Korona salgını ve krizinin sonuçları henüz tam olarak ortaya çıkmasa da, en fazla zarar görecek olanların çocuklar ve kadınlar olacağını yazmıştım. Tabii ki kadınlarımızı da çocuklardan ve değerli hayat arkadaşları, eşlerinden ayrı düşünmemiz mümkün değildir. Bu yeni krizle birlikte, erkeklerin ekmek kazanma ve eve ekmek getirme gibi en doğal hakları nedeniyle “kadın hakları ve emancipatie” daha da zor bir hâl almıştır.
O günlerde, evde kalarak gelecek için yeni ve güzel faaliyetlere hazırlanabileceğimizi söylemiştim. Yapılması gerekenlerden biri de, Hollanda’da kadının yeniden aydınlanması, gelişmesi ve Hollanda toplumunda yerini alma hareketidir diyerek, kadınların aydınlanmasını ve gelişimini savunmuştum.
Geçen yılların analizi ve gelecekte kadın hareketi
Geçmiş dönemde, kadının toplumsal katma değeri kısmen de olsa artmış olmasına rağmen, kadın aydınlanma ve gelişme hareketi erkeklerin güdümünden çıkamadı. Belirli bir kısım kadınlarımız ise, asimile olarak tamamen Hollanda toplumunun birer parçası oldular.
Tabii ki erkeğin gelenekçi ve kurallara bağlı anlayışı içinde kadın, özgür düşünce, karar ve yaşam seçeneğinde kendi olgunluğuna kavuşamamaktadır.
Erkekler mutlaka destek vermeliler!..
Aslında benim feminist anlayışım, yaşanan bir toplumda “erkek ve kadının birbirine eş değerde, kendi öz gelişimiyle olgunlaşmasıdır.” Ancak küresel şartlar ve ülkesel ilişkiler bugün bunun kolay olmadığını göstermektedir.
Doğal felaketler ve savaşlar…
Yaşam hakkını yok eden doğal felaketler ile iç ve dış savaşlar, kadının kazanmış bulunduğu bütün haklarını yok etmektedir. Kadın, hem kendi hem de diğer kadınlar için mutlaka savaşa karşı durmalıdır.
Son yıllarda, haklı yaşam hakkını anlamak ve onun öncelikli olduğunu söylemek yanlış olmaz. Fakat çoğu zaman kadın hareketi, erkeğin yanında ek ve destek unsuru olarak kalmış, kendi kutsal, doğal ve ütopyatik hedefleri uğruna erkeğin suyuna giden bir yapıya dönüşmüştür. Bu nedenle “demokratik ve öz hak ve idareyi aramak” çoğu zaman olanaksız hâle gelmektedir.
Bunun içindir ki “kadın özgürlüğü ve özgür kadın hareketi, erkeklerin izin verdiği sürece ve sınırlar içerisinde kalmaktadır. Bazen özgürlük; yaşam biçimi, fiziksel şekil ve insani ilişkilerle sınırlıdır.”
Bizim de biraz katkımız olsun
45 yıldır Hollanda’da çeşitli örgütlenmelerin ve yönetimlerin içinde bulundum ve çoğu zaman yakından takip etme imkânım oldu. Felemenkçe ve Türkçe’yi yeterli derecede okuyup, anlayıp ve yazabilmek aslında bizler için sosyal ve kültürel bir zenginliktir (sociale en culturele verrijking). Sahip olduğumuz bu zenginliği neden daha iyi bir şekilde kullanmayalım?
Yeni politikalar gerekli mi?
Hollanda’da yerel, bölgesel ve ulusal politikaların mutlaka göçmen kadın hareketi ve geleceği hakkında planları ve projeleri olmalıdır. Çalışan kadınlar ve kadın örgütleri ödüllendirilmeli ve desteklenmelidir. Bu konuda kadın hareketi çoğu zaman yalnız kalmakta, nadiren Hollandalı emsalleriyle birlikte yaşamın ve mücadelenin içinde yer alabilmektedir.
Kadınlarımızı 100 yıl önce şairimiz Nâzım Hikmet ne güzel anlatmış.
O kadınlarımız, Kurtuluş Savaşı’nın büyük cesaret ve var oluşun yeniden doğuş hikâyesinin kahramanları olan analarımız, bacılarımız ve yavuklularımızdı…
(Nazım Hikmet’in “Kadınlarımız” şiiri metinde yer aldığı gibi korunmuştur.)
Saygı ve sevgilerimizle anıyoruz. Hoş ve güzel kalın.