Geleceğin umut toplumu Hollanda Türkleri:
Bu sabah yine iyimser bireyden mutlu toplumlara giden yolda…
Geçen yıllarda Rusya–Ukrayna savaşı, Filistin’de bir yüzyıldır çözülmeyen paylaşım sorunu, dengesiz yaşam mücadelesi ve Amerika’da yeniden sermayenin temsilcisi Donald Trump bizleri mutsuz etmeye yeter de artar bile. Ama bir de “ama”sı var: Binlerce yıldır insanoğlu, umutsuz görünen toplumsal dengeleri gelecek için kurmuş ve kurmaya devam etmektedir. Multimedya ortamında bugün küçük bir gezintiye çıktım. Aradığım; yeni insana umut verecek yazılar, geleceğe yönelik yaşam felsefeleri, geçmişin olumsuzluklarından ve kavgalarından uzaklaştıran, birlikte yaşam sevincini umuda dönüştürecek paylaşımlardı; ancak bunlara rastlamaktan oldukça uzaktım.
Hollanda’daki en büyük dinamiklerimiz ise?
Evet, Hollanda’da eğitimli, istekli, uyumlu ve mesleklerinde erbap; kalifiye ve nitelikli bir nesil yetişmeye devam ediyor. Gelecek yıllarda Hollandalıların doğurganlığı ve nüfusu artmayacağına göre; bizler, çocuklarımız ve torunlarımız bu açığı kapatarak pazardaki yerimizi ve kıymetimizi bilmek, hak edilen millî gelirden (GSYH) payımızı almak ve artırmak zorundayız. Türk toplumu bu konuda çekingen ve korkak görünse de, gelecekten ve “mutlu ve kaliteli bir Hollanda yaşamından” söz ederek bilinçli, istekli ve cesurca gündem oluşturmak önemli bir hedef olmalıdır.
Yıllar önce bizlere “efendi” diye hitap edilirdi.
Aslı ve kökeni ne olursa olsun, mesleğinin erbabı olan temiz giyimli bir satış görevlisi vardı. Bizim Türkler hemen bir isim takardı; onlara göre o satıcı “Musevi” idi. Oysa önemli olan ne olduğu değil, insana bakış ve davranış biçimidir. Mağazaya ilk adım attığınızda “Günaydın efendim” diye karşılanmak, bir topluma duyulan saygının ve kabulün işareti değil midir? Bu aynı zamanda Türk toplumunun ne kadar nazik ve ali cenap bir millet olduğunun da göstergesiydi; Hollanda diasporasındaki Türkler için güzel bir örnekti.
Birbirimize güvenimiz…
Hep birlikte aynı sokakta, köyde, kasabada, şehirde ve ülkede yaşıyoruz. Yaşanabilir bir mahalleden başlayarak yaşanabilir bir ülkeye ve dünyaya giden yol hepimizden geçiyor; bugün kullanıyoruz ve gelecekte de kullanacağız.
Geleceğe umutla bakabilmek, güneşin doğuşunu ve batışını sevinçle izleyebilmek hepimizin bitmeyen arzusu olmalıdır. Birbirimize güvenmek zorundayız ve eşit paylaşımı gerçekleştirerek suni kavgaların olmadığı bir yaşam için inatla mücadele etmeliyiz. Başka çaremiz ve seçeneğimiz yok.
Saygı ve kabul toplumlarını yaratabilmek
Yaşlanan Hollanda’nın bizlere ihtiyacı var mı? Evet. Sevseler de sevmeseler de arz ve talep dengesi gereği bize gereksinim duyan yaşlanan bir Hollanda toplumu var. Hollanda’da her birey ve her toplum birbirine benzemek zorunda değildir. Tek tip insanı özleyen toplumlarda gönülden saygı ve hoşgörü azalır; toplumsal huzursuzluklar doğar. Kimse kimsenin düşüncesini ve yaşam biçimini kabul etmek zorunda değildir; fakat saygı duymak zorundadır. Yapılan yasalar da çok renkli ve çok kültürlü toplumun bir arada yaşamasını düzenleyici ve yönlendirici olmalıdır.
Mutsuz insanlar da olacaktır…
Yakınımızda, çevremizde, mahallemizde ve ülkemizde mutsuz, yaşamdan beklediğini bulamayan insanlar vardır. Sayıları azınlıkta olsa da mevcutturlar. Bu kişilerin çoğu, yaşama olumsuz ve karamsar bakarak başkalarını suçlamakta ve kendi egolarını tatmin etmeye çalışmaktadır.
Oysa karamsarlık yerine umut mümkündür. Soğuk bir kış sabahında bile hayat, baharı ve yeni umutları müjdeleyebilir. Güzelden, güneşli günlerden, çocukların muz ve bisküvi yemesinden söz edelim. Olumlu ve iyimser düşünmeye başladığımızda yaşamımız da iyimserleşir ve birlikte yaşadığımız çevreye fark etmediğimiz kadar büyük katkılar sağlar.
İyimser toplumlar; çalışan, üreten, paylaşan, barış ve refah içinde yaşayan toplumlardır. Gelin kendimizden başlayalım. Hepimiz aş, eş, iş ve başımızı sokacak bir ev istemiyor muyuz?
Gelecek güvencesi, yaşam güvencesidir
Hollanda’da uzun yıllardır gündemde olan “gelecek güvencesi” tartışmaları; güvensizlik, silahlanma ve milyarlarca avroluk savunma bütçeleriyle birlikte sağlık ve sosyal devlet harcamalarında tasarruf planlarını da beraberinde getirmiştir. Tüm bunları onaylayan bir seçmen kitlesi de vardır. Kaliteli yaşam güvencesi zamanla millî güvenlik kavramına indirgenmiş ve vergilere gerekçe hâline getirilmiştir.
Ne dersiniz?
Halk şairimiz Cahit Sıtkı Tarancı’nın Memleket İsterim şiirinde dediği gibi:
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların, çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.