Yıllarca inancımız, toplumun topyekûn birlikte gelişeceği yönündeydi: Wij socialisatie. Ne yazık ki toplumsal gelişim, büyüme ve aydınlanma bir toplumda aynı anda ve aynı hızda gerçekleşmiyor. Çünkü bu gelişim için gerekli olan fiziksel ve ruhsal koşullar herkeste eşit değil.
Geçmişe, değerlere, kültüre, adet ve geleneklere bağlılık çoğu zaman güvenli bir liman gibi görülüyor. Bu yüzden birçok insan, hayatı boyunca bu limanda kalmayı tercih edebiliyor. Oysa değişime, yeniliklere açık olmak ve saygı göstermek; bazıları için hem ruhen hem de maddi anlamda tehdit edici bir durum olabiliyor.
Bireysel Değişim ve Olgunluk
Bireysel değişim ve olgunlaşma için yeni fikirlere, gelişmelere ve toplumsal yaşama katılmak gerekir. Kendini geliştiren, öğrenen, eğiten bireylerden oluşan toplumlarda değişim, gelişim ve olgunlaşma da kaçınılmazdır. Toplum, bireylerden oluştuğuna göre; bireysel gelişimini tamamlamış insanların bulunduğu bir toplumda üretim, büyüme ve zenginlik de gerçekleşir.
Neden Avrupalı Türkler Daha Muhafazakâr?
Hollanda gibi bireysel özgürlüklerin geniş olduğu, insanların kendi mutlulukları için yaşama imkânı bulduğu bir ülkede yaşıyoruz. Mutlu bireylerden oluşan toplum, doğal olarak üretken ve çağın şartlarına hızlı uyum sağlayan bir toplum oluyor.
Biz göçmenler ise çoğu zaman değişim korkusu ile, bilinçaltımızda tehdit olarak gördüğümüz çevreden uzaklaşıyor; kendimize güvenli liman olarak babalarımızın yaşam biçimini ve kültürünü seçiyoruz. Bu muhafazakâr yaklaşım yalnızca bireylerde değil, siyasi, sivil ve toplumsal önderlerde de kendini gösteriyor.
Gerçekten Çok Uzaklarda…
Her zaman arayan, merak eden, deneyen, soyut kavramlarla ve ütopyalarla dolu bir insan modeli vardır. Batı Avrupa’daki Türk toplumunda bile bunu en yakınımızda görmek mümkündür. Fakat kendi güvenli limanına çekilen bir toplum, yeni gelişmelere ve sosyalleşmeye daha az katılır.
Sonuç olarak, Hollanda kültürü ile kendi kültürümüz arasında uçurumlar oluşur. Küçük Hollanda’da adacıklar kurarız. Ancak bu adacıklar, ne kadar verimli görünse de bireysel, ailesel ve muhafazakâr toplumsal dinamiklerimizle “egoların ve bireysel yasaların kültürü” arasında giderek kapanmaz bir uçurum yaratır.
Değişim Cesaret İster
Değişim; cesaret, eğitim, medeni özgüven ve bilgi ister. Değişen göçmen mutlu, huzurlu ve üretken olur. Değişmeyen birey ise her zaman diken üstünde yaşar; tutunduğu kaya parçasının ne zaman kopacağını bekleyerek huzursuz ve geleceğe güvensiz bir Hollanda toplumu üyesi hâline gelir.
Kültür Farkı ve Kuşak Çatışması
Kültürel değişimle birlikte nesiller arası farklılık ve çatışmalar ortaya çıkıyor. Gençler, Hollanda’nın özgür birey kültürü içinde kendi geleceklerini belirlemede ısrarcı davranırken; ilk ve ikinci nesil ebeveynler, korkularının gölgesinde daha tutucu ve muhafazakâr bir aile iklimi sürdürmeye çalışıyor. Bu durum, gençlerde büyük bir kimlik krizine ve ruhsal sıkıntılara yol açıyor.
Ne yazık ki kimse bu sorunları konuşmak istemiyor. Herkes ya sorunlardan habersiz ya da görmezden geliyor; ta ki gerçek, çıplak bir şekilde ortaya çıkana kadar.
60 yıl sonra hâlâ “deve kuşu politikası” (Struisvogelpolitiek) izliyoruz. Son yıllarda, Hollandalı akranlarını geçen madde bağımlılığı, kumar sorunları ve ruhsal bunalımlarla boğuşan bir diaspora yaşamı dikkat çekiyor.
İki Arada Bir Derede Kalmak
1984–1988 yılları arasında Sosyal Akademi’de bitirme tezim için “Gençlik, Kimlik ve Kimlik Krizi” (Jeugd, identiteit en identiteitscrises) konusunu seçmiştim. Bugün, o çalışmayı yeniden okumam gerektiğini düşünüyorum.
Göçmenlerin durumu, “iki dere arasında kalmak” gibidir (Tussen wal en schip raken). İki kültür, iki kimlik arasında sıkışmak, hiçbir ülkeye tam anlamıyla ait olamamak… Bir yanda gurbet gerçeği, diğer yanda her iki ülkede de çözülemeyen sorunlar, imkânsızlık duygusunu güçlendiriyor.
Belirli bir yaştan sonra, ekonomik sorun yaşamadan Türkiye’de hayatı denemek isteyen birçok göçmen, 50 yıl sonra ne Türkiye’ye ne de Hollanda’ya ait olabildiğini fark ediyor. Böylece mutsuz ve huzursuz bir şekilde kaybolan bir neslin temsilcisi hâline geliyor.
Sonuçta başka çaremiz yok: Elde olanla yaşamak, mutlu olmayı, sevmeyi ve sevgiyi denemekten başka…
Saygı ve sevgilerimle,