Sanki Sorun Hep Kadınınmış Gibi Düşünenler Bizler Değil miyiz?


  • Kayıt: 10.12.2025 17:27:44 Güncelleme: 10.12.2025 17:30:24

Sanki Sorun Hep Kadınınmış Gibi Düşünenler Bizler Değil miyiz?

Nejat Mustafa Sucu

Hollanda’da kadın girişimciliğine yeterli ölçüde kredi, destek ve sübvansiyon sağlandığında ülke ekonomisinin en az yüzde 10 oranında büyüyebileceği belirtiliyor. Kadınların girişimci olarak daha görünür ve aktif olması, kişi başına düşen Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’da yaklaşık 139 milyar avroluk bir artışa bile işaret ediyor.

Ancak kadınlar hâlâ finansal desteklere erişimde erkeklerle aynı kolaylığı yaşamıyor. Kredi kurumlarında ve bankalarda başvuruları çoğunlukla erkek uzmanlar değerlendiriyor. Sosyal ilişki ağları erkek girişimciler kadar geniş olmadığı için de kadınlar dezavantajlı bir noktada duruyor. Buna karşın, güçlerini birleştiren kadın girişimciler hem sosyal hem ekonomik hem de toplumsal yaşamda daha etkili bir konum istiyor. Bu nedenle Hollanda’da kadının tarihsel rolü, toplumsal dönüşümlerdeki emeği ve aydınlanmadaki katkıları bütüncül şekilde yeniden ele alınmalı.

Kadının Özgürlük Sorunu: Erkek Egemen Alanlar

Kadının en temel özgürlük sorunu, bana göre, erkek egemenliğinin hâkim olduğu aile yapılarından mahallelere, yönetimlerden meclislere kadar uzanan geniş bir toplumsal doku içinde şekilleniyor. Elbette tüm bu insanlık dışı uygulamalar, baskılar ve eşitsizlikler kadının bilgisizliğinin, bilinçsizliğinin ve kendi özgürlük hakkını savunamamasının da payını taşıyor. Kadının desteği alınmadan bu kadar yoğun bir baskı düzeni kurulabilir miydi?

Dahası, savaşlar sürdükçe kadın haklarından, çocuk ve hayvan haklarından, hatta en temel yaşam hakkından bile söz etmek mümkün değil. Etnik, inanç temelli ve bölgesel çatışmalar kadının zaten sınırlı olan yaşam olanaklarını daha da kötüleştiriyor.

Bugün hâlâ Musul’da, Rakka’da veya Afrika’nın bazı bölgelerinde kadınların köle pazarlarında satıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Buna ne kadar tepki gösterebiliyoruz? Sözümüz ve eylemimiz ne kadar güçlü?

Binlerce mültecinin daha iyi bir yaşam umuduyla Avrupa yollarında kadın ve insan tacirlerinin eline düştüğünü unutmayalım.

Bu tabloda benim, senin ve hepimizin payı yok mu?

Sorun Ataerkil Aile mi?

Ataerkil aile yapısında dışarıdan gelecek etkilere karşı aile içinin güvenli tutulması amaçlanır. Ancak bu “koruma” anlayışı kadının özgürlüğünü sınırlar. Ahlaki ve görgü kuralları adı altında kadının davranışları kısıtlanır, ihlal eden kadınlar dışlanır, cezalandırılır ve örnek olarak gösterilir.

1950’lerden sonra Anadolu’da yaşanan büyük şehirleşme dalgası, feodal aile yapısını çözmeye başlasa da şehir kültürüyle tam anlamıyla bütünleşme ancak üçüncü ve dördüncü kuşakta gerçekleşebildi. Çekirdek aile yapısı güçlenince politik tercihlerin bile değiştiğini gördük.

Avrupa’daki Anadolu Göçmeni Neden Daha Muhafazakâr?

Avrupa’ya göç eden ilk kuşak Anadolu insanının Türkiye’deki hemşerilerinden daha muhafazakâr görünmesinin birçok nedeni var:

  • Düşük eğitim oranı ve sınırlı dil becerisi nedeniyle Hollanda toplumuyla güçlü bir kültürel etkileşim kuramadılar.
  • Vatan özlemi ve geçici kalma düşüncesi, onları kendi değerlerine daha sıkı sarılmaya itti.
  • Gurbet psikolojisi güçlü bir kimlik arayışı yarattı.
  • Anavatanla sürdürülen yoğun siyasi ve kültürel ilişkiler, bu kimliğin sürekli beslenmesine yol açtı.
  • Geri dönme umudu tükendikçe camiler, dernekler ve cem evleri üzerinden yeni bir aidiyet alanı oluşturuldu.

Dogmatik İdeolojiler Kadını Köleleştirir mi?

Dogmatik düşünce biçimleri, kadının özgür yaşamını kısıtlar. Kadına özgür düşünme ve özgürce yaşama imkânı sunmaz. Kadın, yalnızca belli kalıplar içinde “korunduğu” sürece özgür sayılır. Erkek izin verdiği sürece var olan bir özgürlük…

Feminist Aydınlanma Yalnızca Belirli Kesimlere mi Hitap Ediyor?

8 Mart’ta İstiklal Caddesi’nde yürüyen feministler bir kesime hitap ediyor gibi görünse de, toplumsal aydınlanmanın öncü gücü yine bu hareketlerdir. Ancak bu aydınlanma, yalnızca İstanbul’da ya da büyük şehirlerde değil, bütün kasabalarda ve şehirlerde örgütlenmeli.

50 Yılda 500 Yıllık Değişim

Örneğin, 50–60 yıl önce Anadolu’nun birçok yerinde yemeklik et ve yumurta önce erkeğe ayrılırdı. Kadınların şehir merkezine tek başına gitmesi bile olağan değildi. Yabancı erkekten kaçınma kültürü, yer yer öyle aşırıya varıyordu ki, Göre Kasabası’nda horozdan bile “erkek olduğu için” yüzünü kapatan kadınları gördüm.

Bugün geldiğimiz noktada, Cumhuriyet’in kadına sunduğu vatandaşlık ve eğitim hakları sayesinde 60 yıl içinde 500 yıla bedel bir toplumsal dönüşüm yaşandığını söyleyebiliriz.

Peki Sorun Nasıl Çözülür?

Kadın sorunu ancak erkeğin ve toplumun birlikte özgürleşmesiyle çözülür.

Kadın sorunu eğitimli anneyle, demokrasiye ve insan haklarına kalpten bağlı bir toplumla çözülür.

Eşit paylaşım, eğitim ve özgür düşünce kültürü olmadan hiçbir ilerleme kalıcı olamaz.

Ve en önemlisi:

Değişim ancak bireyin kendini değiştirmesiyle mümkündür.

Saygı ve sevgilerimle,