Hollanda'da Kadın Cinayetleri
Hollanda Merkezi İstatistik Bürosu (CBS) verilerine göre 14 Kasım 2020, saat 20.00 itibariyle Hollanda'da 17 milyon 471 bin 468 kişi yaşamakta.
Hollanda'da aile içi şiddet ve kadın cinayetleri?
Hollanda’da 2019 yılında, aile içi şiddet nedeniyle yaşamını yitiren kadın sayısı 44. Genelde kadınlarımızın yaşamına son verenler arkadaşları, eşleri veya eski eşleri olmakta.
Modern konuşan ve muhafazakar yaşayan erkek Hollanda…
Toplum içinde konuşurken bir bakarsınız tam ideal bir baba, eş ve sonunda bir erkek. Ama konuşulduğu gibi olmayıp erkek eşler, bayanlarına 6 kat daha fazla fiziksel, psikolojik ve cinsel taciz ve saldırıda bulunmaktalar.
Erkek hegemonyasının (Patriciaat) hakim olduğu sanayi devrimini gerçekleştiren erkek hegemonyası, Hollanda’da var olan bir sorun görülmekte. Asıl sorunların biri de,; eşit olmayan yaşam, ve eşit olmayan rollerin eşit bir biçimde paylaşımı.
Aile içi şiddet ve sahip olma kültürü
Kültür, gelenekler, görenekler, feodal, kültürel, inançlar ve elanların birlikte oluşturduğu bir yumaktır erkeğin kadına sahip olma duygusu. Zamanla sahip olma duygu ve görgüsü bir mal, varlık, sahip olması ve koruması gereken bir Kadın – metasına dönüştüğü zaman, o zaman şiddet, özgürlük kısıtlama ve kıskançlıktan öte bir ruh hali ve hastalığa dönüştüğü zaman yanında adına ne denirse densin “kadın / namus cinayetleri “kadını ölüme götürür.
Hollana’da yeni tedbirler
Hollanda kabinesi, aile için cinsel şiddeti engellemeye yönelik yeni yasa önergelerini geçen hafta Hollanda Temsilciler Meclisine sundu bile.
Yaşama 1–0 geriden başlamak!..
Evet Anadolu'da bir kadınsasız yaşama geriden ve 1–0 yenik başlamak zorundasınız. Verilen mücadelede tam yaşamı mücadelesini 0–0 eşit yapalım derken, Korona Pandemisi ile 2 sıfır geriye düştü Anadolu kadını.
Bunu 100 yıl önce o şairimiz Nazım Hikmet Ran ne güzel dile getirmiş. Nereden nereye ?. Cumhuriyetin kazanımlarını aşağıdaki anlamlı şiirin okunduğu zaman anlayabilmek ve özümsemek mümkün.
Kadınlarımız
Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişemeyeceki.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle
Ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık kısacıktılar
ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak,
toprak,
ve topraktı.
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar
birbirlerinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve onbeşlik şarapnelin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon'a doğru.
Saygı ve sevgilerimle,
Nejat Mustafa