Geçtiğimiz yıllarda Dünya Bankası’nın yayımladığı kapsamlı “İklim ve Göç” raporu, insanlığın önümüzdeki birkaç on yıl içinde karşı karşıya kalacağı büyük değişimi net şekilde ortaya koyuyor. Araştırmaya göre 2050 yılına gelindiğinde dünyada yaklaşık 1 milyar 500 milyon insan, yaşadıkları bölgelerde iklim değişikliğinin yol açacağı etkiler nedeniyle göç etmek zorunda kalacak.
Kuraklık, deniz seviyesindeki yükselme, seller, tarım alanlarının verimsizleşmesi ve su kaynaklarının tükenmesi gibi sebepler milyonları yaşadıkları topraklardan koparacak. Bu büyük hareketliliğin en yoğun şekilde Latin Amerika, Afrika ve Asya’da yaşanacağı öngörülüyor.
Avrupa Daha Sert Bir Politik Yola mı Giriyor?
Bugün 18 milyon göçmenin yaşadığı Avrupa’da, değişim şimdiden hissediliyor. Son yıllarda yükselen göç karşıtı politikalar, kendi ekonomik ve sosyal sorunlarına çözüm üretmekte zorlanan birçok Avrupa hükümetinin kolaycı “günah keçisi” yaklaşımının bir yansıması. Göçmenler çoğu zaman siyasi tartışmaların merkezine yerleştirilirken, asıl sorunlar ikinci plana itilmiş görünüyor.
Kapıları Kapatsak da Göç Durmayacak
Ne sınır kapılarını kapatmak ne de mevzuatları sertleştirmek, bu büyük insan hareketliliğini durdurabilecek. Açlık ve susuzluk, insanın en temel ihtiyaçları… Bir insan için hayatta kalmak, gelecek kurmak, ailesine güvenli bir yaşam sunmak en doğal hak.
Eğer doğduğunuz topraklarda ne su varsa ne iş, ne gıda ne gelecek… O zaman geriye tek seçenek kalıyor: Göç etmek. Bu nedenle iklim göçmenleri ve ekonomik nedenlerle yola çıkan işçi göçmenlerini “durdurmak” gerçekçi görünmüyor. Göç edilen ülkelerde eğitim, sağlık, sosyal güvence ve yaşam standartları da yönü belirleyen önemli etkenler.
Hollanda’da da son yılların en önemli tartışma başlıklarından biri tam da bu: Gelecek güvencesi – Toekomstzekerheid.
Doğaya Borcumuzu Ödeyemedik
Bugün içinde yaşadığımız tabloyu anlamak için kendimize şu soruyu sormalıyız:
Biz, üzerinde yaşadığımız gezegenin dengesini nasıl bozduk?
Daha fazlasına sahip olma isteği, doğal kaynakları tüketti. Üçer beşer konut sahibi olan bizler, dünyanın doğal dengelerine ihanet ettik. Öyle ki temel gıda ve suya erişemeyen milyonların olduğu gezegende, gökyüzüne yükselen dev yapılar ne anlam taşıyor?
Keşke daha az tüketen, daha adil paylaşan bir dünya düzeni kurabilseydik… Sadece silahlara ayrılan milyarlar bile yoksulluğu ortadan kaldırmaya yetebilirdi. O zaman bugün ne kitlesel göç ne açlık ne de derin eşitsizlik konuşuyor olurduk.
Avrupa’nın Yeni Gerçeği
Avrupa için başka bir gerçeklik daha var: Yaşlanan nüfus.
Hollanda’da sıkça kullanılan bir söz bu durumu özetliyor:
“Birinin ölümü, diğerinin ekmeğidir.”
Avrupa genelinde nüfus artış hızının düşmesi, yakın gelecekte iş gücü ihtiyacının artacağı anlamına geliyor. Bugün kapılara dayanan göçmenlerin çocukları ve torunları büyük olasılıkla bu ihtiyacı karşılayacak.
Hollanda’nın refah seviyesini koruyabilmesi için her emekliye karşı üç çalışanın ekonomiye katkı sağlaması gerekiyor. Bu tablo, nitelikli ve düzenli göçün kaçınılmaz olduğunu ortaya koyuyor.
Özetle: Dünya hızla değişiyor. İklim, ekonomi, sosyal dengeler yeniden şekilleniyor. Bu süreçte insanlık yeni çözümler bulmak zorunda.
Sevgi ve saygılarımla.