Bu sabaha yeniden mutlu uyanırken, Almelo’dan hepinize bolca selamlar.
Her ülkede olduğu gibi Hollanda’nın da kendi tarihsel, bölgesel, stratejik, sosyo-ekonomik ve politik gerçekliklerine göre artıları ve eksileri var. Bu nedenle son yıllarda Türkiye ile Hollanda’yı karşılaştırmamaya özen gösteriyorum.
Demokratik yönetimlerde özeleştiri yapabilmek, açık olmak ve geri bildirim kültürü (feedback) çok önemlidir. Bugün itibarıyla sahip olduklarımızdan hoşnut ve tatmin olmak, mutlu ve başarılı bir yaşamın temel şartıdır.
Mutlu bir yaşam, mesleki ve toplumsal başarıyı da beraberinde getirir.
Hollanda’da mutlu olmanın önemli koşullarından biri, yaşadığımız ülkeyi ve birlikte yaşadığımız insanları sevmektir. Houden van de Nederlanders en Nederland.
Sevgi elbette kişiden kişiye değişir; ancak seven kişi iş arkadaşına, komşusuna ve çevresine güven duyabilir.
Sevmeyen toplum kör ve topaldır
Sevginin olmadığı bir bahçede bülbüller ötmez, güller açmaz. Aynı şekilde sevginin olmadığı toplumlarda da sosyal adaletin, barışın, gelişimin ve özgür iradenin kök salması mümkün değildir.
Ekonomik gelişim, büyüme ve paylaşım da aslında sevgiye, demokratik dinamiklere ve reformlara bağlıdır. Yaşam ve demokrasi dinamiktir, sürekli değişir.
Adaletin ve hukukun terazisi
Demokratik gelişimi ekonomik gelişimle birlikte büyümeyen toplumlarda, terazinin bir gözü ağır basmaya başlar. Böyle olunca hukuka ve devlete güven azalır. İnsanlar da bu kez demokrasiyi kendilerine göre yorumlayarak bazıları için cennet, bazıları için cehennem bir ülke yaratabilir.
Demokrasiler uzlaşı kültürüdür
Bölüşmek gerekir; bazen şaraba su katmak da gerekir (Water bij de wijn doen). Bu nedenle ortak aklı ve orta yolu bulmak değerlidir.
“Ortanın solu” sloganıyla yola çıkan, rahmetle andığımız Bülent Ecevit; yenilikçi, halkçı, gelişime açık ve Türk geleneklerine uygun bir demokratik sol yönetim istemişti.
Belki o dönemde onu ve programını tam anlayamadık. Ancak Ecevit, Hollanda’da bir siyasetçi olsaydı uzun yıllar başbakanlık yapabilirdi diye düşünüyorum.
Bazı çıkar çevreleri Ecevit’i çok iyi anladı. Fakat kendi düzenleri için varsıl, refah içinde ve barış dolu bir Türkiye’yi istemediler.
Biz ise ya anlamadık ya da işimize gelmediği için anlamamış gibi yaptık; bazıları da anlamadan evet ya da hayır dedi.
Ecevit’in istediği aslında bir İskandinav modeli Türkiye’ydi. Ancak yanıldığı bir nokta vardı: Kültürel, inançsal ve eğitim açısından İskandinav ülkeleri bize benzemezdi.
Tarihsel gelişimimize baktığımızda yaşam mücadelesi hep “iki adım ileri, bir adım geri” şeklinde ilerlemiştir. Bu durum bize her zaman bir adım önde olmamız gerektiğini hatırlatır.
Ve nasıl ki güneş balçıkla sıvanmazsa, geleceğimizin de aydınlık ve umut dolu olacağı kesindir.
Yaşamı ve geçmişi doğru okumak, Hollanda’da yeni ve mutlu bir gelecek kurmak hepimizin elinde…
Güzel ve mutlu günler dileğiyle,