Röportaj : Kasım Akdemir
Bu ayın konuğu Deventer başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşesi sayın Dr. Yusuf Acar.
Sayın Hocam kendinizi tanıtırmısınız?
Konya Hadim Doğumluyum. Karaman imam hatip ve Konya ilahiyat fakültesi mezunuyum. D.İ.Başkanlığının, dini ihtisas merkezini bitirdim.2000 yılında “hayattakilerinin yaptığı ibadet ve kıraatten,ölülerin faydalanması” konusunu hadis açısından araştırarak mastırımıi tamamladım. Hanefi Ansiklobedisi Kuraşi’nin yazma bir eserine çalışarak 2011 yılında doktor oldum. Ayrıca “İbn Abdiller’in ve Endülüs Hadisçiliği” isimli bir çalışmam da yayımlandı.
En son 2012 yılında kaleme aldığım “Kardeşlik Ahlakı ve Sorumluluğu” adlı kitabım Türkiye Diyanet Vakfı tarafından mayıs 2015 tarihinde yayımlandı. Tabi bu arada ulusal hakemli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalem de mevcuttur.
Ayrıca Konya Belediyesi tarafından Mesnevi’nin farklı dillere çevrilmesi ve yayımlanması projesi bağlamında bir arkadaş ile birlikte Mesnevi’nin Arapça yayımını üstlendik ve 2007 yılında 6 cilt halinde yayımlandı.

Din Hizmetleri Ataşelikleri ve Müşavirliklerinin misyonu nedir?
Din Hizmetleri Ataşelikleri ve Müşavirlikleri 1980’li yıllardan itibaren yurt dışında yaşayan vatandaş, soydaş ve dindaşlarımıza rehberlik etmek ve sorunlarıyla yakından ilgilenmek suretiyle kültürel ve dini kökenlerini unutmadan içinde yaşadıkları topluma entegre olmalarını sağlamak maksadıyla kurulmuşlardır. Büyük elçiliklerimiz nezdinde müşavirliklerimiz ve başkonsolosluklar bünyesinde de Ataşeliklerimiz mevcuttur.
Tabi vatandaşlarımız 1960’ lı yıllardan itibaren Avrupa’ya göç ederken maalesef 20-30 yıl kadar kendilerine rehberlik edecek ve sorunlarını çözmede müracaat edecekleri yapıları karşılarında göremediler. Bu büyük bir eksiklikti.
Bulunduğumuz bölgede Ateşelik olarak 60 cıvarında din görevlimiz hizmet etmekte
Hollanda’yı müslümanlar açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ataşelik olarak 60 civarında din görevlimizle birlikte hizmet vermeye gayret ediyoruz. Bunların içerisinde 2 bayan din görevlimiz ve bir de uluslararası ilahiyat mezunu sözleşmeli görevlimiz mevcuttur.
Tabi yurtdışı görevi oldukça farklı bir niteliğe haizdir. Türkiye’ye nispetle oldukça yoğun ve bir o kadar da zevkli bir hizmet söz konusu bura da. Din görevlilerimizle yaptığımız istişare ve toplantılarda önemle üzerinde durduğum husus şudur; Din görevlimiz her fırsatta çocuklarımızın okutulması, gençlerle sağlıklı iletişim kurulması, kadın perspektifinin camilerde mutlaka geliştirilmesi, cami cemaatinin “Sosyo-Psikolojik” durumlarından haberdar olunması, Hollandalı komşularımızla ve çevremizle mutlaka iyi ilişkiler ve diyaloğ içerisinde olunması.
Asıl dini ve kültürel eğitim-öğretim kadınlara yönelik olmalıdır
Türkiye’de olduğu gibi kadınlarımızın yalnızca teravihlerde camiye gelmesi, cuma’da-bayram da ve sair zamanlarda camide olmaması sağlıklı bir durum değildir.
Asıl dini ve kültürel eğitim-öğretim kadınlara yönelik olmalıdır, Zira çocuklarımıza şekil ve yön veren onlardır. Diğer taraftan itiraf edelimki kadınlarımız camilerimizin bodrumlarında veya rutubetli mekanlarında yıllarca ibadet etmek zorunda kalmışlardır. Oysa camilerimizin en güzel köşelerini ecdadımız kadınlara ayırmış ve baş köşe anlamına ”ser mahfil” adını vermiştir.
Şunu net bir şekilde ifade etmemiz gerekirki kadınlar dört elle camilere sarılmadığı müddetçe ya da camilerde kadınlara gerekli ortamlar temin edilmedikçe çocuklar ve gençler hususunda hep sıkıntı yaşayacağız.

Gençlerin uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklardan korunması için neler yapılmalıdır?
Gençlere yönelik din ve kültür eğitimini, salt ders veya seminer-konferans tarzı metotlarla ele almak ve değerlendirmek mümkün değildir. Daha doğrusu sırf bu yaklaşımlarla gençlere ulaşma imkanı yoktur. Spordan sanata ve kültür gezilerinden çok farklı faaliyetlere kadar gençlerimizin ilgisini çekecek metotlar geliştirmek durumundayız.
Tabi her şeyden önce mutlaka Hanefilik – Maturdilik eksenindeki Anadolu İslam anlayışımızın diri tutulması gerekir. Zira bütün İslam tarihi boyunca en büyük krizlerden birisiyle karşı karşıya İslam dünyası. İlk asırdaki fitne haraketleri, Moğol istilası, Endülüsün inkirazı ve Osmanlının çöküşünden sonra çok büyük bir kırılmayla karşı karşıyayız. Bir taraftan müslümanların yaşadığı bütün coğrafyalar kan ve şiddet sarmalında , diğer taraftan da İslamafobia endüstrisi zihinleri bulandırmaktadır. Özellikle Avrupada yaşayan biz müslümanların Yunus Emre’den Mevlana’ya ve Ahmet Yesevi’den Hacı Bayram’a uzanan Anadolu İslam anlayışını mutlaka yüksek sesle dillendirmemiz ve bizatihi hayata geçirmemiz gerekmektedir.

Liberal demokrasi ile tarih sonlanamaz
Son olarak Avrupa Müslümanları hakkında görüşlerinizi alabilir miyiz?
90 lı yıllarda bir taraftan Huntington bir taraftan da Fukijama artık liberal demokrasiyle birlikte tarihin sonunun geldiğini ilan etmişler ve bundan sonra egemen güçler eliyle bu anlayışın bütün dünyaya zorla kabul ettirilmesi benimsenmişti.Fakat gerek batı insanının huzursuzluğu ve umutsuzluğu gerekse Müslüman coğrafyaların içinde bulunduğu durum göstermiştir ki, liberal demokrasi ile tarih sonlanamaz. Zaten bunu 1950 li yıllarda Dostoyevski dile getirmiş ve demokrasinin liberalizm ile değil mutlaka kardeşlik ile taçlandırılması gerektiğini söylemişti.
Dolayısıyla bir taraftan aşırı tüketimden dolayı obeziteye yakalanan batı, diğer taraftan da sadece kuru ekmek bulamadığı için ölüme terk edilen Afrika. Elbette bu haliyle dünyada huzur ve barış sağlanamaz.
Dünyanın mutlaka İslam’ın hoşgörü, kardeşlik ve diğerkâmlık gibi evrensel değerlerine ihtiyacı vardır.
