Yer altında değil, Yer üstünde yaşıyoruz !
Doğduğum yer Nevşehir'in Göre Kasabası. Etrafında Yer altı şehirleri ile zengin bir bölge. Kendi Kasabamız’da bile tamamı görünmeye açık olmayan Oylu ve Nernek örenleri ve yeraltı şehirleri mevcut.
Kaymaklı, Derinkuyu, Nevşehir Merkez ve Özkonak ( Underground City) gibi ziyaretlere açık, gerçekten yer altına bir şehri kazan insan, çok güzel bir mimari eser, çok işlevli yeraltı şehirleri yaratan o insanın yaşamda kalmak için verdiği emeği ve mücadeleyi görmek, bu günlerimizi daha iyi anlamaya inanırım.
Düşünebilirmisiniz, Niğde üzerinden gelen Moğol akınlarına karşı, bütün dış dünya ile ilişkisini kesip, 3 ay boyunca yer altında meskene zorunlu olmak. 24 saat 90 gün aynı mekanda, sevdik ve sevmediklerinizle aynı 4 bin metreküp şehri paylaşıyorsunuz.
Bugün bir denemek gerek, 300 kişiyi 90 gün boyunca bir yeraltı şehrinde meskene zorunlu kılmak. Belkide ortak toplum yaşamının “ Komün “ortak bölüşümün ve hayvanlarla birlikte aynı mekanda yaşamanın insanın güven, sevgi, paylaşım ve yaşam sevincini artırması da mümkün.
Yer altında yaşamak bugün, savaş ve kıtlık görmemiş bizim nesiller için gerçekten zor. Anlamak istemedikleri ise, gelecekte yine geçen yıllar gibi yaşamaya devam etme arzuları ve eylemleri.
Acaba bilincinde miyiz?
Bugün yaşadığımız salgın, sosyal, ticari, ekonomik, ruhsal, iş ve istihdamı buhranını yanında getirdi. Bu salgının olumsuz etki ve tepkilerini gelecek günlerde göreceğiz. Yeniden, geleceğe güvenle bakabilmek belli ki en az 3 yılımızı alacak. Bu gelecek üç yılda 8 değil en az günde 12 saat çalışmamız gerekecek.
İnsanoğlu varoluşundan beri, kendi benlikleri, nefisleri ve yangeldimci yaşam biçimine yatkınlık sağlar. Yaşamda hiçbir zaman zor olanı için çalışma, çalışma ve mücadeleyi öne çıkarmadan kolay, ucuz ve lüks bir yaşam her zaman cazibeli gelmiştir.
Hepimiz bu geminin yolcularıyız
Hepimiz gerekli olan yaşam kurallarına, toplumsal kısıtlamalara, kurallara vede gerekirse yasaklara uymak zorundayım. Kurallara, uymayan suç ve kabahatlara mutlaka ceza ve belirli bir cezai yaptırımlar olacaktır gelecekte.
Medeni bir insan olarak, sadece ben gencim bana hastalık etki ve tepki yapmaz dememek, komşuyu, yakını, şehrimizi ve ülkemizide düşünmek zorundayız.
Sancıların ağır, dayanılmaz ve uzun geceler süreceği kesin. Ancak hep birlikte dayanışma, paylaşma ve yardımlaşma ile, bu illet salgınının üstesinden gelir ve yine Güneşli günleri görürüz.
Bu yazımı yazarken düşündüm de, düşüncelerimin bu konuda ne kadar liberalleştiğimi görerek kendi kendime sormadan geçemedim.
Bende mi değişiyorum?
Yok, yok ben rahatsız da değilim. Medeni insan değişmek, zamana göre uyum sağlamak zorunda. Belli ki kendisiyle barışık olmaya giden yolun başlangıcıdır sağlıklı, medeni, güvenli, âhlaklı ve cesur değişim.
Saygı ve sevgilerimle,
Nejat SUCU