının yönü ise tesadüfen gazetecilikle tanışmasıyla değişti.
Gazetecilik kariyerinin beklenmedik şekilde sona ermesinin ardından, eşi Khaddouj ile birlikte genç aileleri için daha istikrarlı bir gelecek kurmaya karar verdi. Kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayan Aboutaleb, daha sonra hükümete bağlı danışma kurullarında görev aldı. Bu süreç, onu siyasetin merkezine taşıyan yolun kapısını araladı.
2004 yılında Amsterdam’da belediye meclis üyesi (wethouder) olarak göreve gelen Aboutaleb, kısa süre sonra Hollanda’yı sarsan Theo van Gogh cinayetiyle birlikte ülke gündeminin odağına yerleşti. Sert ve net açıklamaları büyük tartışmalara yol açtı; aldığı tehditler nedeniyle bir süreliğine gizlenmek zorunda kaldı.
2007’de Balkenende IV hükümetinde devlet sekreteri (staatssecretaris) olarak görev alan Aboutaleb, 2009 yılında Rotterdam Belediye Başkanlığına atandı. Bir kesim tarafından rol model olarak görülürken, bazı çevrelerin kuşkuyla yaklaştığı bir isim oldu. Tüm bu baskılara rağmen, “biz toplumu” anlayışını savunmaktan vazgeçmedi.
2015’te Charlie Hebdo saldırısının ardından yaptığı ve hafızalara kazınan açıklaması, onun duruşunu bir kez daha ortaya koydu:
“Başkalarının özgürlüğüne saygı duymuyorsan, valizini topla ve git.”
“Thuis (Evde)” adlı otobiyografisinde Ahmed Aboutaleb, yaşadıklarını kendi bakış açısından, filtresiz ve içten bir dille anlatıyor. Kitap, sadece bir siyasi kariyerin değil; göçmen bir çocuğun azimle kurduğu hayatın da hikâyesi.
Aboutaleb hakkında yapılan değerlendirmeler de bu tabloyu doğruluyor. City Mayors Foundation jüri raporunda, “Rotterdam’u cesaret, sabır ve tevazu ile yönetti” ifadeleri yer alırken; Amsterdam Belediye Başkanı Femke Halsema, onu “ilgili, adanmış ve etkileyici bir belediye başkanı” olarak tanımlıyor. Başbakan Mark Rutte ise Aboutaleb’in, 15 yıllık görev süresinin ardından Rotterdam’ı bir arada tutmayı başaran ender isimlerden biri olduğunu vurguluyor.
Ahmed Aboutaleb’in hikâyesi, sadece Hollanda için değil, Avrupa’daki göçmen toplumlar için de ilham verici bir örnek olarak öne çıkıyor.
Rotterdam’daki Türkiye–Hollanda Krizi de Kitapta Yer Alıyor
Ahmed Aboutaleb, otobiyografisinde 2017 yılında Türkiye ile Hollanda arasında yaşanan diplomatik kriz sırasında Rotterdam’da meydana gelen olaylara da değiniyor. Dönemin Rotterdam Belediye Başkanı olarak, Türk Konsolosluğu çevresinde yaşanan gerginlikler ve protestolar sırasında kamu düzeninin ciddi şekilde tehdit edildiğini aktarıyor.
Aboutaleb, bu süreçte aldığı kararların kolay olmadığını vurgularken, önceliğinin şehirde güvenliği sağlamak ve daha büyük bir çatışmayı önlemek olduğunu ifade ediyor. Kitapta, polisin müdahalesinin Hollanda yasaları ve güvenlik prosedürleri çerçevesinde gerçekleştiği belirtiliyor. Ancak Aboutaleb, bu dönemde ateşli silah kullanılması yönünde bir talimat verdiğine dair herhangi bir beyana yer vermiyor.
Aksine, yaşananların kendisi üzerinde derin bir iz bıraktığını anlatan Aboutaleb, bu olayın göç, aidiyet ve toplumsal gerilimler konusundaki düşüncelerini daha da keskinleştirdiğini ifade ediyor. Ona göre belediye başkanlığı, sadece popüler kararlar almak değil, kriz anlarında hukuk devleti sınırları içinde zor ama gerekli adımlar atmayı da gerektiriyor.
Ebubekir TURGUT