NASIL METHEDEYİM EY ORUÇ SENİ!


  • Kayıt: 18.02.2026 21:08:50 Güncelleme: 18.02.2026 21:08:50

NASIL METHEDEYİM EY ORUÇ SENİ!

Drs. Hüseyin K. Ece

Değerli okuyucular ve özellikle gençler...

Ebû Ümâme adlı sahabe Peygamberimize şöyle demiş:

“–Bana öyle bir amel (ibadet) tavsiye et ki, Allah (cc) beni onunla ödüllendirsin.” Rasûlüllah (sav):

“–Sana orucu tavsiye ederim, zira onun bir benzeri yoktur!” diye cevap verdi. (Nesâî, Sıyâm/43 no: 2222)

-İbadetlerin amacı;

İlmihal kitapları ibadetin üç amaç için yapıldığını söylerler. 1.Allah (cc) ibadete layık olduğu için. 2.Cennet’e gitmeyi hak etmk için. 3.Cehennem’den kurtulmak için.

Bunlar doğrudur. Ancak buna şunlar da eklenmelidir:

4.Allah’ın sayısız nimetlerine şükür için.

5.Uydurma tanrıların, ya da tanrı hâline getirilen şeylerin tutsaklığından kurtulmak, tek olan âlemlerin Rabbi Allah’a kulluk yapmak, yani özgür olmak için.

6.Bedeni ve ruhu disipline etmek, kalbi doyurmak için. Zira kalpler ancak Allah’ı anmakla doyar. (Bkz: Ra’d 13/28)

7.Güzel ahlâk kazanmak, iyi bir insan olamk için.

8.İki dünya mutluluğunu kazanmak için. (Bkz: Nahl 16/97)

9.Diğer insanlara zarar değil, fayda sağlamak, ortaya değerli eserler koymak için.

-Orucun farz kılınmasının da pek çok hikmetleri ve hedefleri var.

Şu âyet orucun hikmetini haber veriyor:

“Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takva (korkup-sakınma) bilinci kazanırsınız.” (Bekara 2/185)

Takva bilinci, yani Allah’tan korkup-sakınmak, O’na karşı sorumlu davranmak, O’nun her an kendisini gördüğünü, yaptığı her şeyi bildiğini unutmadan hareket etmek bilinci... Takva bilinci kuşanan insan, hayatının her anında dikkatli olur. Kendisini murâkabe eden Rabbini unutmaz. Allah, âhiret günü yokmuş gibi davranmaz. Tam tersine; “Allah beni her an görüyor, yaptıklarımı kayıt altına aldırıyor ve ben günün birinde yaptıklarımdan hesaba çekileceğim. Bu hayatta iyi, kötü ne yaptıysam karşılığını alacağım” bilinci ile yaşar.

Rasûlüllah (sav) şöyle buyurdu;

“Nice oruç tutanlar vardır ki, kendisine sadece susuzluğu kalır; nice gece namazına kalkanlar da vardır ki, sadece gece uykusuz kalmış olur.” (İbn Mâce, Siyâm/21. Ahmed b. Hanbel 2/373)

"Kim yalanı ve onunla ameli terketmezse (bilsin ki) onun yiyip içmesini bırakmasına Allah'ın ihtiyacı yoktur." (Buharî, Savm/8, Edeb/51. İbni Mâce, Sıyam 21)

Bu iki hadiste oruç hakkında önemli ipuçları var. Oruç tutmanın hedefini, maksadını, hikmetini özet bir şekilde haber veriyorlar. Burada orucu hangi organımızla tutacağımızı ve sonunda neyi kazanmayı hedeflememiz gerektiğini öğreniyoruz.

Demek ki nice oruç tutanlar, ya da nice oruç tuttuğunu zannedenler vardır ki; sadece aç kalmış olurlar. Orucun hedeflerine ulaşamazlar. Oruçla elde edilmesi gereken kârları elde edemezler. Oruçla varılması mümkün olan hedefe ulaşamazlar.

Allah (cc) “oruç size farz kılındı” derken insanların belli saatlerde aç kalmasını değil, bununla nefislerini eğitmelerini, razı olmadığı amelleri (davranışları) terketmelerini istemektedir.

-Oruç ve eğitim

İslâm esasen insanın her açıdan terbiyesi/eğitimidir. Allah (cc) insanın biyolojik yapısını terbiye etti, düzenledi ve biçime koydu. Onu harika ve mucizevî bir şekilde var etti.

Bununla birlikte onu eğitmek için de en mükemmel mürşid (eğitici) olan Kur’an’ı ve Son Elçisini ve bununla İslâmî hayat sistemini gönderdi.

İslamî ibadetler bir açıdan kulluk veya şükür borcu ise; bir açıdan da insanın ideal eğitimidir. Onun olgun, kaliteli, fıtrata (yaradılışa) uygun bir terbiyeden geçmesini ve olgunlaşmasını sağlamaktır.

Her bir ibadette, insanın bir yönünü eğiten bir ilke vardır. Her bir ibadet kendisini yerine getiren insana fayda sağlar, onun duygularını ıslah eder, davranışlarına etki eder. Hiç bir ibadet gayesiz, hikmetsiz, içi boş değildir.

Allah (cc) insana bir şey kazandırmayan, onu ıslah etmeyen, ona dünya ve âhirette fayda sağlamayan bir şeyi emretmez.

Allah (cc) fayda sağlayan bir bir şeyi de yasaklamaz. İslâmda emredilenler insana mutlaka faydalıdır, yasaklananlar ise mutlaka zararlıdır.

Oruç bu ibadetlerden sadece birisidir.

İslâm fıkhına göre o bedenî bir ibadettir. Yani bedenle, bedendeki organlarla yerine getirilir. Orucun fıkhî tarifi elbette böyledir. İbadetlerin de imandan kaynaklanması ve ihlasla (samimiyetle) yerine getirilmesi gerekir.

Oruç acaba mideye mi tutturulur, yoksa duygulara mı? Oruçtan maksat perhiz mi, yani mideyi ıslah mı, yoksa duyguları ıslah mı? Oruçla mide sağlığı mı asıl hedef, yoksa yürek, ahlâk, takva sağlığı mı?

Bunlar düşünülmeye değer.

-Oruç müstesna bir ibadettir. 

Zira o ancak bedenin çok çok ihtiyaç duyduğu, iştahların peşine düştüğü zaman; ağızların suyunu akıtan yiyecek ve içeceklere mesafeli olabilme, nefsi onlardan bir müddet mahrum edebilme yiğitliğidir. Nefsine hâkim olmak kuvvetli bir irade işi ise; oruç tutmaya neden yiğitlik demeyelim.

Oruca riyanın (gösterişin) karışması mümkün değildir. Oruç tutan onu yalnızca Allah rızası için tutar. Başkalarının hoşuna gitmek için oruç tutulması mümkün değildir. Zira kapalı yerlerde insan kendi vicdanıyla ve Allah’ın görüp-gözetmesiyle başbaşadır.

Bazı yerlerde insanı ne başkaları görebilir, ne de polis denetimindedir. Allah’ın kendisini murakabe etmediğine inanan, ya da bu murakabeyi unutan kimseler, hata yapar, günah işlerler.

O yüzden oruçlu müslüman zor olsa da, gündüzler uzun olsa da, açlıktan kıvransa, susuzluktan dili damağına yapışsa da, gizli veya açıkta bir şey yemez ve içmez. Zira o Allah’a söz vermiştir, iftar vaktine kadar ağzını bağlamıştır, nefsine gem vurmuştur.

Orucu yemeden ve içmeden uzak kalmak şeklinde anlayanların bir Ramazanı yemek tarifleriyle, pide çeşitleriyle, donanmış sofra hayalleriyle dolu olur.

Müslümanlar Ramazan’ı yemek kültürü artsın diye karşılamazlar. Onlar orucu daha çok yemek için, ya da perhiz için tutmazlar.

Onlar orucu ve oruç ayını Allah’ın yeryüzüne indirdiği gök sofrası sayarlar. O gök sofrasının kendilerini maddi ve manevi olarak doyurduğunun farkına varmaya çalışırlar.

Hiç gök sofrasının doyurduğu nefis aç gözlü olur mu? Hiç gök sofrasına buyur edilen yürek doymaz mı, tatmin olmaz mı, umduğuna kavuşmaz mı?

Ramazan, kendisini bu şekilde değerlendiren için mübarek olur, bereket ve rahmet getirir. Aziz bir misafir gibi gelir. Hiç bir şey eksiltmez, çok şey bırakarak bir sene sonra gelmek üzere gider.

Ramazanı böyle değerelndierenlerin ömürleri Ramazan olur. Onlar iman ederek yürekten oruç tutarlar, oruç ta onları tutar, kaldırır, daha iyi insan eder.

Rasûlüllah (sav) şöyle dedi: “Kim (faziletine) inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır." (Buhârî, Îmân/28, Savm/6. Müslim, Sıyâm/203, Müsâfirîn/175)

Böyle bir ibadet ancak yürekle, yürekteki imanın getirdiği ihlasla/samimiyetle tutulur.

Hadiste geçtiği gibi “oruç müstesna bir ibadettir” ve benim dilim ve yazım onu yeterince methetmeye yetmez.