Hollanda'nın acısı !


  • Kayıt: 16.06.2026 17:08:47 Güncelleme: 16.06.2026 20:00:49

Hollanda'nın acısı !

Geçenlerde Rotterdam Capelle aan den Ijssel`da intihar eden iki gencin duyarsızca sosyal medyada yayılan filmleri Hollanda`yı sarsttı! Bir apartmanın üst katından önce 16 yaşında bir genç sonra da 14 yaşında bir genç kız atlayarak intihar ettiler. 

Ama bu üzücü olay sonrası tepki doğuran, apartmandan atlayan gençlerin yerdeki ölümlerini ve cesetlerini telefon kameralarıyla filme alarak yayınlayan onlarca gencin tavrı oldu! Sosyal medya, Facebook, Instagram, Snapchat ve Tiktok`ta.  Semt polisi Instagram`daki tepkisinde şöyle diyordu: 

“ Orada birisi yattığı yerde can çekişiyor, yaşam mücadelesi veriyor ve senin aklına o anda bunu filme çekmek geliyor! Hatta daha da kötüsü: bir de bunu Snapchat`ta online yayınlıyorsun! Sanki bir insanın acısı yayınla paylaşılacak bir şeymiş gibi! “

Olay üzerine CDA ve Progressief Nederland partileri böyle olaylarda film çekip yayınlamayı yasaklayan bir yasa önerisi meclise sundular. Bu da başka bir tartışmayı getirdi: gençlerdeki  empati eksikliği ve duyarsızlık yasayla çözülebilecek bir sorun mu ki! 

Hadi diyelim ki filmi çeken € 9000 ceza alacağından korktu ve çekip yaymadı. Bu para cezasından korkarak daha merhametli, yardımsever ve empati sahibi olabilecek mi? Hayır.

Ya film çekenleri haklı göstermeye çalışan Vrije Universiteit profesörlerine ne diyelim : “ Film çekenlerin niyeti kötü değildi, bu bir acıyı paylaşma biçimidir.”

Gelin, empatisizliğin yayıldığı bir ülkeye böyle yasa önerileri ve böyle profesörler yaraşır, demeden önce yakından bakalım. Olay tek değil, kronik! 

Geçen ay Rotterdam Slinge`de bir otoparkta tekmelerle dövülen 15 yaşındaki bir kız çocuğunun görüntüleri sosyal medyada yayınlandı. Çevredekiler yardım yerine, seyretmiş ve filmini çekmişlerdi! 

20 Yıl önce Rotterdam Zuiderpark`ta Faslı bir kız çocuğu suda boğulurken, kıyıda bulunanların seyrettiği ve videoya aldığı medyada skandal olmuştu. Çocuk  boğularak ölmüştü! Trouw gazetesi:  “Biz artık hasta komşusuna sıcak çorbayı bile esirgeyen bir topluma dönüştük!”

O günlerde yazdığım bir Hollandaca gazetede, tesadüfen ayni günlere rastlayan, Türkiye`de Muş yakınlarındaki Murat nehrine düşen bir çocuğu kurtarmak için suya atlayan iki genç kızı örnek vermiştim. Bir yer de film çekenler, diğerinde ise yaşamını tehlikeye atan fedakar genç kızların empatisi, yani uygarlık vardı! 

Tabii ki Türkiye`de olaylarda duyarsızlık hiç yok denemez. Ama empatisizlikte ve seyirci kalmada, kimse buradaki rekoru kıramaz!  Çok şükür ki Hollanda halkının tümü böyle değil.

Hollanda`da `seyirci kalmak`, `film çekmek` onlarca yıldır medyanın konusu: empati eksikliği!  Empati, insanın, başkalarının yerine kendini koyarak onun acısını anlayabilme ve yardım etme özelliğidir.

Geçenlerde yaşlı Hollandalı bir kadının tekerlekli sandalyesinden  düşüşüne, karşı kaldırımda duran bir grup gencin kahkahalarla gülüşüne tanık oldum! 

2024 Yılı ağustosunda Den Bosch mahkemesi, bir erkeği suda boğulmakta olan arkadaşına yardım etmek yerine, boğuluşunu videoya alması nedeniyle mahküm etmişti. Kadınlara yönelik sokak tacizlerinde artan seyirci kalma olayları üzerine Utrecht belediyesinde eğitici programlar başlatıldı! 

Mart ayında Hoorn`da yaşanan ölümcül bıçaklama olayında da çevredekiler seyretmiş, çektikleri filmleri sosyal medyaya koymuşlardı! 

Daha yüzlerce örnek verilebilir, acı çeken, dara düşmüş insanları seyretme, gülme ve marifetmiş gibi sosyal medyada paylaşmak olaylarına! NOS Journaal geçenlerde bunun bir salgın haline geldiğini bildirdi. Bu çok tehlikeli bir toplumsal sorundur! Basit görülemez. 

Bir toplum empatisini yitirir, acıya sessiz kalmaya alışırsa, savaşlar gibi büyük şiddet olaylarına da tepki gösteremez, adaletsizlik sıradanlaşır, zulme karşı geç tepki verir, kışkırtıcı siyasetçiler rahat ortam bulur, halk kolayca kutuplaşır, kötülükler normalleşir… Savaşların en çok istediği şeydir başkalarının acısıyla ilgilenmemek! 

Çok nedeni var empati yoksunluğunun, en başta; bireysellik, bencillik, çıkarcılık ve rekabetçilik zihniyetinin yayılmış olması. Şiddet filmleriyle eğitilen bir nesil! 

Gazze`de onbinlerce çocuk öldürülürken, burada, Türkleri aşağılaması sayesinde  Wilders`cı  çevrelerin korumasına alınan bir Türk kökenli bayanın, kendisine sunulan medyada, modernlik adına sadece kendi poposuyla uğraştığı günleri işte bu yüzden yaşadık geçenlerde! Zirveye koşan bencillikse, ödülü alan da kendi poposunu anlatan olur! 

Felemenk halkı 16.yüzyılda Avrupa`nın en yüksek empati sahibi, yardımsever halkıydı. Erasmus hümanizmini dünyaya taşıdı!

Ama savaş öncelerinin ve sonralarının bir halkın karakterini nasıl değistirdiğine tarih yabancı değildir.

Hitler işgali sırasında 150 bini aşkın Yahudi çoluk çocuğu Nazi faşistlerine teslim eden de Felemenk halkı olmuştu, ki bunu dünyaca en çok okunan Felemenk yazarı Hugo Claus söylüyor şu meşhur romanında : Het Verdriet van Belgie ( Belçikanın Üzüntüsü).

Neydi peki Belçika`nın üzüntüsü Claus`a göre, defalarca uluslararası ödüller verilen bu müthiş güzel romanında?

Pişmanlıktı! Hitler işgali altındayken birbirinin yardımına koşmamaktan, direnmemekten, insanları acımasızca Nazilere teslim etmekten duyduğu pişmanlıktı!

Felemenk halkı savaş sonrası pişmanlık duydu, demokrasiyi tanıdı ve çok yardımsever sıcak bir halk haline dönüştü. Ama savaştan bu yana 80 yıl geçmiş ve başka bir yeni nesil ortaya çıkmıştır: ayni 1940`lardaki gibi seyirci kalan ve empatisiz!

Ne dersiniz? Acaba bu soruna çözüm,  film çekenlere bir yasayla € 9000 para cezası vermek mi?

Yoksa halkın, Hugo Claus gibi bir yazar çıkarabilecek o toplumsal empatiyi yeniden kazanmasını sağlamak mı?