Hollanda’yı Sevemeyen Göçmenlerin 100 Yıllık Yalnızlığı


  • Kayıt: 11.12.2023 21:03:32 Güncelleme: 11.12.2023 21:03:32

Hollanda’yı Sevemeyen Göçmenlerin

100 Yıllık Yalnızlığı

Mutluluk, soyut bir kavram olsa da, yaşanılan ülkede mutlu olmak yaşam kalitesi ile bağlantılıdır. Genellikle, yaşanılan ülkeyi, yaşanılan Hollandalı komşuları ve hemşehrilerini sevmek ve kabul etmek en önemli soyut duygulardan biridir. Gelen ülke, alınan eğitim ve yetişilen aile, çevre ve ortam da en önemli mutluluk etkileyen etkenlerdendir.

Şikayet kültürü

Bazı göçmenler, var oldukları değerlerin, varsıllığın, çevre ve devletin sosyal olanaklarına rağmen sahip oldukları sorunları iyileştirmek için çaba ve mücadeleden çok şikayet etmeyi seçerler. Tabii ki bu insanların toplum içinde geri kalarak zaman içinde mutsuz bir ömür kültürüne sahip olurlar.

Benzemezliğe uyum

Bize benzemeyeceklerine göre, biz onlara mı benzeyelim? Bilemem. Belirleyici olan Hollanda toplumu bizim kültürümüze uymayacağından, sadece saygı göstererek birden çok ortak evrensel yaşamı bulmak ve kurmak mümkündür. Bu konuda var olan imkanlar az da olsa değerlendirilse bile, biz yine Hollandalı komşularla yan yana yaşıyoruz. Birlikte yaşama giden yol yan yana yaşamaktan geçer.

Kin ve nefret

Arkadaşlar ben bazen anlayamıyorum. Sebebi ne olursa olsun, mutlaka haklı olduğumuz yönlerimiz yok mu? Var tabii. Yalnız bu yaşanan ülkede çok zaman suç derecesine yaklaşan kin ve nefret duygusunu anlamakta zorluk çekiyorum.

Yaşadığımız sürece…

Orta yolu, akıllı yolu, birlikte yaşamak için evrensel değerlerde buluşmayı deniyorum ve deniyorum. Yarın çantamı alıp doğduğum topraklara gidemeyeceğime göre, ortak değerlerde yaşamı zorlaştırmadan, çalışarak sahip olduklarımızla mutlu ve huzurlu olmaya çalışmaktan geçer. Saf olmak gerekir. Son yıllarda öyle bir toplum inşa ettik ki “biz ne kendimizi, sağcısını, solcusunu, Kürdü’nü, Arnavutu’nu, ne de Çerkezini sevdik. Nasıl olur da biz yaşadığımız ülke Hollanda’yı ve Hollandalıları sevebiliriz?

Bıraktığımız Türkiye nerede?

Uzun yıllar önce çalıştığım İşkur’a kayıt ve bilgi işleme gelen ve 25 yıl Yeni Zelanda’da ikamet etmiş bir Hollandalı bir bayan “Hollanda artık benim bıraktığım ülke değil, ben geldiğim Yeni Zelanda’ya geri döneceğim” diyordu. Geldiğimiz ülke, şehir, kasaba ve köy acaba bıraktığımız gibi mi? Bana göre birden çok yönlü değişime uğramış bir Türkiye ve bıraktığımız ülke artık o Türkiye değildiyebiliriz.

Hollanda’da en önemli gelişme?

Bugün, Hollanda Adviesraad Migratie yeni göç ve göçle ilgili ve göce orantılı iş pazarındaki gelecek yılların gerekli olan insan gücü ve çalışacak nitelikli eleman ihtiyacı hakkında rapor verdi. Evet 2040 yılına kadar Hollanda ekonomisi, insan kaynakları ve gerekli olan işgücü sayısı tam tamına 3 milyon. Hollanda’da doğan belirgin sosyal, ruhsal ve fiziksel engeli olmayan eğitimli gençlere İş pazarının sunacağı çalışma, iş, gelir ve istihdam önemli. Vraag en aanbod/ arz ve talep.

Artık Rijssen, Staphorst, Ede ve Urk’deki Remormist ve kalvanist işverenin iş başvurusu yapanların Türk ve Müslüman olduğuna bakma lüksü bulunmamaktadır. Rijssen’daki geleneksel aile İnşaat firması artık bir Türk inşaat mühendisini işe alabilmekte. Bundan 10 önce, iş başvurularındaki mektuplarda Fatma, Ayşe, Ahmet, Mehmet, Hasan ve Muhammedi gören ve mektubu çöp kutusuna fırlatan insan kaynakları müdürü, bugün o mektupları çöp kutusuna atma lüksüne sahip değil. Tabii ki gelecek yıllar için saklamak zorunda.

Çocuklarımız okullarını bitirerek Hollanda toplumuna entegre olarak yeni bir yaşam kurmaya çalışıyorlar. Her olumsuz iş başvurusunun arkasında ötekileştirme, ırkçılık ve başka olduğumuza aramadan, yaşam mücadelemize olumlu, enerjik ve güvenli bir şekilde devam etmek gerek. Siz ne dersiniz?

Sevgilerimle hoşçakalın.

Nejat Sucu