Geleneksel Hollanda sosyalistleri, komünistler ve sosyal demokratlar tarihsel boyutta neoliberalizme yenilmiş sol örneği sergilemektedirler...
Ahmet Daşkapan: SOLCULARIN TESLİMİYET HASTALIĞI
UNUTTURULAN 1 MAYIS İŞÇİ BAYRAMI
Geleneksel Hollanda sosyalistleri, komünistler ve sosyal demokratlar tarihsel boyutta neoliberalizme yenilmiş sol örneği sergilemektedirler. Holland'da hakim olan emperyal kapitalizm soğuk savaşın en derin metodlarıyla Hollanda solcularını yerle bir etmiş, sosyalizm ideolojisinden ve ilerici materyalist felsefeden uzaklaştırmış, işçi sınıfı mücadelesine inancı sıfırlamış ve sermaye emek sömürüsünü görmemek için sis perdesi oluşturmuştur. Halk kitlelerine sistematik soğuk savaş propagandası aracılığıyla sosyalizmin antidemokratik, totaliter ve insanlık düşmanı bir rejim türü olduğu algısı verilmeye çalışılmaktadır. İşçi sınıfı iktidarının Hitler iktidarıyla benzer bir rejim olduğu algısı yaratılarak emekçilerin sosyalist işçi sınıfı bilinciyle örgütlenmesini ideolojik ve zihinsel olarak engellemektedir. Kapitalizmin dünyadaki tek doğru rejim türü olduğu inancı empoze edilerek herkesin çalışarak zengin olabileceği sahte inancı geliştirilmiştir. Buna paralel olarak Hollanda emperyal kapitalizmin tüm dünya genelinde gerçekleşen emek sömürüsünden ve ırkçı sömürgecilikten elde ettiği zenginliklerle Hollanda emekçi kitlesinin gözünü boyayacak kimi minik sosyal ve ekonomik haklar tanınmaktadır. Sol, emperyal kapitalizmin, özellikle Sovyet'ler birliğinin dağılmasından sonra, böylesine derin ve güçlü ideolojik taarruzu karşısında tarumar olmuştur. Halk kitleleriyle bağını kaybetmiştir. Hollanda solcuları sağa doğru kayarak halk kitleleriyle adım adım kaybolan bağını yeniden tazeleyebilecekleri kanısıyla sol değerlerden tek tek vazgeçtiler. 1 Mayıs kutlamaları bu terkedilen gelenek ve değerlerden sadece bir tanesidir. Özellikle PvdA seksenli yılların sonundan itibaren hızlı adımlarla sağ liberal çizgiye doğru ilerledi ve sağ liberal partilerle koalisyon hükümetleri kurarak birçok neo-liberal kapitalist politikalara imza atmış oldu. Özelleştirme politikaları, sosyal devletin yıkılması, sağlık sektörünün ticarileştirilmesi ve buna paralel olarak bütün sol gelenek ve değerlerin kaldırılması PvdA'nin imzasıyla gerçeklermiş ve bunlar verilebilecek çok örnekten sadece birkaç tanesidir. Geleneksel olarak PvdA'dan daha soldaki siyasi partilerde de, istisnalar hariç, süreç daha farklı işlemedi. Örneğin Hollanda da kurulan Groenlinks (Hollanda solun eklektik birliğinden oluşturuldu) sosyalist çizgiden sağ sosyal demokrat çizgiye kayışın bir ürünüdür. Sermaye ve emek çelişkisi ile emek sömrüsüne karşı işçi sınıfı mücadelesi ilgi odağı olmaktan çıkarılmıştır ve liberalleşmiş sol minik reformlarla yetinen bir niteliğe dönüşmüştür. Hollanda solu yüzde yüzlük oranda kapitalizme teslimiyet sürecini tamamlamıştır. Hollanda işçi sendikaları da apolitikleşmiş bir niteliğe bürünmüştür. Gelinen noktada Hollanda da uzun yıllardır neo liberal siyaset iktidardır. PvdA yok olacak derecede küçülmektedir. Sol partilerin sol kisvesi altında sürdürdükleri sosyal liberal politikalar neo liberalizmin teyit ettiği hem ideolojik ve hem de siyasi olarak uysal sol modelidir. Emperyal kapitalist devlet işleyişi içerisinde uysallaştırılmış bir Hollanda solu gerçeği sözkonusudur. Holland'da yaşayan Türkiye'li sosyalistler olarak bu pasifizmlikten kurtulmak zorundayız ve asla Hollanda solunu kendimize kılavuz almamalıyız. Geldiğimiz ülke emperyal kapitalist bir ülke değildir ve emek sömürüsünün en acımasız had safhasındadır. Hollânda'daki göçmen işçilere yönelik emek sömürüsü ırkçılıkla harmanlanmış sömürgeciliği aratmayacak niteliklere sahip olabilmektedir. Toplumdaki en pis ve ağır işler halen en düşük ücret karşılığında göçmen işçilere yaptırılmaktadır. Türkiye'li işçilerin önemli bir bölümü bu ucuz işçi ordusunun bir parçasını teşkil ermektedir. Ve haliyle işçi sınıfının 1 Mayıs gibi değerlerini yeniden canlandırmak gibi bir gereklilik mevcuttur. Özellikle ülkemizde en zorlu koşullarda yeniden filizlenen sendikal işçi sınıfı mücadelesine paralel olarak Hollanda da Türkiye'li işçilerin örgütlenmesini yeniden örmek ve aynı zamanda Türkiye'de sendikal mücadeleyle dayanışma içerisinde bulunmak herzamankinden daha fazla gerekli olmuştur. Yani hem ülkemizdeki sömürü koşulları hem de Hollanda'daki yaşam koşulları işçi sınıfı mücadelesini ekstradan bir zorunluluk haline getirmiştir. Irkçılığa karşı mücadele işçi sınıfı mücadelesi kapsamında konumlandırılmalıdır. Bu senenin 1 Mayıs'ı bu bağlamda büyük önem taşımaktadır.
Konuk Yazar: Ahmet Daşkapan