Mutluluk kavramı ne kadar soyut olsa da, yaşadığımız ülkede mutlu olmak, genellikle yaşam kalitesiyle bağlantılıdır. Ancak yaşanılan ülkeyi, komşu ve hemşerilerimizi sevmek ve kabullenmek, soyut da olsa duygu, tecrübe ve sahip olunan mevki ile ilgilidir. Elbette aileden alınan eğitimin de önemi büyüktür.
Gelinen ülke, alınan eğitim ve yetiştiğimiz çevre, mutluluğu etkileyen en önemli etkenlerdendir. Tabii unutmamak gerekir ki “mutluluk” çoğu zaman bizim dışımızda gelişen olayların, etkimizin dışında oluşan koşulların bize sunduğu soyut bir duygu yumağıdır.
Her şeye rağmen, olumsuzluklara karşı güzel duygular ve olumlu düşüncelerle güne başlamak ve günlük ilişkilerimizde kayıtsız şartsız mutlu olmayı denemekte fayda vardır. Mutluluk, beynimize gönderilen sinyallerin, bedenimizde bilinçli ya da bilinçsiz bir etkiyle yarattığı bireysel bir his ve tepkidir.
Şikâyet Kültürü
Bazı göçmenler, sahip oldukları imkânlara ve devletin sunduğu sosyal olanaklara rağmen, bunları geliştirmek için mücadele etmek yerine şikâyet etmeyi seçerler. Bu yaklaşım, bireyin zamanla toplumdan uzaklaşmasına ve mutsuz bir yaşam sürmesine neden olur.
Yıllarca mutsuz, sahipsiz ve başarısız bir hayat yaşayan bireyler, kısa zamanda hasta olmaya ya da kendini hasta hissetmeye aday hâle gelirler.
Hollandalılar Bize Benzemeyeceklerine Göre…
Belirleyici olan Hollanda toplumu bizim kültürümüze uymayacağına göre, ortak ve evrensel bir yaşam anlayışında buluşmak, yalnızca karşılıklı saygıyla mümkündür. Önemli olan toplumsal saygı ve sevgidir.
Nedir Bu Kin ve Nefret?
Arkadaşlar, bazen gerçekten anlayamıyorum. Sebebi ne olursa olsun, haklı olduğumuz taraflar elbette vardır. Ancak bu ülkede yaşarken, zaman zaman suç boyutuna yaklaşan kin ve nefreti anlamakta zorlanıyorum.
Bazen düşünüyorum… Belki bu gençlerin, bu hanımların yaşadığı sorunlar, kronikleşmiş ve içinden çıkılamayan bir yumağa dönüşmüştür.
Yaşadığımız Sürece…
Orta yolu, akılcı yolu bulmaya ve birlikte yaşamak adına evrensel değerlerde buluşmayı deniyorum. Zira çantamı alıp doğduğum topraklara gidemeyeceğime göre, ortak değerlerde yaşamı zorlaştırmadan, elimizdekilerle mutlu olmaya çalışmalıyız. Saf olmak gerek…
Son 60 yılda öyle bir toplum inşa ettik ki, ne sağcısını, ne solcusunu, ne Kürdünü, ne Arnavutunu, ne de Çerkezini sevebildik. Peki, nasıl olur da yaşadığımız ülkeyi, Hollanda’yı ve Hollandalıları sevebiliriz?
Çocuklarımız eğitimlerini tamamlayarak Hollanda toplumuna entegre olmaya çalışıyor. Her olumsuz iş başvurusunun ardından ötekileştirme ya da ırkçılık aramak yerine, mücadelemize olumlu ve güvenli şekilde devam etmeliyiz.
Olumlu Gelişmeler Devam Ediyor
İş piyasasında her 100 işsize karşılık 110 iş ilanı var. Her ne kadar son iki yıldaki yoğunluk olmasa da gelecekte insan kaynağına ihtiyaç sürecek. Bunları 20 yıl önce yazamazdım.
Artık kökenimiz ya da inancımız ne olursa olsun, üretken bir birey olarak Hollanda toplumuna katkı sunuyoruz. Rijssen, Almelo ve Hengelo’daki insan kaynakları görevlisi artık Fatma, Ayşe, Ali ya da Muhammed isimlerini görünce başvuruları çöpe atma lüksüne sahip değil. Kalifiye, eğitimli ve tecrübeli bir elemanı bulmuşsa, kıymetini bilmeli.
Yine de büyüklenmeden, suyun başında Hollandalıların olduğunu unutmadan, medeni cesaretle ortak çalışmaya, üretime ve mesleki olgunluğa yönelmeliyiz.
Hollanda ne inancımıza, ne kökenimize ne de boyumuza posumuza âşık. Ama bütün bunları fark edip dile getirebilmek bile beni mutlu ediyor.
Bireysel mutluluk bu olsa gerek.
Mutlu kalın,