Hollanda’da Güneş Umutla Doğar


  • Kayıt: 06.11.2025 16:16:11 Güncelleme: 06.11.2025 16:17:07

Hollanda’da Güneş Umutla Doğar

Nejat SUCU

Birkaç gün önce, Amsterdam Belediyesi Yurttaşlık Dairesi’nin yaptırdığı bir araştırmanın sonuçları açıklandı.

Rapora göre Amsterdam’da yaşayan Türkler ve Faslılar arasında yüksek işsizlik, yoksulluk ve toplumsal bağların zayıflığı dikkat çekiyor. Ayrıca bu kesimlerin kendilerini eşit Hollanda vatandaşı olarak görmedikleri ifade ediliyor.

Kısacası, şehrin “birlikte yaşama barışı”nı zedeleyebilecek gelişmelerden endişe duyuluyor.

Elbette üzülmemek elde değil. Bizler ve bizden önceki kuşaklar, yıllar boyunca göçmenlerin eşit haklara sahip olması ve daha kaliteli bir yaşam sürdürebilmesi için mücadele etmedik mi?

Güneşli Bir Günün Hatırlattıkları

Ertesi gün…

Güneşli bir Sonbahar sabahı. Bu mevsimde böylesi günler nadirdir, iyi değerlendirmek gerekir.

Bisikletime atlayıp çevre gezisine çıkarken, toplumsal sorunları bir süreliğine kenara bırakıyorum. Yolun erken saatlerinde karşıma çıkan manzaralar ve insanlar, umudun hâlâ bu topraklarda yeşerdiğini hatırlatıyor.

Akademik seviyede kendini geliştirmiş, teknoloji üreten bir firmada çalışan Kayserili Ahmet’le karşılaşıyorum. Yıllar önce dil kursundayken tanışmıştık. O günlerde mesleki eğitim için büyük çaba gösteriyordu. Şimdi bana dört dil bildiğini, 15 yılda 20 mesleki diploma aldığını ve kriz dönemlerinde bile işini kaybetmediğini anlatıyor.

Onu dinlerken içimden şu geçiyor:

“Hollanda’ya uyum sağlamış, dilini bilen ve kendini geliştiren göçmenlerin başarıya ulaşması mümkün."

Ahmet’in hikâyesi, uzun süredir savunduğum bir düşünceyi doğruluyor:

Toplumsal gelişim, bireysel gelişimden başlar.

Bir toplumu toptan eğitmek mümkün değildir; önce bireyleri eğitmek gerekir.

Eğitimli, aydın ve özgür düşünen bireylerden oluşan toplumlar, her zaman daha refah ve huzurlu olurlar.

Yolda Rastlanan Güzellikler

Ahmet’le vedalaştıktan sonra, toprak bir köy yoluna giriyorum. Uzun süredir böyle yollar görmemiştim.

Güneşin altında, yeşilin ve suyun iç içe geçtiği manzarada ineklerin yavaş adımları arasında huzur buluyorum.

Bu sessizlik insana hem düşünme hem de içsel bir dinginlik sağlıyor.

Bir köy yolunda, el yapımı bal satan bir köylüye rastlıyorum. Yanımda bozuk param olmadığı için ödemeyi kumbara yerine doğrudan kendisine yapıyorum.

Gülümseyerek bahçesinden iki büyük elma veriyor. Adının “Zanapa” olduğunu söylüyor.

“Eskiden bu elmayı sadece soylular, ‘Notabelen’, yiyebilirdi,” diyor.

Demek ki Hollanda’da da zamanında elmaların bile bir sınıfı varmış.

Paylaşmanın Tadında

Köye veda ettikten sonra o iki Zanapa elmayı, Türk cemiyetindeki yirmi kişiye eşit olarak paylaştırıyorum.

Belki karnımı doyuracak kadar elma yiyemedim ama paylaşmanın verdiği mutluluk, her şeye bedeldi.

O an şunu fark ettim:

Güneş sadece gökyüzünde değil, insanların kalplerinde de doğabiliyor.

Ve o güneş, umutla parladığında, bu ülke hepimize daha yaşanabilir bir yer hâline geliyor.

Hoşça kalın.

Yeni bir güne, yeni bir umuda…