BİZİMLE İLETIŞİME GEÇİN

info@platformdergisi.com

 
Uyum ve Asimilasyona Karşı Kimliğimizi Daha Çok Koruma İçgüdüsüyle Hareket Ettik

Uyum ve Asimilasyona Karşı Kimliğimizi Daha Çok Koruma İçgüdüsüyle Hareket Ettik

 

Hollanda gündemini analiz yapmaya devam ediyoruz.Yoğun Hollanda gündeminin bütününü elbette sayfamıza taşımamız çok zor.Ama biz daha çok Hollanda’daki Türkiye gündemini sayfalarımıza taşıyoruz. Bu ayki konuklarımız; eski UETD başkanı ve dergimiz yazarlarından Mehmet Salih Kaya,Siyasetçi,yazar,Yönetim ve Yatırım Danışmanı Orhan Selim Bayraktar. 

 

Ebubekir TURGUT

 

 

 

 

Yurtdışı yaşayan Türklerin Türkiye seçimlerinde oy kullanması doğru bir karar mı?

 

Orhan Selim Bayraktar: Yurtdışında vatandaşlık bağı olan ve TC kimliği taşıyan tüm yurttaşlar açısından, kendilerine vatandaş olarak yüklenen hak ve görev gereği, uygarlık düzeyimizin gerektirdiği biçimde siyasi haklarını kullanmaları, vazgeçilemez bir insan hakkıdır. Her yurttaş, bu anlamıyla ülkesinin geleceğini belirlemek açısından siyasi tercihini verilen dönem içinde göstermeli, (çocuklarının geleceğine  ve toplumunun yarınına yön verebilmelidir. Çevremizdeki, demokratik dünyada da bu böyle yürümektedir. Yeni Zelanda’daki, Avustralya’daki, Kanada’daki, Güney Afrika’daki ve Türkiye’deki Hollanda vatandaşları da seçme ve seçilme hakkını kullanarak, babavatanın geleceğine katkıda bulunmaktadırlar. Türk vatandaşı olarak bir Avrupalıdan eksiğimiz yoktur. Kaldı ki, geçtiğimiz 27 Eylül günü Hollanda Parlementosuna seçilen ilk kadının 100. Yıl kutlaması vardı. Yurttaş olmalarına rağmen yüz yıl önce kadınların seçme ve seçilme hakları tanınmamıştı. Bu hakkın kazanılması bin yıldır aşan bir süreci gerektirmiştir. Bu hak, hayatında hiç bir zaman insan yerine konulmamış, fikri sorulmamış, geleceğini belirlemek için düşünmesi öğretilmemiş insanımız için önemlidir. Bu, onlara hayatlarında oy vererek geleceklerini düşünmenin bir yolunu açar.Bu da, hangi siyasal eğilimi tercih ederse etsin, bir insan hakkı olarak görülmelidir.

 

Hollanda'da yaşayan Türklerin, Türkiye'de yaşamadıkları için Türkiye seçimlerinde oy kullanmalarından rahatsız olanlar, kanaatimce yanlış bir tezi savunuyorlar. 

 

 Mehmet Salih Kaya: Modern çağımızda 3. milenyumda Yurtdışında yaşayan Türklerin oy kullanmaları yeni bir hak olarak, yerinde bir karar olarak tarihe geçmiştir. Bu hakka karşı çıkanlar veya eleştirenlere geçmiş olsun demekten başka bir şey kalmıyor. Hollanda'da yaşayan Türklerin, Türkiye'de yaşamadıkları için Türkiye seçimlerinde oy kullanmalarından rahatsız olanlar, kanaatimce yanlış bir tezi savunuyorlar. Evet Hollanda'da yaşayan Türkler burada yaşıyorlar, ama Türkiye ile tarihi, dini, kültürel ve genetik bağlantıları bulunmaktadır. Dedelerinden veya babalarından kalan malvarlıkları, mülkleri veya toprakları vardır. Bunu nasıl kesip atabilirsiniz. Hakları ve sorumlulukları ancak siyasi katılımla koruyabilirsiniz. Aksi düşünce, kendi açısından haklı bile gözükse sığ, içi boş ve Hollandalıya şirin gözükme çabasından başka bir şey değildir.

 

Ayriyeten yurtdışında yaşayan vatandaşlarına seçme ve seçilme hakkını tanımak, bir ülkenin ulaştığı seviyeyi ortaya koymaktadır. Hollanda'da örneğin Türk seçmeni 4 defa sandığa gitmiştir. Her seçim yoğun katılımla, sorunsuz ve seviyeli bir şekilde, büyük ilgi görerek gerçekleşmiştir. Bu durum Türkiye’nin ulaştığı demokratik konumunu ortaya koymaktadır ve alkışlanmalıdır.

 

Yurtdışı Türklerin seçme seçilme hakkına kavuştuktan sonra, artık hakkında konuşulan değil, konuşan ve alınacak kararlarda sözü dinlenilen konuma geçmiştir. Bunun örnekleri, verilen kolaylıklar ve haklarla isbat edilmiştir. Sadece pasif değil, aktif bir şekilde siyasette yerini almak, alabilmek bir insan hakkıdır. Bu hakkın değeri, 50 yıl sonra daha iyi anlaşılacaktır.

 

Biz seçme hakkını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sayesinde aldık 

 

Yurtdışı Türklerin siyasi katılımı arttıkça siyasi partilerin bu gruba daha çok önem vermesi gerekirken gerekli önemin verilmediği hususunda Yurtdışı Türklerden tepki var.

 

 

 

 

Orhan Selim Bayraktar: Bizim gibi demokrasinin özümsenmediği, oturmadığı ülkelerde, kolaylıkla yönetim modeli olarak, hiyerarşik bir komuta zinciri, bir tek adam modeli dayatılmaktadır. Tüm partilerimizde tek yönetici, tek Başbuğ, tek lider belirleyici olmaktadır. Bu liderlik dalgası, tüm dünyadan Türklerin, ülkelerine yönelik yapıya alternatif yapı sunabilmek çabalarını engellemeyi zorunlu saymaktadır.Bu anlayış, daha demokratik, daha bölüşümcü, kollektif çalışmayı ve üretmeyi zorunlu kılan, yatay örgütlenmiş, liderliğin yetkilerinin ve sorumluluklarının paylaşıldığı ve kollektifleştirildiği, toplum bazında, refahın, zenginliğin, bilginin, ‘siyasi erk’in ve çalışma hakkının adil bölüşüldüğü bir yaşam biçimini engeller.

 

Biz seçme hakkını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sayesinde aldık. Eğer AİHM Yunan Hükümetini Kasım 2010 da Almanya’da oy kullanamayan iki Yunan vatandaşı Için kişi başına beş bin avroya mahkum etmeseydi, TC Hükümetlerinin Yurtdışı Türklerine seçme hakkı vermeye hiç niyeti yoktu… O dönemde sayısı 2,5 milyon olan seçmenimizin emsalden yararlanma endişesi, sandığı ayağımıza kadar getirtti. Biz,Türkiye’nin iç tartışmalarını ve gündemini dünyaya taşımamalıyız, ama yurttaşız, bu anlamda seçme ve seçilme hakkının kullanabilmeliyiz. Bu yapılmıyorsa uyutulmaya devam ediyorlar demektir.

 

Soralım ki, 6,5 milyon nüfusuyla Türkiye’nin ikinci büyük vilayeti konumunda olan yurtdışından kaç vekil var Türkiye’de ?

 

Mehmet Salih Kaya: Özellikle sol cenahtan, Yurtdışı Türklerinin büyük bir çoğunluğunun AK Partiye oy vermelerinden dolayı itirazlar yükseliyor.

 

Hollanda'da solcu Sosyalist Partiye oy veren, iki uyruklu İsrailli bir Yahudi, İsrail’de sağcı ve popülist olan Netanyahunun Likud  partisine oy verebilmektedir. Bunun iki yüzlülükle hiç bir alakası yoktur. Elin oğluna bu “suçlama” yapılmıyorsa, veya yapılamıyorsa Türklere nasıl yapılır?

 

Almanya,Fransa,Belçika,Hollanda gibi ülkelerde Türk diasporasının Türkiye için oy kullanırken sağ eğilimde. Bulunduğu ülkede daha çok sol partilere oy vermekte.Hatta bu durum Türkiye kökenli sol eğilimli vatandaşlar tartafından iki yüzlü olmakla suçlanmakta. Bunun yanı sıra Türkiye’den beyin göçünün yaşandığı ABD,Britanya,Kanada gibi ülkelerde ise Türkiye seçimleri için sol eğilimin fazla olduğu dikkat çekmekte. Mesken ülkedeki oy davranışını belirleyen başlıca etken nedir?

 

 

Mehmet Salih Kaya: Çeşitli ülkelerde yaşayan Türklerin oy tercihleri farklı olduğu gözlenmiştir. Bunun en büyük nedeni, göçün zamanı ile alakalı olup, Türkiye'ye olan coğrafi ve kültürel uzaklıktan kaynaklanmaktadır. Almanya, Fransa ve Hollanda gibi ülkelere göç altmışlı yıllarda başlamış ve öz örgütlerin teşkilatlanmaları dini ve milli değerler üzerinden gerçekleşmiştir. Bu yüzden, bu ülkelerde yaşayan Türklerin, kendilerine daha yakın hissettikleri milliyetçi, muhafazakar partileri tercih etmektedirler. ABD, Britanya, Kanada gibi ülkelerde ise göç daha sonraki dönemlerde gerçekleştiğinden, teşkilatlanmalar farklı değerler üzerinden gerçekleşmiştir. Göçler Anadolu köylerinden değil, belirli değerlerden ve bilgilerden etkilenmiş şehirlerden eğitim seviyesi biraz daha yükselmiş Türklerden olmuştur. Bu cenahtaki Türklerin daha seküler ve sol partileri kendilerine daha yakın hissetmektedirler. Oylarını bu partilere vermektedirler.

 

İnsanoğlu davranışlarında, düşüncelerinde ve hareketlerinde bulunduğu konumdan etkilenmektedir. Bu hal ve davranışlar sadece Yurtdışı Türklerinde değil, diğer ırklardada gözlenmektedir. Örneğin Hollanda'da solcu Sosyalist Partiye oy veren, iki uyruklu İsrailli bir Yahudi, İsrail’de sağcı ve popülist olan Netanyahunun Likud  partisine oy verebilmektedir. Bunun iki yüzlülükle hiç bir alakası yoktur. Elin oğluna bu “suçlama” yapılmıyorsa, veya yapılamıyorsa Türklere nasıl yapılır. Herkesin, olaylara kendi açısından ve çıkarından bakması kadar doğal bir şey olamaz. Söz konusu Türkiye olunca, maalesef farklı kriterler kullanılmakta. Bunun en büyük sebebi tarihten gelen bir hazımsızlık, diğer nedeni ise Türkiye'nin ilerlemesinden duyulan rahatsızlıktır. Halbuki, olaylara daha objektif değerlerle yaklaşılmış olunsa, Yurtdışı Türklerine verilen hakkı alkışlamaları gerekmektedir. Son olarak, bu hakkı eleştirenler, verilen hakkın sadece, pasif değil, aynı zamanda aktif olduğunu hatırlatmak gerekmektedir.

 

Demokrasiyi özümseyen bir alternatif olamadık. Hollanda içinde haklarımızı alırken, benzer hakların da kökenimiz ülkelerden alınması gerektiğini görmezden geldik.

 

Orhan Selim Bayraktar: Bilinç düzeyimiz, toplumumuzun genel çıkarı, Türkiye’deki politik yapının etki gücü, eğitimli düzeyimiz, yaşadığımız ülke vb başta olmak üzere, siyasi davranışımızı etkileyen birçok faktör var. Burda birkaç özgün durumu belirtmekte yarar var. Avrupa’da siyasi eğilimler, Türkiye tarafından canlı tutuluyor. Kümeleşme ile başabaş giden gettolaşma eğilimi, dini temelli örgütlenme özgürlüğünün var olması, iletişim araçlarının engelsiz Avrupa Anakarasına ulaşması, siyasi örgütlenmenin kitle iletişim araçlarıyla engelleri aşması, uyum konusundaki tutuculuğumuzla birleşince, Türkiye’ye bir alternatif sunabilme yerine, Türkiye’nin uzantısı durumuna tekabül eden bir çizgide yer alıyoruz.

 

Bir T.C  Hükümeti Başbakanı’nın yurtdışında yaşayan Türk toplumuna kitlesel hitap edebilmesi, kimlik endişesi içinde olan Avrupa Türklerine özgüven, kimlik ve sahiplenilme açısından umut verdi. Bu yaşadığımız toplum içinde ezikliğimiz ve eziliyor duygusu içinde kararsızlaştırıldığımız bir dönemde ufuk açan bir yaklaşımdı.

 

Çıkarlarımıza daha çok sahip çıktık. Uyum ve asimilasyona karşı kimliğimizi daha çok koruma içgüdüsüyle hareket ettik. Türkiye’de var olan Siyasi Arena’nın yakınlığımızdan ve imkanların elvermesinden dolayı uzantısı olduk. Demokrasiyi özümseyen bir alternatif olamadık. Hollanda içinde haklarımızı alırken, benzer hakların da kökenimiz ülkelerden alınması gerektiğini görmezden geldik.


Diğer bir çok ülkede yaşayan insanımız yaşadıkları ülkenin durumuna göre siyasi tavır aldılar. İnsan hakları ve özgürlükleri daha farklı anlamlandırarak ona uygun siyasi tercihlerde bulundular. Avrupa’da siyasi düşüncemiz ne olursa olsun, bize demokrasi tanıyan partilerde çalışmak durumunda kaldık. Bu sol partilerin göçmenleri, siyasal katılıma ve uyuma verdikleri bir teşvik konumundadır. Oylamada da siyasetçi olarak çoğunluğun tercihine zorunluyduk. Yaşadığımız topluma, yeni gelenler olarak var olan sınırlar içerisinde katkı sunduk.

 

 

Gurbetçi, en nazik ifadeyle, ezikliğimizin usulüne uygun bir şekilde, nazikçe küfre dönüştürülmesidir. Bir aşağılamadır.

 

Türkiye’de yurtdışı Türklere olan bakış  “Gurbetçi” tanımı hâlâ kamuoyunda yaygın. Bu vatandaşlara hâlâ sezonluk işçi gözüyle bakılmaktadır. Aynı şekilde medyada da ötekileştirilen bir “gurbetçi” tasavvuru yapılmaktadır.Bu hususta neler söylemek istersiniz?

 

 

 

Orhan Selim Bayraktar: Gurbetçi, en nazik ifadeyle, ezikliğimizin usulüne uygun bir şekilde, nazikçe küfre dönüştürülmesidir. Bir aşağılamadır. Gurbet kendisi bir acıyı, yoksulluğu, ayrılığı, ezikliği içeren bir sözcüktür. Edebiyatımızda pozitif anlamda kullanıldığı görülmemiştir.

 

Şarkılarımız; “Gurbet o kadar acı ki, ne varsa içimde” diye başlar.


Türkülerimizde,  “Gurbete gidenin yarini el alır”  diye geçer. Alamanya Beyleri, sonradan görmeliğimizi, gelişmemişliğimizi, ezikliğimizi anlatmaz mı? Daha çok örnek vermek mümkün. En karşı çıkması gereken sol basınımızda da gurbetçi sözcüğü kullanılır, arkasındaki insan öğesi, sade insan öğesi gözardı edilir. Gurbetçi hep iki arada bir derede kalandır. Hem yaşadığı toplumda kabul görmez, hem kökeni olan toplumda…

 

Bizim gazetelerimiz, bu toplumdan beslendikleri halde, bu toplumun ekmeğini yedikleri halde, ona “gurbetçi” diye küfretmekten çekinmezler. Sözgelimi bir “ Avrupa Türleri, Almanya Türkleri, Fransa Türkleri vb” gibi terimleri dillerine yakıştıramazlar. Yalnızca bunun için Türkçe Gazeteleri de almamayı düşünmek gerekir.


Türkiye’de insanımız  bilmezler ki, o gurbetçiler, Avrupa’da demokrasinin vazgeçilmez öğeleri haline geldiler. Avrupa Türklerine muhtaç olmamak için Avrupa Birliğine girmeyi de istemezler belki de…

 

Mehmet Salih Kaya: Gurbetçilik kavramı Türk edebiyatında ve kültüründe, dilinde, türkülerinde ve diğer motiflerine işlemiştir. Son dönemlerde bu kavramı güncelleştirerek Türk diasporası olarak kullanılması, düşünce ve eğilimleri değiştirmez. Sözel ve lügatteki anlamından ziyade içeriliğinin nasıl doldurulduğu önemlidir. Bu konunun bu kadar ötekileştirilen bir “gurbetçi” tasavvuruna dönüştürülmesi, birazda modern çağda gurbetçinin kendisini tanımlaması ve sınıflandırması ile alakalıdır. İletişimin sadece mektuplarla, kasetlerle ve getirilen selamlarla, ulaşımın yaya, kani arabası, kamyon ve otobüslerle yürütülen çağdan, uçak, hızlı tren, fiber ve 4G internet çağındaki gurbetçi kendisini farklı tanımlayacaktır. Mağdur rolünden sıyrılıp, daha etkileyici ve aktif rol üstlenecektir.


Avrupa’ya göçen birinci kuşak gurbetçiyle, ikinci, üçüncü ve dördüncü kuşak gurbetçinin kendisin tanımlamasıyla alakalıdır. Artık kimin ne dediği değil, kendi tanımlaması ve ekonomik, kültürel ve sosyal yaklaşımı belirleyici olacaktır. Artık gurbetçi değil yurtdışı Türkleri olarak tanımlanmaktadır. Kamuoyunda yaygın olan gurbetçi tanımlaması, zamanıyla değişecektir.

 

Asimile olmamanın en güçlü limanı aile

 

Yurtdışında aile kuran diaspora Türklerinin asimile olma ihtimalinin azaldığı, ailenin değerleri aktarmada çok önemli bir yeri olduğu ifade edilmekte. Bireyin yalnız kaldıkça asimile olma ihtimalinin arttığına dikkat çekilmekte.

 

 

Mehmet Salih Kaya: “Yalnız kalanı (koyunu) kurt kapar (yer)”, der bir Türk atasözü. Bu atasözünde, sorunun cevabı yatmaktadır. Türkler tarih boyunca organize olmayı, teşkilatlanmayı (devlet kurmayı) kendilerine şiar edinmişlerdir. Bir aile toplumun en küçük teşkilatı olarak düşündüğümüz zaman, asimile olmamanın en güçlü limanının aile olduğunu kabul edebiliriz. Yaşadıkları toplumlara entegre olup, kendi değerlerini koruyabilmek bizim özelliklerimizdendir. Bu soruda tam olarak ne anlaşılmaktadır, sorusunu biraz daha açmak gerekir. Sadece Türklerin değil, tüm halkların ortak değerlerinin paylaşıldığı bir çağda, hangi asimilasyondan bahsedebiliriz. Mesela bayrağına, vatanına, milletine ve devletine bağlı olup, Türkçe konuşamayan üçüncü nesil Türkler asimile olmuş mudur, yoksa Türklüğünden ödün vermediğini düşünüp Avrupalı gibi yaşayan, düşüp kalkanlar asimile olmuşmudur, olmamışmıdır soruları cevap aramaktadır. Bu soru kişilerin dünya görüşlerine göre değişebilir ve cevaplanabilir.

 

Hollanda ile Türkiye arasında ticaret yapanlar rahata kavuşacaktır.  

 

Hollanda ile Türkiye’nin yakınlaşması Hollanda Türkleri arasında olumlu karşılandı. 

 

Mehmet Salih Kaya: Diplomatik alanlarda sorunların çözüme kavuşturulmuş olması, Hollanda'da yaşayan Türkler arasında olumlu yankı buldu, lakin tarihten süregelen İslamofobya, Türkiyefobya ve Erdoganfobya duyguları devam ettiği sürece, sorunların tam anlamıyla çözüme kavuşturulduğu söylenemez. Camilere saldırıların çoğalması, ırkçılığın yükselmesi ve sağcı partilerin oylarının yükselişte olduğu bir dönemde olumlu havadan henüz bahsedemeyiz. Türkiye ile Hollanda arasında olan yakınlaşma, atılan güzel bir adımdır. İki ülke arasında daha fazla adımlar atılması gerekmektedir.


Hollanda ve Türkiye arasında oluşan herhangi bir sorunda, bu sorun ilişkilere yansımaktaydı. Türk işyerlerinden alış verişler azalmıştı ve Türk girişimciler, bir diplomat gibi koruma refleksine girip Türkiye lehine konuşmak mecburiyetinde kalıyorlardı. Şimdi bunlara gerek kalmadı. Artık sohbetler tekrar, Türk lokumu, Türklerin sıcak kanlılıkları ve misafirperverlikleri konuları konuşulacaktır. Hollanda ile Türkiye arasında ticaret yapanlar rahata kavuşacaktır.


Türkler şimdilik sadece psikolojik bir baskıdan kurtulmuşlardır.

Reklam