Her gördüğüne yorum yapmamanın sebebi bazen cahillik değildir. Bazen fazlasıyla bilmenin, farkındalığın ve imtihandan çekinmenin bir sonucudur.
Çünkü bazı hakikatler vardır ki…
Sadece dil değil, kalp de ürker onları söylemeye. Çünkü “Ben olsam…” diye başlayan her cümle, bir gün seni “olduğun hâl” ile sınayabilir.
Benim fikrim yok değil. Aklım da var, kelimem de. Ama bazen susuyorum. Çünkü dilimden dökülecek her kelime, yarın önümde bir imtihan kâğıdı olabilir.
Bir annenin evladına sabrı hakkında fikir
yürütmüyorum mesela. Çünkü yarın kendi evladımla sınanabilirim. Birinin boşanmasını, evliliğini, anneliğini, evladının isyanını, kimsesizliğini, çaresizliğini konuşmuyorum. Çünkü söz büyür. Ve kader, çok duyanları değil, çok konuşanları sınar.
Eskiler derdi ki:
“Allah, kulunu diliyle sınar.” O yüzden ben bazen susuyorum. Çünkü fikrim yok değil, haddimi biliyorum.
Tasavvufta “sükût” hâli vardır. Bilir ama konuşmaz. Görür ama yargılamaz. Hakikate teslim olmuş bir gönül, Allah’ın işine yorum katmaz.
Senin hikâyeni bilmeden hüküm vermem ben. Çünkü senin imtihanın, belki benim secdelerimin karşılığıdır. Senin düştüğün
yer, belki benim henüz geçmediğim bir uçurumdur. Ve ben konuşursam, belki Allah der ki: “Madem bu kadar kolaydı senin için, hadi şimdi sıra sende.”
O yüzden susuyorum. Kimi zaman nefsimi, kimi zaman dilimi dizginliyorum. Susmak acıdır, ama bazen en büyük teslimiyettir. Çünkü her şeyin cevabı olmak, iman değil.
Bazen cevap verememek de bir iman edebidir.
Bilmek değil, sınanmaktan korkuyorum.
Bu yüzden bazı konularda konuşmuyorum.
Çünkü ben hüküm değil, secde etmeye geldim. Bir annenin çocuğunu bırakıp gitmesine öfke duymuyorum artık. Çünkü onun ruhunda ne fırtınalar koptuğunu bilmiyorum. Belki bir hastalığın pençesindeydi, belki bir çaresizliğin.
Belki “gitti” dediğin aslında “kaçtı”, belki “bıraktı” dediğin aslında “kurban oldu”.
Ben o satırların hangi cümlesinde olurdum, bilemem.
Bu yüzden sustum.
Çünkü anlamadığın bir yük hakkında yorum yaparsan, Allah seni o yükle tanıştırır.
Bir adamın evine dönmeyişine de yorum yapmadım. Çünkü kim bilir kaç kapıdan kovuldu, kaç gecedir içini kanatarak susuyordu.
Bir kadının giydiği kıyafete bakıp da içindeki yangını göremeyen gözlere benzemek istemedim. Belki senin haram dediğin kıyafetin içinde, Allah’a senden daha çok dua eden bir kalp vardı. Ben o kalbi göremezdim. Ama Allah görürdü. Bu yüzden sustum.
Birinin isyan cümlelerini duydum.
“Allah beni neden böyle yaptı?” diyordu.
İçim burkuldu ama yine de yorum yapmadım. Çünkü ben Allah’a hiç isyan etmemiş biri değilim. Belki daha sessiz ettim, belki sadece içimden, ama O her şeyi duyandı. O yüzden başkasının isyanına taş atacak kadar masum olmadığımı bildim.
Sustum.
Bir annenin çocuğuna bağırmasını gördüm.
Yargılamadım. Çünkü o annenin uykusuz kaç gece geçirdiğini, belki eşinden, belki ailesinden, belki hayattan nasıl darbe aldığını bilemem. Bazen sadece yorulmuştur. Bazen sadece "dayanamıyorum" demeye utanıyordur.
Bu yüzden fikrim vardı ama yine sustum.
Bir genç, inancından uzaklaşmıştı.
Camiye sırt çevirmiş, dua etmeyi unutmuş gibiydi. Ama içini bilmiyordum. Belki çocukken dua ettiği hiçbir şey kabul olmamıştı. Belki de ona Allah’ı hiç sevgiyle anlatmamışlardı. Ben ona “imanını kaybetmiş” demedim. Çünkü belki de sadece imanını kırmışlardı. Sustum.
Birinin yanlışını gördüm. Ama sadaka veriyor, yetime sahip çıkıyor, helale harama dikkat ediyor. Ona “eksik” demedim. Çünkü belki de Allah katında benden daha “tam”dı. Ben sadece şekli biliyordum. Ama Allah, kalbi görürdü.
Yargılamadım. Sustukça bildim ki: İman, bazen dilde değil, hâlde gizlidir.
Ve anladım ki;
İnsan ne kadar susarsa, Allah’a o kadar
yakınlaşır. Çünkü susmak bazen dilin secdesidir. Ve secde, sadece alnın yere değmesi değil, egonun yere bırakılmasıdır.
Fikrim vardı ama sustum. Çünkü bilmek yetmez. Bilmek, imtihana hazır olmak demektir. Ve ben henüz o imtihanların hiçbirini geçmediğim için, Allah’ın işine yorum katmak yerine, O’na sadece boyun eğdim.
Söz söyleme hakkını değil, susma edebini seçtim. Ve duam hep şu oldu:
“Allah’ım, başkasının sınavına yorum yaparak, kendi sınavımı zorlaştırmayayım…”