Alkışlanan Yanlış ve Çöküş


  • Kayıt: 01.01.2026 15:49:54 Güncelleme: 01.01.2026 15:54:57

Alkışlanan Yanlış ve Çöküş

Ebubekir TURGUT

Gördüğüm şey; kelimeleriyle kadını aşağılayan, insanı değersizleştiren, sokak ağzını marifet sanıp bağırarak sahne dolduran bir figür. Ve daha da düşündürücü olanı, karşısında coşkuyla alkışlayan kalabalık.

Asıl soru şu: Orada alkışlanan ne?
Müzik mi? Sanat mı? Yoksa normalleştirilmiş bir çürüme mi?

Toplumsal çöküş dediğimiz şey, bir gecede yaşanmaz. Ne bir kararnameyle olur ne de tek bir olayla. Yavaş yavaş, sessizce ve çoğu zaman “eğlence” ambalajıyla gelir. Yanlışı, doğruymuş gibi sunarlar. Biz de sorgulamadan tüketiriz. Çünkü alkışlamak, düşünmekten daha kolaydır.

Sanat dediğin şey insanı yükseltir. Düşündürür. Zenginleştirir. Kültür taşır, değer üretir.

Bir şarkı bazen bir kitap kadar derin olabilir; bir beste, bir neslin hafızasında iz bırakabilir. Ama bugün sahnede izlediğimiz şey, insanı yukarı taşımak yerine aşağıya çeken bir dile dönüşmüş durumda. Üstelik buna “özgürlük”, “tarz” ya da “çağın dili” denilerek kalkan bulunuyor.

Oysa mesele özgürlük değil. Mesele sorumluluk.

Kadını aşağılayan bir dil, insanı nesneleştiren bir üslup, küfrü ve şiddeti normalleştiren sözler sanat olamaz. Alkış sayısı, yapılan şeyin doğru olduğunu göstermez. Tarih bunun tersine örneklerle dolu.

Daha tehlikelisi ise şu: Kimse çıkıp “Bu normal değil” demiyor. Ya da diyenler, “eski kafalı”, “gerici” yaftasıyla susturuluyor. İşte tam da bu noktada sorun büyüyor. Çünkü bir toplum, yanlışları savunmaya başladığı gün değil; yanlışları alkışladığı gün çöküşe geçer.
Unutmayalım:Bir toplumun çöküşü, değerlerini kaybetmesiyle değil; değer kaybını eğlence sanmasıyla başlar.

Ve sahnede ne söylendiğinden çok, bizim neyi alkışladığımız asıl meseledir.