Nerede Kaldı O 50 Yıl Önceki İdeallerimiz, Umutlarımız ve Ülkülülerimiz?


  • Kayıt: 06.05.2026 16:18:00 Güncelleme: 06.05.2026 18:34:43

Nerede Kaldı O 50 Yıl Önceki İdeallerimiz, Umutlarımız ve Ülkülülerimiz?

Bir dünya özlemimiz vardı; savaşların olmadığı, eşit paylaşımla çocukların çocukluğunu, kadınların kadınlığını ve yaşlıların yaşlılıklarını huzurla yaşayabildikleri aydınlık, mutlu ve barış dolu bir dünya... Peki, bugün neredeyiz? 50 yıl önce başladığımız noktada mı, yoksa bıraktığımız yerden daha iyi bir durumda mıyız? Bilmiyorum. Yine de umutsuz olamıyorum. %1, hatta %0,01 dahi umut olsa, ben yine de umutluyum.

Gelelim Hollanda’ya... Hollanda; zengin bir ülke olduğu, halkın aç ve açıkta kalmadığı, sosyal hakların ve sosyal devlet anlayışının açıkça var olduğu bir ülkeydi. Almanya’dan gelen akraba ve hemşehrilerimiz, Hollanda’nın sosyal haklarından ve devletin güvencesinden imrenerek söz ederlerdi.

2025 yılında Hollanda’da kişi başına düşen milli gelir 62 bin Euro seviyesinde. Biz buna Türkçe’de Gayrisafi Milli Hasıla (GSMH), Hollandaca’da ise Bruto Binnenlands Product (BBP) diyoruz. Ancak son yıllarda Hollanda ve Avrupa’nın ekonomik, sosyal ve kültürel politikaları, sosyal devlet geleneğinden vazgeçerek "kendi başının çaresine bak" anlayışını kabul edip uygulamaya koydu.

Hollanda hükümetine danışmanlık yapan Hükümet Politikaları Bilimsel Konseyi (WRR - Wetenschappelijk Raad voor het Regeringsbeleid) tarafından yayımlanan "Hoe ongelijk is Nederland?" (Hollanda ne kadar eşitsiz?) başlıklı raporda, gelir dağılımındaki dengesizliğe dikkat çekiliyor. Gelir uçurumu giderek büyüyor. Son yıllarda zengin ile fakir arasındaki fark; sahip olunan mal, mülk ve servet bazında daha da derinleşmiş durumda. Kısacası: "Fakir daha fakir, zengin daha zengin" oldu.

Hollandalı Türkler ve Göçmenlerin Durumu

Hollandalı Türklerin bir kısmının ekonomik sıkıntı içinde olduğunu ve %30’u aşan bir grubun fakirlik sınırının altında yaşadığını biliyoruz. Birkaç istisna kaideyi bozmasa da Türk toplumu, ülkenin refahından ve zenginliğinden yeterli payı alamıyor. Toplumsal kabul görmek ve sistemin gerçek bir parçası olmak için, kendi sermayesiyle güçlü bir grubun oluşması ve Hollanda’nın her katmanında temsil edilmemiz gerekiyor.

Benzer bir durum Doğu Avrupa kökenli işçiler için de geçerli. Bulgaristan, Romanya ve Polonya gibi AB ülkelerinden gelen yaklaşık 800 bin göçmen, Hollanda’da zor şartlar altında yaşıyor. Sağlıksız konutlar ve yetersiz gelirle, sürekli bir yoksulluk döngüsü içindeler. Hükümet bu konuda denetim ve tedbir almaya çalışsa da, var olan konut krizi (Huisvestingscrisis) bu grubu derinden etkiliyor. Öte yandan; yabancı, göçmen ve mülteci karşıtı popülist politikalar, mültecileri "günah keçisi" (Zondebok) ilan ederek oy devşirmeye çalışıyor.

Konut Krizi ve Yaşam Biçimi

Konut krizinin en büyük nedenlerinden biri de değişen yaşam biçimidir. Hollanda’da bireylerin tercihlerine ve yaşam kültürlerine dokunmak bir tabudur. Elbette bireysel seçimlere saygı duymak gerekir; ancak yalnız ikamet eden 3 milyon 300 bin kişi için uygun konut üretme zorunluluğu, sorunu daha da çözümsüz kılıyor. Mevcut Avrupa kültürü ve kaynakları, bu devasa sorunu çözmede yetersiz kalıyor.

Uzun yıllar, "güçlü omuzların en ağır yükü taşıması gerektiğini" (de sterkste schouders dragen de zwaarste lasten) savunduk. Bu, Hollanda İşçi Partisi’nin (PvdA) sloganıydı. Ancak zamanla bu yapılar sosyalist paylaşımcı gelenekten koparak neoliberal bloğa yaklaştı. Son yıllarda sosyal dengenin ve adaletli paylaşımın sınıfta kaldığını gördük. Artık kimse paylaşmaktan yana değil; herkes "ben ne yapayım?" demeye başladı. Yakın zamanda Hollanda’nın köklü sol partileri Yeşil Sol (GroenLinks) ve İşçi Partisi (PvdA), "Progressief Nederland / PRO" (ya da ortak blok) adı altında birleşme sürecine girdi.

Gelecek ve İklim Göçleri

Gelir dengesizliği; sosyal, ekonomik ve politik güvensizliği tetikleyerek krizlerin kronikleşmesine neden olacaktır. Bu durum, toplumsal uyumsuzluğu ve umutsuzluğu da beraberinde getirecektir. Önümüzdeki 50 yılda, yaklaşık 150 milyon kişinin iklim göçmeni (Klimaatvluchtelingen) olması bekleniyor. Yeryüzünü; suyumuzu, tarım alanlarımızı ve tüm kaynaklarımızı hoyratça harcadık ve doğaya geri dönülemez zararlar verdik. Tüketim toplumunun bir parçası olarak kimse gelecek nesilleri düşünmüyor.

Gelecek yarım asır; savaşların ve iklim değişikliğinin getirdiği kitlesel göç dalgalarına sahne olacak. Refahın daha bol olduğu ülkelere doğru bu akın durmayacak.

Sonuç: Yaşam Felsefemizi Değiştirmeliyiz

Biz kimseye karşı değiliz; yaşam her bireyin özgür seçimi olmalıdır. Ama burada büyük bir çelişki (Tegenstrijdigheid / Hypocrisie) var. Müslümanlığı anlatan bir hoca, Peygamber Efendimizin üç hurma ile oruç tuttuğunu ve ne kadar mütevazı bir hayat sürdüğünü anlatırken; bir bakıyorsunuz aynı hocanın kızı, Almanya’dan özel sipariş edilmiş 500 bin Euro’luk lüks bir araca biniyor.

Bizde bir laf vardır: "Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!" diye...

Sağlıcakla kalın.

Mustafa Nejat Sucu