Hollanda’nın Felsefeci Yazarlarından Sevtap Baycılı İle Yazarlık Üzerine Konuştuk


  • Kayıt: 05.09.2016 20:47:00 Güncelleme: 20.12.2020 13:00:03

 “Yazmayı, konuşmayı öğrenmeden, bunlardan zevk almayı bilmeden, direk olarak bir kitap yazarak yazar olunmaz


Amsterdam / Okan Akın Bu ayki söyleşimizi Hollanda gündeminde önemli etkiler yaratmış felsefeci yazar Sevtap Baycılı’ya ayırdık.

 

Hollanda’nın  Felsefeci Yazarlarından Sevtap Baycılı İle  Yazarlık Üzerine Konuştuk

 

Hollanda’ya kolay adapte olabildiniz mi? Sizi en fazla zorlayan şey neydi veya böyle bir zorluk var mıydı?

 

Okan Bey, “masumane bir soruyla başlayalım söyleşiye” diyerek sordunuz ama ben sorunuzu değişik bir biçimde yanıtlamak istiyorum, eğer izin verirseniz. Çünkü benim yıllar önce yaşadıklarım, bugün çok alakasız hatıralar. Hollanda’ya gelmemden bu yana çeyrek asır geçti. Üniversiteyi bitirir bitirmez gelmiştim. O gün buraya geldiğimde adapte olmam gereken Hollanda ile bugünkü Hollanda arasında dağlar kadar fark var. Ayni şekilde Hollandalılar ile buradaki Türk azınlık, Türkiye’nin dünyadaki yeri, oradan buraya gelen-giden göçmen tipi ve özellikle Hollanda’nın ve Türkiye’nin içinde bulunduğu dünya da değişti.

 

Ben 25 senedir bu ülkede yasayan biri olarak burada doğup, büyümüş olan gençlerin bilmedikleri bir Hollanda’yı geçmişimden tanıyorum. Yaşıtım yerli Hollandalılar ile oturup Facebook’ta küflü resimlere bakıp, Hollanda nostaljisi yapabiliyorum, “eskiden NS böyle miydi!” muhabbetleri. Onlar ile ‘değişimin’ yani bu ülkenin zamanın şartlarına adaptasyonun tarihi surecinde, pek çok konuda şahsi tanıklık açısından hem fikir olabiliyorum. Bugünün WI-FI gençliğine Türk, Hollandalı, Surinamlı, kökeni her ne ise, topyekûn sövebiliyorum. Ve şu var çok açık: bugünkü Hollanda, içinde yasayan azınlıklara, başka ülkeler ile karşılaştırdığımızda hatırı sayılabilir şekilde daha iyi derecede adapte olabilmiş bir ülke. Ben buraya geldiğimde ‘adapte olmak’ sadece bireysel bir süreç idi. Bireyin kendi etnik topluluğundan bağımsız olarak yapılması gereken, hatta dışa kapalı olan o toplulukların içerisinde bulundukça mümkün bile olamayan bir işdi. Bugün bireysel adaptasyon hemen hemen mümkün bile olamayan bir şey. Yani eğer kendi etnik gurubunun içerisindeysen onun dışarısı veya içerisi diye bir şey pek kalmadı. Dil bilmemek o günlerde en büyük engel idi. Öyle söyleniyordu sürekli olarak. Oysa bugün Hollandaca bildiği halde Hollanda’ya ‘adapte olamayan’ yani bu ülkede mutlu ve amaçlarına ulaşmada başarılı olamayan pek çok insanimiz var. Fakat büyük ölçüde, etnik guruplar yeni gelenlerin Hollanda’ya hızlı bir şekilde adapte olmalarını sağlayabilecek kapasitedeler ve bu bicimde organizeler. Mesela bireysel basari gösterenlere gurup tarafından ‘yoldan çıkmış’, ‘aslini inkârcı’ gözüyle bakılmıyor. Bu tavırlar hala var olsalar bile çoğunluğu ikna edici tavırlar değil artık. Tam aksine bu kişilerle grup övünmeye bile başladı, sahip çıkmaya, gözetmeye başladı.

 




1998’den günümüze kadar üç kitap yazdınız. Yazarlık serüveniniz nasıl başladı?

 

Serüven demesek ona! Ben aslında Türkçe yazıyordum. Ama bu arada Hollandaca öğrenme ile meşguldüm. Bu öğrenme surecinde en üst nokta kendini tam ifadedir. Bu yüzden belli bir noktada Türkçede yazılı ifade edebildiklerimi Hollandaca olarak ifade edebilme zorunluluğu vardı. Bu yüzden Hollandaca Türkçe bir tercüman bulup ondan Türkçeden Hollandacaya çeviri dersi almak istiyordum. Yayınevlerine telefon ederek böyle birisini aradım. Ama maalesef benim yazılarımı anlayıp tercüme edebilecek seviyede iki dile de hakim bir tercüman bulunamadı. Bu yayınevlerinden birisi tercümeyi kontrol örneği olarak gönderdiğim metindeki on, on beş cümlelik Hollandaca tercümelerimi beğenip eğer kitap yazarsam yayınlamak istediğini belirtti.

 

Hollanda’nın  Felsefeci Yazarlarından Sevtap Baycılı İle  Yazarlık Üzerine Konuştuk

 

Okuyucular kitaplarınızda farklı olarak ne bulacaklar?

 

Bunu ben bilemem. Okuyucuya bağlı olarak değişir. Ben yazılarıma okuyucu okuyunca bulsun diye bir şeyler koymuyorum. Ama en önemli özelliği bence kitaplarımın, okuyucuyu üstünkörü okumalardan vazgeçirip, doğru düzgün okuma yapmaya zorlamalarıdır. Yayıncımın deyisiyle, dinlene, dinlene. Düşünme molaları vererek, kendi içinde tartışarak. “Anladım mı anlamadım mı” şüphesini sürekli olarak yenemeden. Üstünkörü okursa fena yorulup hiçbir şey anlamayabilir.

 

Felsefeci olmanız doğal olarak olaylara olan bakış açınızı da etkiliyordur diye düşünüyorum; belki daha akılcı, belki daha eleştirel ve belki daha marjinal.. Böyle misiniz?

 

Asla, kesinlikle değilim. Allah korusun. İşin şakası bir yana, ben nasılsam öyleyim, hep böyleydim. Başkalarının ne kadar akılcı veya marjinal olduğunu, neyi neden yaptıklarını ben bilemem, değerlendiremem. Kendim ile de böyle bir karşılaştırma yapamam. Ama sanmıyorum ki birileri beni sırf felsefeci olmam nedeniyle daha ‘marjinal’ bulabilsin. Veyahut ‘daha’ akılcı vesaire…

 

Kitaplarınız Hollandaca olarak basılmış durumda. Direkt Hollandaca mı yazıyorsunuz ya da ilk önce Türkçe yazıp Hollandacaya mı çeviriyorsunuz?

 

Hollandaca yazıyorum. Hep öyle yaptım.

 

Sizce Hollanda’da doğup büyüyen Türk gençleri arasından neden yazar çıkmıyor? Çıkabilir mi?

 

Ben yazar çıkmadığını düşünmüyorum. Yazar çıkıyordur ama başlamadan vazgeçiyorlardır. Zor meslek. Ama yazmaya, konuşmaya yetenekli gençlerimize dersler verilebilir, onlara “yazar olma” yerine yazma ve konuşma dersleri verilebilir ki yazmayı, konuşmayı öğrenmeden, bunlardan zevk almayı bilmeden, direk olarak bir kitap yazarak yazar olunmaz. Böyle aktiviteler ile, konuyla ilgilenen gençler bir araya toplanıp, birbirleri ile tanışırlar, ortamları olur, kendilerini geliştirebilecekleri bir grupları.

 

Gençlerimize, özellikle yazma işiyle bir şekilde uğraşan gençlerimize bir mesajınız olacak mı?

 

Devam edin, bırakmayın, vazgeçmeyin! Yazdıklarınız istediğiniz gibi olmadığında pes etmeyin! Beğendiğiniz yazarlar gibi yazmaya uğraşmayın. Ne başkaları gibi olmak, ne de illa “başkalarından” farklı olmak için çabalamayın. İkisi de boş çabalardır. Çünkü, inanın ki siz ne iseniz osunuz. Bu bir değişmezdir. Fakat gelişmek, güzelleşmek her insan için mümkündür. Yeter ki kendinizi aramaktan, stilinize ulaşmaktan korkmayın. Mutlaka bir gün gelir içinizdeki yazar saklandığı yerden çıkar ve onunla tanışırsınız. Ondan sonra yapılacak tek iş, onunla uzlaşarak, çalışıp, eser üretebilmektir.