Bugün onun ruh hâlini yansıtmaya ve anlatmaya çalıştım. Bu sabah fikrim de zikrim de belli değil. Ne istediğimi de bilmiyorum; gönlüm ve düşüncelerim var olanlar içinde karmakarışık, karamsar bir gün hâlinde. Var olan fikir bunalımlarıyla, özgür ve liberal Hollanda ikliminde yaşamak beni tedirgin ve mutsuz ediyor.
Yeni umutlara, özgür seçime ve geleceği kendi ellerinde olan gençlere de hiç mi hiç tahammülüm yok. Benim de gençlerimin, “boynuz kulağı geçti” misali beni geçip Avrupa’nın özgür ve mutlu birey yaşamına katılarak beni yalnız bırakacaklarından korkuyorum.
Yaşamdan korkularımın yanında, hep olumsuzluklar; her sorundan ve ötekileştirmeden yana yana bize güzeli, sevmeyi, dostluğu ve kardeşliği de unutturdular.
Ne olduğumuzun, ne olacağımızın farkında olmadan; doğal güzelliğimizden ve doğal yaşamdan uzak, mutsuz bir hayatın içinde yuvarlanıp gidiyoruz. Başka bir gelişme ya da mutlu bir gelecek de görünmüyor.
Kıskanıyorum o mutlu olanları
O mutlu yaşayan, bir bahar gibi açan çiçekler gibi bakan, gören, hisseden insanlara gıpta ederek, kıskanarak ve özleyerek bakıyorum. Duygusuzluğum, isyankârlığım; ulaşamadığım ve ulaşılamayan “ütopyatik” sevgi ve mutluluk bu hâl olsa gerek.
Keskin tarafları törpülenmiş, duyguları bastırılmış mutsuz bir yaşam
Yaşamda kendimiz için yaşamayı hiçbir zaman öğretmediler. Kendileri de ne öğrettiklerini ve hangi yaşam ideolojilerini istediklerini bilmedikleri için yılların fikir babaları gibi bize yapışıp kaldılar.
Alternatif de bulamadılar; gelecek, mutlu ve zengin bir yaşama dair… Öyle bir zengin yaşam ki çalışmadan zengin olmak, üretmeden para kazanmak… Adını koyamadığımız soyut ve ütopyalarla dopdolu bir yaşam biçimi.
O ismi, “adil ve hak düzeni” artık dilimize alamaz olduk. Yoksa diğerlerine mi benzedik? Doları ve avroyu çok mu seviyoruz?
Çok sevinmiştik ve bizlere üstün umut veren o Berlin Duvarı’nın yerle bir oluşuna… Yoksa sıra bize de mi geldi? O post modern neo-liberalizm, o büyük balık gibi beni, küçük balığı da mı yutacak?
Dilim bir türlü varmıyor ama gerçekten “siyasi İslam referanslı kalkınma modeli” iflasın eşiğinde mi? Kim bilir, belki de böyle bir iktisadi model hiç olmadı.
Yıkımın ve altında kalanların Berlin Duvarı’ndan daha büyük olacağı kesin.
Onun için mi bu inat, bu isyan ve bu telaş? Ne yaparsak yapalım, “korkunun ecele faydası yok” derler ama bir de “aması” var.
Sosyal devlet ve adalet, manevi ve maddi olduğunda oluyor ve bölüşülüyor. Olmayanı kime, neyi, nasıl dağıtacaksın? Hollanda gibi 2026 yılında 125 milyar avroyu sosyal güvenlik bütçesine ayıran bir ülkede bile fakiri fukarayı mutlu etmek zor. “Hep bana” diyen ve öyle yaşayan bir toplum, bölüşmekten ve ortak mutluluktan uzak kalıyor.
Hollanda’da geriye, 1900’lü yıllara dönmek zor. Özgürlük diyoruz; bireyin mutlu özgürlüğü, inancı ve geleceği… Muhafazakâr kaleciklerde değil, hep birlikte yaşayalım diyorum. Tabii ki birbirimize sonsuz saygı ve olduğu gibi kabul gerçekleşirse, hep birlikte barış içinde, mutlu ve refah bir yaşam mümkün.
Azınlık hakları kadar özgür yaşam… Yaşamda özgür olan değil, özgürlüğe pranga vuranlar belirliyor özgürlüğün tanımını ve çerçevesini. Sorun da burada. Özgürlüğü kendi anladığı ve işine geldiği gibi yorumlayan bir dünya düzeni ve oyun kurucuları…
Para ve pula karşı mıyım
Yok arkadaş… Paranın olmadığı yerde iş de, istihdam da, aş da, ekmek de olmuyor. Kapital demek; ekmek, sağlık, eğitim ve sosyal yaşam demek. Karşı olalım ama karşıtının ve alternatifinin de olması gerek. Asıl zor olan, var olan dünyevi zenginliği; parayı, pulu, doları, avroyu kim olursa olsun her türlü ideolojik ve siyasallaşmış söylemde “gerçek değil” diye nitelemek. “Asıl önemli olan sonsuz yaşam, ahiret” diyen ilahi söylem sahipleri de dâhil; Pan-Türkçüsü, Pan-İslamcısı, sosyalisti, kapitalisti, emperyalisti… Hepimiz paranın ve pulun kulu, kölesi olmadık mı?
Yaşasın Kapitalizm / Lang leve het kapitalisme
Onun için “çok yaşasın kapitalizm” mi diyelim? Afganistan’ın yeni denenmiş yönetenleri… Para, dolar, avro ve “mani”; dünü, bugünü ve yarını yine belirleyecek; yüzü yenilenmiş eski dünya düzenini. Ne gerek vardı o masum milyonlarca yaşanmamış hayata; yaşamlarının baharında zevk alamadan ölenlere ve sakat kalanlara? Anadolu’nun, Filistin’in, Orta Doğu’nun ve Asya’nın kır çiçeği çocuklarına…
Olur mu? Onlar ölmezse silaha kim yatıracak milyar dolarları?
Yaşam nerede mutlu olunuyorsa orada yaşanmalı; mutlu olunmayan bir yaşamda başarılı ve varsıl olmak da zor. Onun için diğer inançlara, kültürlere, yaşam biçimlerine; bizden olmayan ve bize benzemeyen seçimlere hep saygılı olmuşumdur. Gıpta etmek ve kıskanmak çözüm olmadığı gibi; ben, sen, onlar ve bizler hep birlikte denemek zorundayız “ortak yaşamın sihrini ve mutlu olmanın sanatını.” Başka çaremiz de yok aslında.