10 Günde 10 Ülke: Ata Yadigarı Rumeli Diyarı Ziyareti


  • Kayıt: 02.10.2026 17:55:14 Güncelleme: 02.10.2026 17:55:50

10 Günde 10 Ülke: Ata Yadigarı Rumeli Diyarı Ziyareti

Geçen 30 yılda Sırp etnik çoğunluğunun hâkim ve iktidar olduğu bir süreçte; eski Yugoslavya'nın Mareşalı Josip Broz Tito'nun bütün etnik unsurları bir çimento gibi birbirine harçlayıp kurmaya çalıştığı büyük ve bağımsız Yugoslavya, Mareşal Tito’nun ölümünden sonra sıvaların birbirine uyum sağlamaması nedeniyle dökülmeye başlamıştır. Daha sonra etnik milliyetçilik akımlarının ve emperyalizmin "böl, parçala ve yönet" politikalarının 1990'lı yılların yaz aylarında sahneye konduğunu görmekteyiz.

Büyük topraklarını kaybetmekten korkan Sırbistan şovenizmi ve onun yönetim erkanı; acı, ölüm ve katliamlarla sonuçlanan etnik savaşları hiç kazanamayacaklarını ve yok olmak yerine küçük devletleri kabul etmekten başka çarelerinin olmadığını geç anladılar. Bosna-Hersek’te tabii ki Srebrenitsa katliamı gibi büyük bir savaş suçu işlenerek tamamen travmalarla geçen 36 yıl yaşandı.

Bu arada ayrılan ülkeleri sıralayacak olursak; ilk önce sessiz sedasız "biz sizden değiliz" dercesine Slovenya koptu. Daha sonra kanlı bir çatışmayla Hırvatistan bağımsızlığını kazandı. Sıra Bosna-Hersek’e geldiğinde ise Bosna-Hersek’ten kolay kolay vazgeçmeyecek bir Belgrad Sırp yönetimi görmekteyiz. Çok kanlı ve katliamlarla dolu geçen 35 yıldan sonra ABD ve AB’nin baskılarıyla Kuzey Makedonya ile Bosna-Hersek’in bağımsız birer ülke olduğuna şahit olmaktayız.

En son olarak küçük bir mini savaştan sonra Kosova, ABD’nin desteğiyle (2008) bağımsız bir devlet olma yolunda adımlar atmış ve Avrupa Birliği içinde yer alabilmek için büyük bir heyecanla başvurularını yapmıştır. Gelecek 10 yılda bekleyen sorunların çözülmesi gerekmektedir.

Evet, Rumeli diyarı yeniden yapılanarak dış küresel kapitalizmin etkisine girmeye başlamış bile. Başkentlerden Üsküp, Tiran ve Belgrad’da göklere yükselen modern binaların ihtişamından, küresel sermayenin gelecekteki Avrupa Birliği üyeliği için buralara yatırım yaptığını gözlemlemek mümkün.

Siyah, beyaz demeden bütün para kaynakları Tiran, Üsküp, Priştine, Belgrad ve Karadağ’a yatırım olarak akmaya devam etmekte. Gelişen turizm ile birlikte yeni insan kaynakları, eski Yugoslavya’dan kalan eğitim ve bilgi tecrübesiyle Rumeli diyarı yönünü Avrupa Birliği ve Amerika’ya çevirmiş bulunmaktadır. Bu ülkelerin yurttaşlarından yüz binlercesi Avrupa Birliği ülkelerinde çalışmakta ve ikamet etmektedir.

Garip Bir Ülke: Kosova

Kosova, Rumeli’nin en genç ülkelerinden biri. Bağımsızlığı kanlı bir savaştan sonra 2008 yılında gerçekleşmişti. Amerikan sermayesi, Amerikan okulları ve kapitalizmle sarmaş dolaş olan bir ülke. Makedonya’dan başlayıp Priştine’ye kadar uzanan otoyolun bir benzeri başka bir ülkede bulunmamaktadır. Garip olduğu kadar iktisadi faaliyetleri olumlu kılan bir diğer durum da ülkenin para birimidir; Kosova daha Avrupa Birliğine girmeden para birimi Avro (€) oluvermiştir.

Türkçe Yeniden O Ülkede

Ayrıca Kosova’da bir belediye binasında Arnavutça ve Sırpça ile birlikte Türkçeyi de görmek mümkündür. Türkçe, Kosova’da resmi dillerden biri olarak kabul edilmektedir.

Yakın zamanda komşu ülke Sırbistan ile nüfus ve toprak değişimi gerçekleştiği takdirde, en kısa sürede Avrupa Birliği ailesine katılmaları mümkündür. Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri, Kosova’nın bağımsız bir devlet olarak kalkınması konusunda hemfikirdir. Ayrıca geleceğe dönük olarak küresel sermayenin Kosova’nın altın gibi kıymetli madenlerini işlemeye başlaması, Kosova’ya bir güvence altında olma statüsü kazandırındığı izlenimini vermektedir.

Avrupa Birliğine Katılan Rumeli Diyarları

Var olan etnik, bölgesel ve sınırsal sorunların çözümü ve Rumeli'nin bir birlik oluşturması adına gelecekteki barış güvencesi ABD ve AB’dir. Bunun yanında yeni insan kaynakları ve tarımdan elde edilen ürünler Avrupa Birliği ile Kuzey Avrupa için önem taşımaktadır. Toplam nüfusu 30 ile 40 milyon arasında değişen 6 Rumeli diyarını bünyesine katmak, AB’nin kendi geleceği için de çok önemlidir. Bu durum, nüfusu azalan Avrupa Birliği ülkelerine bir nevi sargı bezi görevi yaparak iş, istihdam ve nüfus azalmasına karşı doğal bir iş gücü göçü sağlayabilir. Bir nevi Avrupa Birliğinin ömrünü uzatmak gibi...

Etnik ve Çok Kültürlü Bir Toplum

Gezilip görülen 6 yeni Balkan ülkesinin toplam nüfusu bir Almanya’dan daha küçüktür. Kosova ve Arnavutluk ile birlikte 9-12 milyonluk nüfusla en büyük etnik grubu Arnavutlar oluşturmaktadır. Ezici çoğunluğunun Müslüman olduğu bilinmekle beraber Arnavutların Bektaşi, Katolik, Ortodoks ve Ateist inançlara da sahip oldukları bilinmektedir.

Balkanlarda yaşayan ikinci büyük etnik grubu, eski Yugoslavya’nın ana kurucu üyesi olan 8 - 8,5 milyonluk nüfuslarıyla Sırplar oluşturmaktadır. Sırpların büyük çoğunluğunun Ortodoks inancına sahip olduğu bilinmektedir.

Üçüncü büyük grup ise Bosna-Hersek’te yaşayan Boşnaklardır. Boşnak nüfusu 4 - 4,5 milyon civarındadır ve ağırlıklı olarak Müslümandırlar.

Turizm; Ankara ve İstanbul’un Tümü Rumeli’deydi

Rumeli ve Balkanlar ile tarihi geçmişimiz, 500 yılı aşkın bir süreye dayanan Osmanlı İmparatorluğu dönemine uzanmaktadır. Orada bıraktığımız Osmanlı-Türk medeniyetinin büyük bir kısmı yok olmuş olsa da atalarımızın atlarının ayak izlerinden giderek Rumeli’yi keşfetmek çok kıymetli ve güzeldi.

Her gün binlerce Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını gördüğümüz bu küçücük ülkelerde (mikro devletlerde), insanlar gönül huzuru içinde Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasını keşfetme, tanıma ve daha iyi anlama olanağına kavuşmaktadır. Ayrıca bu ziyaretçiler küçük mikro ekonomilere büyük finansal katkılar sunmaktadır. Tabii bu arada Türkiye’den büyük küresel sermayenin de geleceğe yatırım yaptığını görmek mümkündür.

Belgrad ise geride kalan Osmanlı eserleriyle adeta antik bir başkent niteliğindedir. Bu arada, bütün dünya başkentlerinde uygulanması mümkün olan toplu taşıma, 1 Ocak 2025’ten itibaren Belgrad’da ücretsiz hale getirilmiştir.

Belgrad’da uygulanan böyle bir toplu taşıma uygulaması neden Almelo’da, Amsterdam’da, Rotterdam’da veya Utrecht’te olmasın? Aslında bu durum, şehir bütçesinin yaşamı kolaylaştırmak ve kalitesini artırmak adına nasıl kullanılacağına dair politik bir tercih ve karardır.

500 Yıl Önce Başlayan Göç Devam Etmekte

Türk toplumu Yörük ve göçebe bir toplumdur. Bin yılı aşkın Türk tarihinde göçebe, özgür bir toplumsal yaşam biçimi ve kurumsal devlet yönetimleri görmekteyiz.

500 yıl ve daha öncesinde Avrupa’ya geçen Osmanlı Hanedanlığı ile başlayan göçle birlikte yerleşik yaşama geçen 3 ila 5 milyon arasındaki soydaş Türk toplumları, 1800’lü yıllarda Rumeli’nin Osmanlı’dan kopma sürecinde ana topraklara göç etmiştir. Son olarak 1989’daki Büyük Bulgaristan Göçü de 360 bin kişiyle gerçekleşmiştir.

Son yıllarda ekmek kapısını Rumeli diyarlarında arayan binlerce Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını Bosna-Hersek’te, Kosova’da, Arnavutluk’ta ve Üsküp’te görmek mümkündür. Lokanta işleten Gaziantepliden simit satışı yapan Antalyalıya kadar her meslek grubundan insanımızı görmek ve onlarla konuşmak mümkündü.

Gelecek yıllarda biz Avrupa Türklerinin de bu ülkelerden gelen kardeş toplumlarla bir arada olup bir ortaklık anlayışıyla "Çorbada bizim de tuzumuz olsun" diyebilmesi ne güzel olurdu.

Sevgilerimle,

Nejat SUCU