İki kültürlülük insanı hamur gibi yoğurur da taş fırında pişirir ve lezzetli bir ekmek olarak pazarda satışa sunar


  • Kayıt: 18.06.2026 14:35:14 Güncelleme: 18.06.2026 19:13:13

İki kültürlülük insanı hamur gibi yoğurur da taş fırında pişirir ve lezzetli bir ekmek olarak pazarda satışa sunar

Nejat Mustafa Sucu

Sanki Hollanda’da yalnız bir ben mi değişiyorum?

İnsanlar, geçmişlerine sıkı sıkıya bağlanarak ve geçmiştekileri bırakmayarak kendilerini ruhsal ve madden güvencede hissederler. Bilinen ve belirgin olanla yaşamak doğal olarak kolaydır ve stresten uzak yaşarsınız. Her değişim, gelişim ve yenilik; o insanlarımızı ruhen, madden ve aile düzeni olarak rahatsız, huzursuz edebilir.

1950’den sonraki neoliberal ekonomik politikalar, sosyal gelişmeler, şehirleşme ve büyük şehirlere göç (urbanizasyon) ve Avrupa ülkelerine göçle birlikte (arbeidsmigratie), Türk ve Türkiye toplumu son 70 yılda hazır olmadığı çok hızlı bir değişim yaşadı.

Hollanda’da İki Kültür İçinde ve Arasında Yaşamak

İki kültürlü bir toplumda yaşamak ve iki kültürün iyi değerlerini alarak onları "aynı potada eritmek" ve kendi ürününü ortaya çıkarmak gerek. O zaman kopyalayan değil de üreten, ürettiğinin değerini gören bir toplum oluşur.

Her birey, her alt grup, marjinal inanç grupları ve muhafazakâr Pan-Türk ile Pan-İslam çevrelerinde zor olan; iki kültürlü olmayı bir kazanç olarak görmemiz çok zamanımızı aldı. Türk kültürünü kaybedeceğimiz korkusuyla yaşayan ve bunu diğer insanlara, çocuklarına yaşatan bir elit grubun varlığı vardı ve bunun gelecek yıllarda da devam edeceğini söyleyebiliriz.

Entegrasyondan Asimilasyona Giden Süreç

"Ben muhafazakarım, milliyetçiyim, ülkücüyüm, komünistim, devrimciyim, sosyalistim, sosyal demokratım" diyen ama bilerek veya bilmeyerek Hollanda toplumuna entegre olan ve bir Hollandalıdan daha çok Hollandalı olma çabasında olanlar, her geçen yıl büyük oranda artmaktadır.

Var olan komplekslerle ötekileştirme, yabancılaştırma, farklılığımızı hatırlatma ve yaşatma çabalarına rağmen zaman içerisinde bir Hollandalıdan daha iyi Hollandaca konuşan, akademik ve bilimsel eğitimini tamamlamış binlerce Türk kökenli birey; sözde asimile olmaya devam eden bir toplumsal gerçekliktir.

Hepimiz mi Değiştik?

Tabii ki yalnız ben, sen, o, biz, siz ve onlar değişmiyor; hepimiz değişiyoruz. Değişimdeki harmoniyi yakalayamayan, yaşamını belirli kalıpların içine sokamayan insanların korkuları gerçekleşti.

Nasıl mı?

"Benim yaşayacağım ülke değil Hollanda ve Türkiye de benim bıraktığım ülke değil artık" diyerek iki ülke arasında kaldık. "Ne gelinen Anadolu o eski Anadolu ne de o Hollanda eski Hollanda değil" diye diye geçen mutsuz bir ömür...

Uzun yıllar önce Yeni Zelanda’ya göç eden bir kadın, 25 yıl sonra Hollanda’ya geri dönmek istemiş; bana "Bu ülke, Hollanda artık o benim bıraktığım ülke değil" demiş ve Yeni Zelanda’ya geri dönmüştü.

Bu durumda olan, yani kültür değişimine (akkültürasyon) uyum sağlayamayan bireyler için bu süreç, hem kendileri hem de çevreleri için kronik olarak mutsuz bir yaşam demektir. Bu değişimi mutlu ve kutlu kılabilmek için bireysel, çevresel ve ülkesel yaşam standartlarının oluşumu gereklidir.

Kendi Değerlerini Harmanlayan Bir Toplum

Sivas Divriği’nden İstanbul Gazi Mahallesi’ne göç edenle, Hollanda’nın Almelo Kerkelanden semtine göç eden Sivaslı Türk vatandaşlarının inançları, ibadetleri, orada kurdukları yaşamları, umutları ve gelecekleri arasında fazla bir fark yoktur. Birisi Pir Sultan Abdal Cemevi’ni inşa ederken diğeri ise Almelo’da Yunus Emre Camii’ni inşa etmiştir.

Yine Ali Haydar, İstanbul’un bir ilçesi olan Tuzla’da belediye başkanı olurken; Hollanda’da Ayşe Nur ise Deventer’de belediye başkanı olabilmekte.

Her ikisinin de çocukları köylü olmaktan çıkarak eğitimlerini tamamladı; İstanbul ve Hollanda gibi Batı Avrupa toplumlarına uyum sağladı. Gelecek yıllarda da kendi kimlikleriyle "Avrupa Türk göçmenleri" olarak toplumun bütün katmanlarında yerlerini almaya devam edeceklerdir.

İki Kültürlülük ve İki Ülkeye Ait Olmak Harikulade Bir Zenginliktir

İki kültürlülük; uyum, entegrasyon, katılım veya asimilasyon mu deriz pek de fark etmez ama insanı hamur gibi yoğurur da taş fırında pişirir ve lezzetli bir ekmek olarak pazarda satışa sunar. Zamanla yeni tatlar, yeni lezzetler ve bilinmeyen çok kültürlülük; karma evlilikleri, mutlu bireyleri ve mutlu yaşamı, gelinen Anadolu topraklarından farklı ve huzurlu kılar.

Korkularımızdan arınmış, geleceğe ve güneşli günlere bakabilme umuduyla...

Saygılarımla,