Gençliğini Bir Genç Gibi Yaşayamayan Biz Liseliler


  • Kayıt: 21.11.2025 14:39:11 Güncelleme: 21.11.2025 14:39:11

Gençliğini Bir Genç Gibi Yaşayamayan Biz Liseliler

Nejat SUCU

Bazen insan yaş aldıkça, geriye dönüp baktığında, yıllar içinde fark edemediği hakikatleri bir anda görür. Ben de öyle oldum. Hem bilgi, hem yaş, hem deneyim, hem de hayatın tokadını yiyerek olgunlaşmış biri olarak yazıyorum bugün.

Haziran 1979… Nevşehir Kız Öğretmen Lisesi’nden mezun olduğumuz gün. O günden bugüne pek çok arkadaşla temasımız kesildi. Hayat bizi farklı yönlere savurdu. Ben 1980’den sonra Hollanda’nın Almelo şehrine yerleşince eski bağlar iyice koptu.

Ama yıllar sonra sosyal medyanın sağladığı imkanlar sayesinde bazı arkadaşlarla yeniden buluştuk. Yüzlerini gördüm, hayatlarını takip ettim, yeniden tanıdım.

Ve şunu fark ettim:
Bir zamanlar birbirimizle kavga ettiğimiz siyasi kamplaşmalar aslında doğal değilmiş. Her düşünceden insan birbirini sevebilirmiş. Sevgiler ve dostluklar yerli yerinde duruyormuş.

Belki eskiden bazı sol fraksiyonlardan arkadaşlar beni “küçük burjuva”, “salon sosyalisti” ya da “oportünist” diye yaftalamıştır. Ama artık kimseye güzel görünmek için yaşamanın bir anlamı olmadığını biliyorum. Kendinle barışık yaşamak hem insanı hem toplumu huzurlu yapıyor.

Değişim Doğaldır

Hollanda’ya geldim ve yepyeni bir dünyaya adım attım. Sosyal-liberal bir düzen, güçlü kapitalizm, yüksek yaşam standardı… Bu ortamda 45 yıl boyunca hiç değişmemek mümkün müydü? Değiştik, gelişmek zorunda kaldık. Aksi, hayatın doğasına aykırıydı.

Anadolu’nun Zeki ve Çalışkan Gençleri

Nevşehir Kız Öğretmen Lisesi’nde Türkiye’nin dört bir yanından gelen genç kızlar vardı. O zor şartlara rağmen çoğu daha sonra akademik eğitim aldı, mesleğinde başarılı oldu.

Yıllar sonra düşünüyorum:

  • Neden isteyen istediğini okuyamazdı?
  • Neden gençliğin neşesinden, özgür gelişiminden korkulurdu?

Hollanda’da bir üniversitede görev yapan bir arkadaşımın şikayeti aklıma geliyor:
“Kimse ne ürettiğime bakmıyor. Hangi gruba ait olduğumu merak ediyor.”

Beyinlerin Kutuplaştırıldığı Yıllar

O yıllarda gençtik, bilgiyi almaya hazırdık. Ama özgür düşünce yerine kafalarımıza kalıplar yerleştirilmek istendi. Herkes bir kutuya kondu. Sorgulayan, düşünen gençler olarak kendimizi korumaya çalıştık.

Ama bireysel tercih yoktu. Bastırılmış duygularla, sadece “diploma” için yaşayan, gençliğini genç gibi yaşayamayan bir nesil olduk.

Özgür Öğrencilik Mümkün Değildi

50 yıl önce Anadolu’nun muhafazakâr bir kasabasında, mahalle baskısının kol gezdiği bir yerde özgür lise hayatı mümkün değildi. Kurallara, yasaklara, tabulara sıkışmıştık.

Oysa 250-270 kişilik küçücük okulun içinde, yüzlerimizdeki o taze güzellik ve küçük mutluluklar bile bize büyük gelirdi.

Hollanda’da Kendimi Öğrenmek

Hollanda’da eğitim alırken uzun yıllar şunu öğrendim:
Kişi önce kendini tanımalı.

Eksik yanlarımız vardı ama Türkiye’de aldığımız eğitim –ilkokul, ortaokul ve Nevşehir Kız Öğretmen Lisesi– bize sağlam bir temel kazandırdı. Hayatta mutlu, güvende ve üretken olmayı bu temelle becerebildik.

Her Yaşın Bir Güzelliği

Yaş almak insanı bazen hırçınlaştırabilir; “yapamadıklarının” üzüntüsünü taşıtır.

Ama ben her yaşın tadını çıkarmayı, yaşadığım topluma artı değer katmayı öğrendim.

Sahip olduklarımızla mutlu olmak, daha güzeli için umut etmek ve çalışmak…

Faruk Nafiz Çamlıbel’in “Han Duvarları”ndan bir dörtlük tam da bizi anlatıyor:

“On yıl var ayrıyım Kınadağı’ndan
Baba ocağından yar kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından
Huduttan hududa atılmışım ben.”

Bugün hâlâ şuna inanıyorum:
Yorgunluk, tükenmişlik sendromu yerine, bilgi ve birikimle hayata yeniden yön vermek…
Hem kendimizi hem çevremizi mutlu kılar.