Hollanda’da siyaset dediğiniz şey bazen sandıkta değil, aynada kaybedilir…
Ve o aynaya bakmak istemeyenlerin partisi çatırdar.
Geert Wilders’in PVV’sinde yaşananlar sıradan bir “parti içi anlaşmazlık” değil. Bu, tek adam siyasetinin kaçınılmaz sonudur. Yedi milletvekilinin bir gecede “biz yokuz” deyip kalkması, buzdağının görünen yüzü sadece. Asıl mesele, yıllardır kimsenin yüksek sesle söyleyemediği soruda gizli:
PVV bir siyasi parti mi, yoksa Wilders’in kişisel platformu mu?
Parti var, üye yok
Demokrasi var, tartışma yok
Seçmen var, söz hakkı yok
PVV’nin alametifarikası yıllardır belli:
– Tek üye: Geert Wilders
– Tek karar verici: Geert Wilders
– Tek yön: Geert Wilders’in ruh hâli
Şimdi bu yapının içinden yedi kişi çıkıp diyor ki:
“Böyle siyaset olmaz.”
Haklılar mı?
Bakın Hollanda gibi kurumsallaşmış demokrasilerde partiler kişilerle değil, mekanizmalarlayaşar. Wilders ise mekanizmayı değil, sadakati seviyor. İtaat eden kalır, soru soran gider.
“Sağ seçmen için yapıyoruz” cümlesi boşuna değil
Ayrılan milletvekillerinin en kritik cümlesi şu:
“Bunu kendimiz için değil, sağ seçmen için yapıyoruz.”
Bu cümle, Wilders’e atılmış siyasi bir tokattır.
Çünkü sağ seçmen şunu soruyor artık:
– Sürekli bağırmak dışında ne yaptınız?
– İslam karşıtlığı tweet atmaktan öteye geçti mi?
– Seçmenin cebine, evine, geleceğine dair ne değişti?
Cevap sessizlik…
Wilders’in İslam takıntısı, seçmenin hayatını kurtarmıyor
“İslam’la ilgili provoke edici paylaşımlar sorun çözmüyor.”
İşte kırılma noktası bu.
Wilders yıllardır İslam üzerinden siyaset yapıyor ama:
– Konut krizi bitmedi
– Sağlık sistemi düzelmedi
– Hayat pahalılığı azalmadı
Popülizm doyurmaz. Bir süre heyecan verir, sonra aç bırakır.
“Kara gün” mü, kaçınılmaz gün mü?
Wilders “PVV için kara gün” dedi.
Hayır Geert…
Bu bir uyanma günü.
Tek adam partileri hep aynı kaderi yaşar:
Önce alkış çoktur,
sonra koltuklar boşalır.
Bugün Markuszower gider,
yarın başkası…
Ve bakın ironinin büyüğüne:
Wilders’in yıllardır savunduğu “üyesiz parti modeli”, şimdi kendi partisinin mezar kazıcısıoldu. Çünkü yarın bir gün “üyesi olmayan partiler yasaklansın” denirse, ilk hedef PVV olacak.
Asıl soru şudur
Wilders’siz PVV olur mu?
Belki…
Ama Wilders’li, Wilders’ten başka kimseyi istemeyen bir PVV sürdürülebilir mi?
Asla.
Bu yaşananlar bize bir kez daha şunu gösteriyor:
Demokrasi, sadece sandık değil;
itiraz edebilme hakkıdır.
O hak yoksa, parti vardır ama siyaset yoktur.
Ve unutmayalım:
Tarihte hiçbir lider,
kendi gölgesinin altında büyüyen bir parti kuramadı.
Son söz:
Wilders bağırmaya devam edebilir.
Ama artık onu dinleyenler azalıyor.