Geleneksel Türk ve Fas toplumlarında bizlerin pratik ve uygulanabilir çözüm arayışları nasıl olmalıdır?
Para kazanılan iş, meslek, ticaret ve iş gücü tarih boyunca insanı meşgul etmiş, gelecek yıllarda da etmeye devam edecektir. Teknolojik gelişme, bilgi ve inovasyondan geride kalan çalışanlar açısından işsizlik önemli bir sorundur. Öte yandan yaklaşık 400 bin iş ilanı ve ciddi bir istihdam açığı bulunmaktadır. Bu durumu genel olarak arz ve talebin birbiriyle örtüşmemesi meselesi olarak tanımlayabiliriz. İş gücü piyasasında talep ile arzın yeterince uyumlu olmaması temel problemdir.
Para gücünü elinde bulunduran, sanayi devrimiyle birlikte inovasyon ve teknolojik öncülüğü yakalayan Batı Avrupa ülkeleri, mevcut birikimlerini eşit olmayan şartlar altında sürdürmektedir. İş, aş, ihracat, ithalat ve yaklaşık 200 yıldır devam eden Avrupa’ya iş gücü göçü, bunun en önemli gerekliliklerinden ve kaçınılmaz toplumsal olgularından biridir.
Konu geniş olmakla birlikte, mevcut sebepler ve faktörler kısaca şunlardır:
Bugün Hollanda’da iş gücü piyasasında yer alan yaklaşık 300 bin Türk kökenlinin (%70’i aktif iş gücünde) her biri beş yılda bir komşusuna veya akrabasına iş bulma konusunda destek olsa ve sektöre bağlı mesleki eğitimlere yönlendirse, geleneksel göçmenler arasında işsizlik sorunu önemli ölçüde azalabilir.
İşverenler, işçi temsilcileri ve devlet kurumlarının birlikte hazırladığı istihdam planlarına yeterince uyulmaması da ayrı bir sorundur. Yapılan sözleşmeler ve ortak projeler, beklenen sonuçları vermemekte; işsizlere somut umut ve katma değer sağlayamamaktadır.
Mevcut iş gücü açığının olumlu yönü ise şudur: Geçmişte ayrımcılığa ve ötekileştirmeye maruz kalan mülteciler ile Türk ve Fas kökenli göçmenlerin çocukları ve torunları için iş bulma şansı giderek artmaktadır. Arz ve talep dengesine bağlı olarak işverenlerin etnik kökene bakmaksızın kaliteye ve nitelikli insan kaynağına yönelmesi, geleceğin iş piyasasının temel gerçeği olacaktır.
Gelir düzeyi artan göçmenlerin yaşadıkları mahallelerde, sporda ve toplumsal temsil alanlarında daha aktif rol almaları; katılım toplumunu, entegrasyonu ve hatta asimilasyon tartışmalarını hızlandıracak; ortak yaşam kültürünün daha uyumlu bir zeminde gelişmesine katkı sağlayacaktır.
Hollanda vatandaşlığına sahip göçmenlerin oranı yüzde 90’ı aşmıştır. Bu kişiler, 27 Avrupa Birliği ülkesinde çalışma hakkına sahiptir. Akademik mesleki eğitim (HBO) veya üniversite eğitimi (WO) alan gençler, yalnızca Hollanda’da değil, Avrupa Birliği ülkelerinde de çalışma ve ikamet etme imkânına sahiptir. Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve İskandinav ülkeleri gibi farklı coğrafyalara yönelen gençlerin sayısının arttığı bilinmektedir.
1962’den itibaren Batı Avrupa ülkelerine başlayan iş gücü göçü sürecinde Belçika’dan Hollanda’ya, Hollanda’dan Almanya’ya doğru bir hareketlilik yaşanmıştır. O dönemlerde kazanç Almanya’da daha yüksekti. İlk nesil babalarımız ve dedelerimiz Hollanda’ya beş yıllığına gelmiş, birikim yapıp geri dönmeyi planlamışlardı. Ancak o beş yıl, Batı Avrupa’da geçen 60 yıla dönüştü. Bugün artık işveren, esnaf, sanatkâr ve toplumsal dinamiklerin ayrılmaz bir parçasıyız.
Zaman zaman “Turbo Türk” olarak anılır, gerektiğinde ise “günah keçisi” ilan ediliriz. Hollanda siyasetinde sorunlar yaşandığında, sağda veya solda bir suçlu arama eğilimi ortaya çıkabilmektedir. Bazen toplumun vazgeçilmez bir parçası olan Türk toplumu, yeterince uyum sağlamamakla veya geldikleri ülkelerin politik kültüründen etkilenmekle eleştirilebilmektedir.
Belki de “yeni Hollandalıların yeterince Hollandalılaşmadığından” şikâyet edilmektedir.
Evde yapılan hesapların, Hollanda ve Avrupa çarşısındaki hesaplara her zaman uymadığı görülmüştür. İlk ve ikinci nesli saygı, rahmet ve özlemle anıyoruz.
Saygılarımla,