Avrupa Birliği ülkeleri, özellikle de Hollanda, son 60 yıldır göç olgusuyla birlikte şekillenen toplumların en çarpıcı örneklerinden biri. Bir ömür boyu, bazen gönüllü bazen de gönülsüz biçimde, yan yana ve iç içe yaşamak zorunda kaldık. Bu süreç, Hollanda’daki Türk diasporasının tarihiyle de yakından bağlantılıdır.
Göçün Tarihsel Arka Planı
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya, Hollanda, Belçika, Avusturya ve Fransa gibi ülkeler savaşlarda milyonlarca gencini kaybetti. İşgücü açığını kapatmak için Türkiye başta olmak üzere farklı ülkelerden işçi göçü başladı. Beş yıl olarak planlanan işçi göçü, 50-60 yılı aşarak kalıcı bir toplumsal dönüşüme yol açtı. Bugün bu göçün 100. yılını tartışacağımız günler de gelecek.
Siyasette Göç Karşıtlığı
Seçim dönemlerinde göç, göçmen ve mülteci karşıtı söylemler Hollanda’da seçmenin bir kısmına hâlâ cazip geliyor. Sağ siyasetin etkisiyle “kendi refahını paylaşmak istemeyen Avrupalı” algısı pekişiyor. Hatta kimi göçmenlerin bile bu söylemleri desteklediğine tanık oluyoruz. Örneğin, 20 yıl önce Hollanda’ya sığınmacı olarak gelen Raşit Ahmed, bugün ülkede yeni mültecilere yer olmadığını savunuyor.
Lagarde’ın Mesajı: Göç Olmadan Büyüme Olmaz
Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde, 25 Ağustos 2025’te yaptığı açıklamada, Avrupa ekonomilerinin sağlıklı büyümesi için göçmenlere ve mültecilere ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Lagarde, özellikle yaşlanan nüfus karşısında göçün artık ekonomik bir zorunluluk olduğunun altını çizdi.
Hollanda Merkezi İstatistik Bürosu (CBS) da daha önce yayımladığı raporlarda, bilgi teknolojisi, sağlık hizmetleri, taşımacılık ve teknik alanlarda kalifiye göçmenler olmadan ülkenin ihtiyacı olan hizmeti ve üretimi sağlayamayacağını belirtmişti.
Göç Karşıtlığının Bedeli
Son yıllarda Avrupa’da yükselen göç karşıtlığı, iş gücü açığını daha da derinleştiriyor. Nitelikli beyin göçü sağlanmazsa Avrupa ekonomilerinin duraklama ve gerileme dönemine girmesi bekleniyor. Bu durum, küresel krizlerde en çok az gelişmiş ülkeleri etkileyecek. Nitekim korona döneminde Avrupa’da tüketimin daralması Bangladeş, Vietnam ve Kamboçya gibi ülkelerde istihdam kayıplarına yol açmıştı.
Neden Göç Kaçınılmaz?
Göç, kapitalist ekonomi ve üretim süreçlerinin doğal bir parçası. İşveren örgütleri çoğu zaman açıkça dillendirmese de, iş gücü ihtiyacı nedeniyle göçe sıcak bakıyor. Kalifiye insan kaynağının yetersizliği üretim maliyetlerini ve işçi ücretlerini artırıyor. Bu da şirketlerin küresel rekabet gücünü zayıflatıyor.
Geçmişte de görüldüğü üzere, toplu iş gücü göçleri çoğunlukla sağ ve muhafazakâr hükümetler döneminde gerçekleşti. Çünkü Avrupa, üretim ve tüketim dengesini göçmen iş gücü olmadan sürdüremez. Aksi halde hem Avrupa ekonomisi hem de üretimle bağlantılı Asya ülkeleri olumsuz etkilenir.