Çok Bilmişlikten ( Bilim ve Bilgiden / Know-it-all ) Cahilliğe Giden Yol?


  • Kayıt: 06.08.2026 23:08:21 Güncelleme: 06.08.2026 23:08:21

Çok Bilmişlikten ( Bilim ve Bilgiden / Know-it-all ) Cahilliğe Giden Yol?

Bilgi, bilim, bilmek ve bilgili olmak güzeldir. İnsanı hoş, hoşnut, mutlu ve değerli kılar. Başkaları, toplum ve sana gereksinimi olanlar için kendini faydalı, yararlı ve değerli kılmak da ayrıca çok güzeldir.

Çok bilen, yazan, okuyan, bilim ve ilim insanı olabiliriz. Ancak diğer insanlar gibi etten ve kemikten birer insan olan bizlerin; bilmenin ve bilginin bizi insanüstü biri yapmadığını hissettirmesi ne güzeldir. Bizim toplumumuz, kendisini diğer insanlarla eşit değerde görene saygı duyar ve değer verir; ancak kendini beğenen, burnu havada olanın bir değeri yoktur.

Toplumsal Roller Toplum içerisinde, o yaşanan çevre sizlere belirli roller ve görevler biçerek sizleri bir Kaf Dağı’nın tepesine koyar. Bundan sonrası çok zordur; çünkü gerektiğinde oradan inmeyi öğrenmeniz ve bilmeniz gerekir. Burnumuzun Kaf Dağı’nın tepesinde olmaması gerekir.

Çok Bilmişlik ve Bilmiş Geçinme Çok bilmişliğin, her şeyi bildiğini sanmanın olumsuz yönleri de olsa gerek. Toplum ile bilenin arasındaki mesafe (uçurum / kloof) açıldığı zaman; başkalarını anlamama, kendini beğenme, toplumdan uzaklaşma ve bazen de ruhsal, ailesel veya kimlik sorunlarının ortaya çıkması kaçınılmaz olur. Bazen de hangi dünya görüşünden olursa olsun, insanların kendi grupları içinde radikalleştiğini görebiliyoruz.

Ayrıca bireyin kibirli ve kaprisli bir şekilde "burnu havada olmak" hastalığına yakalanarak kimseyi beğenmemesi; "Hep ben bilirim, ben konuşurum ve ben yazarım" düşüncesiyle toplumdan uzaklaşması ve temsil ettiğini düşündüğü toplumu aslında temsil edememesi de gündeme gelmektedir.

Her An Kendi Nefsinle Mücadele Birey olarak her an kendinle hesaplaşmak, özeleştiri (geri bildirim / feedback) yapmak gerekir. Her insan ilişkisinde; "Acaba ben insanları renginden, kökeninden, varlığından, ülkesinden, inancından ve tercihlerinden dolayı ötekileştiriyor, ayırıyor ve farklı mı kılıyorum?" diye düşünmeden edemiyorum.

Bilginin, ilmin ve bilimin insanları belirli bir olgunluğa ve erdemliğe eriştirmesi gerekir. Olgun ve erdemli insanların toplumunda barış, refah, zenginlik ve mutluluk oluşur ve yaşanır. O günlerde ve bu zamanlarda öyle olmadığımız kesin. Öyle olsa idi, 500 bin Türk’ün Hollanda gurbetinde ne işi vardı?

1961’de Almanya’ya Başlayan Göçümüz Nasıl olur da 1945 yılında II. Dünya Savaşı’nı kaybeden Almanya, 1960’lı yıllarda başlayan büyük bir Türk gurbetine ve Türk diasporasına 60 yılı aşkın süredir ev sahipliği yapar? Evet, savaştan sonra Almanya’da taş üstünde taş kalmamıştı; ancak bilime verdikleri önem sayesinde 1,5 trilyon euro tutarındaki ihratcatıyla dünya devi ve Avrupa’nın lokomotifi olabildi. Tabii ki yine ilim ve bilim sayesinde.

Hoş ve mutlu günler dileğimle,

Nejat Mustafa SUCU