Mutluluk nedir derseniz? Kimse bilmez ve cevap veremez gibi bilinmeyen ve soyut (abstract) bir duygu. Tarihler boyu insanoğlu mutluluğun ilacını, iksirini ve bir çeşit bilinmeyenini aramış ve aramıştır.
Mutluluk için ne fedakârlıklar; memleketinden, toprağından göç edenler, mesleğini değiştirenler veya vurgununu terk edenler vardır. Bilinmeyen mutluluğa erişildiğinde gizemi ve özelliği kaybolduğunda yeni yeni mutluluk yolculukları başlar.
Mutluluk bellidir ki; her bir bireyin, her kültürün, inancın ve çevrenin sağladığı doğal ve sonradan var oluşan fizyolojik, sosyal ve kültürel faktörlerin insana yansıması ve algılanmasıdır. Tabii ki o anlık hisler, duygular ve ruhsal bir evrensel yumaktır.
Mutluluk; algılanan, hissedilen, koklanan, görülen, duyulan, beyinle yönlendirilen duygu ve davranış bütünüdür. Mutluluk soyut olduğu için ne yenilir ne içilir; ne tadı ne de tuzu vardır.
Mutluluk bellidir ki ütopik, ulaşılamayan, bilinmeyen, tanımlanmayan yaşam kalitesinin en olmazlarındandır. Mutluluk bazıları için lükstür; hiçbir zaman ulaşılamayan Erciyes’in doruğudur. Mutluluk çoğu zaman yasaklar ve tabularla ilgili olduğu için ağız dolusu gülmek bile mahremdir Anadolu insanına.
Hollanda’da ve diğer ülkelerde insanların kavga nedeni diye sormadan geçemiyorum. Hollanda gibi ülkelerde yüzde …’den fazlasının mutlu olduğunu okur ve yazarız. Bir de bir diğer haber Hollanda’nın etkili ve yetkili Merkezi Araştırma İstatistik Bürosu CBS’den; Hollanda’da yaşayan Türklerin yüzde 65’i az, çok ya da çok fazla mutsuz. Doğrudur; mutluluk insandan insana ve toplumdan topluma farklı hissedilen bir duygu yumağıdır. Hiçbir zaman mutlu olduğunu bilemeyen, hissedemeyen ve yaşamayan bir toplumdan ve bireysel tercihlerden mutluluk kavramını anlatmasını nasıl bekleriz?
Gurbette, Hollanda diasporasında yaşamak zorunda olmak bile bizlerin mutsuz olmasına yeter de artar bile.
Bende mutluluk anlıktır; sürekli kesilen bir film gibi anlıktır. Sürekli mutluluk yoktur yaşantımızda.
Yıllar önce Göre’de hasat zamanı…
Alıç yazımızda güneş tepeden vurmakta, sıcak 40 derece ama bir de arpanın tozu ve patoz sıcaklığı ile 50 dereceyi aşan iki saatlik patoza sap atmak var. Boğazınız kurumuş, toz ve toprak içinde nefes almakta zorlanıyorsunuz.
Ebem Kofalakoğlu Hatçe anam, küpecikle (çömleğin büyüğü), kurutulmuş kamurga kemikleri ve bol salçalı, tereyağlı tandıra vurduğu karşı dağın kıraç fasulyesini bizlere babam Ahmet Sucu ile göndermiş. Bir oturduk; domates ve Amasya biberi turşusu, yayık ayranı ile bir güzel aç karınlarımızı ve nefsimizi doyurduk. Üzerinde bolca sonbahardan kalma üzüm turşusu ile bütün yüzler gülüyor ve o anlık bir mutluluğun resminden başkası değildi.
Mutluluğu bilirsen, bazen mutluluk susadığın zaman leziz bir köy çeşmesinde iki elinin arasında içebileceğin su ve o zamandır en büyük “mutluluk ve tanımı”.
Her ne kadar kolay bir konu olmasa da mutlu olmayı öğrenmek ve denemek gerek. Mutlu insanlardan verimli, üretken ve başarılı insanların oluşturduğu toplumlar oluşur ve bu toplumlardan varsıl mı deriz yoksa zengin mi dersiniz, refah içinde yaşayan ülkeler en büyük hayallerimizdir. Küçük insanların her zaman büyük hayalleri vardır. Hayallerimiz olsun, yine biraz MAF ve GEK olsun derim. Sevgilerimizle mutlu kalın.