EV YIKANIN KENDİ EVİ DE YIKILIR


  • Kayıt: 16.06.2026 17:10:36 Güncelleme: 16.06.2026 20:15:00

EV YIKANIN KENDİ EVİ DE YIKILIR

Hüseyin K. Ece

Şöyle diyor: “Zâlim, yine bir zulme giriftâr olur âhir,

Elbette olur ev yıkanın hânesi virân”  (Göçgün, Ö. Ziyâ Paşa (Kültür Bak. Yay.), s: 60)

 Yani, “insanlara zulmeden zalim bir kimse, sonunda kendisi de bir başka zalimin zulmüne uğrar. Elbette başkasının ev(ini) yıkanın, bir gün kendi evi de yıkılır.”

Şair, zalimlerin, yani her türlü haksızlık yapanların eninde  sonunda yaptıkları zulümlerin kendi başlarına geleceğini, kendilerinin de günün birinde başka zalimler tarafından zulme  uğrayacaklarını hatırlatıyor.

Hane (ev) yıkanların, yani başkalarının ocağını söndürenlerin de günün birinde hanelerinin yıkılacağını, ocaklarının söneceğini vurguluyor.

"Eden bulur", “çalma elin kapısını, çalarlar senin kapını” atasözlerini şiir diliyle anlatan şair zalimler hakkında ilâhi adaletin günün birinde tecelli edeceğini (gerçekleşeceğini) belirtiyor.

Bir âyette şöyle deniyor: “... Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir.” (Şuarâ 26/227)

Şair devam ediyor:

“Ekser görülür çünkü cezâ cins-i amelden

Encâmda âhenden olur rahne-i sûhân” (Göçgün, Ö. Ziyâ Paşa (Kültür Bak. Yay.), s: 60)

“Nasıl ki demirleri eğeleyen törpü sonunda kendisi de törpülenir, körelirse; bunun gibi, insanlar da yaptıkları her işin karşılığını aynen görürler.”

"Ne yaparsan karşına o gelir" sözü, Türkçede genellikle "Ne doğrarsan aşına, o gelir kaşığına", "Ne ekersen onu biçersin" atasözleriyle ifade edilir.

İyilik yapan iyilik, kötülük yapan kötülük bulur.

Nasıl davranırsanız, öyle karşılık ve muamele görürsünüz.

Bir kimsenin yemek yaparken tencereye (çanağa) koyduğunun kaşığına gelmesi gibi, karşılaşılan iyi veya kötü sonuçlar kişini kendi yaptıklarının sonucudur.

Kısaca eylemlerin, yapılanların sonuçları kaçınılmaz olarak onları yapanlara döner.  

Şair devam ediyor:

“Zâlimlere mehl olmasa matlûb-ı ilâhî

Bir demde yıkar âlemi mazlûmların âhı” (Giritli Sırrı Paşa)

“Mazlumun âhı öyle etkilidir ki, bir anda yeri göğü inletir; nice ‘âh’ edilmesine rağmen böyle bir sonuç görülmüyorsa  sebebi şudur; ilâhî irâde zâlime bir mühlet verir, ola ki vazgeçer.”  

Şair devam ediyor:

“Zâlimin ser-rişte-i ikbâlini bir âh keser

Rızka mâni’ olanın rızkını Allah keser” (Nevres’e nisbet ediliyor)

Şair “zalimin geleceğe dair ümitlerini mazlumun bir âhı keser. Rızka mâni olanın da rızkını Allah keser” diyor. El-hak doğrudur.

Güçlü, zengin, devletlu zâlimin göz kamaştıran saltanatı, gücü bir gün gelir, selâm vermeye tenezzül etmediği, zulmettiği bir  mazlumun, bir haksızlığa uğrayan garibanın bedduası ile yerle bir olur. İnsanların rızkına engel olmaya, dünyalık açısından zayıflara hayatı dar etmeye çalışan zalimin çabası boşunadır. Gün gelir kendisi muhtaç hâle gelir, dar bir geçimle karşılaşır.

Zira ilâhi adaletin gereği budur.  “Haksızlık eden, er geç karşılığını bulur.”

Rasûlüllah (sav) Yemen’e vali olarak gönderdiği Muaz b. Cebel’e şöyle dedi:

“... Mazlumun bedduasını almaktan da son derece sakın, çünkü onun bedduası ile Allah arasında bir perde yoktur (duası kabul edilir).” (Buhârî, Zekât/63 no: 1496, Mezalim/9 no: 2448, Meğâzî/61 no: 4347. Müslim, Îmân/7(29) no: 121)

Şair devam ediyor:

“Mazlûma olur keyfer-i bed-hûyî-i zâlim

Iklîm-i gamın başka bir hâlet var içinde” (Şeyh Gâlib)

Bu dünya hayatında berbat huylu bir zalimin yaptıklarından dolayı ceza görmediği, mazlûmun hep bedel ödemek zorunda kaldığı zannedilir. Dışarıdan böyle görünür. İşin aslı ise bambaşkadır.

Zalim şu fâni hayatta mutlu görünse de, zulmünü cezasını almıyor zannedilse de, günün birinde yaptıklarının cezasını mutlaka çeker.

Zulüm hakkında bir deyim:

“Kebkebi (kabarayı) mismara (uzun çiviye) dönüştüren Allah (cc) kuşun yuvasını da yapar, zalimler yıksa da...”

Adalete ve zulme dair şu beyt de dikkat çekici:

“Komaz halk intikâmın zâlime idbârı vaktinde

Zahm-dâr olsa ef’î anı mûrân eyler efgende” (Bursalı Belîğ)

Şöyle diyor: “Zalim bir gün olup da saltanatından, gücünden kötü duruma düşünce, halk ondan intikamını alabilir.

Nitekim herkesin ürkütücü bulduğu engerek yılanı güçsüz kaldığında (zayıfladığında) onu, mini mini karıncaların bin parça ettiğini görürsünüz.”

Zulüm hakkında bir deyim daha:

“Uzun saçlının âhı, indirir tahttan şâhı” Kadınlar kendilerine yapılan haksızlık ve zulümden dolayı ‘âhhh’ ederlerse, bu ah kralları bile tahtından düşürebilir. Zira; “zulüm ile âbâd olunmaz.”

Zulüm hakkında bir deyim daha:

“Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.”

Haksızlığa uğramış kimselerin (mazlumların) bedduasının er ya da geç kabul göreceği, kötülük yapanın cezasını yavaş yavaş ve derinden çekeceği, yaptığı kötülüğün bedelini zamanla ödeyeceği hatırlatılıyor. 

 Yani birisi ötekine, ya da bir toplum diğerine zulmedecek, rahatsız edecek veya hakkını elinden alacak, sonra bu tarafta mutlu olacak...

Birisi ötekini yaptığı kötülüklerle ağlatacak, sonra beri  tarafta gülecek...

Birileri zayıfları ezecek, yerinden yurdundan sürgün edecek, hayatı onlara dar, değerlerini yerle bir edecek, sonra da evine gidip rahat yüzü görecek...

Zalim durmadan zulmedecek, başkalarını rahatsız edecek, haklarını elinden alacak, sonra da bu onun yanına kâr kalacak...

Hayır, hayır, asla... Başkasının felaketi, acısı, feryadı üzerine mutluluk kurmak isteyenler ile, yaptıklarının yanına kâr kalacağını zannedenler yanılıyorlar.

Bu zalimler; günün birinde burada veya ötede kütük gibi devrileceklerini, devrilip ateş çukuruna düşeceklerini görecekler...

Senelerdir Filistin’de, Lübnan’da, son iki buçuk yıldır Gazze’de, son haftalarda İran’da zulme devam eden zalimlere, haydutlara bir de bu gerçekler açısından bakmak gerekir...