Hollanda’da adım atılan ilk günden itibaren başlayan geri dönüş umutları ve bu umuda yolculuk; yarım asırlık sohbetlerimizin, güncel yazılarımızın, yaşam ilhamımızın, edebiyatımızın, romanlarımızın ve şiirlerimizin ana temasıdır. Gurbet, göç ve o bitmek bilmeyen "Geri Dönüş" hikayeleri hafızalarımızda dopdoludur.
"Yarım asırlık bir gurbet hikayesi, bavullara sığmayan geri dönüş hayalleriyle yeniden yazılıyor."
İnsan çoğu zaman hüzünlü ve umutsuzdur. Çocuklarından beklediği ilgiyi bulamayanlar, "Yaşamdan hiçbir zevk alamadım" diyenler; binbir çeşit ruh hali ve mutluluğun ikizi olan mutsuzluklar... Hayat, suyun kendi yatağını bulması gibi doğal akışında devam ederken; artık yaşamlarının altı ayını memleketlerinde, diğer altı ayını ise "doydukları yer" olan ikinci vatanları Hollanda’da geçiren yaşlı bir Türk göçmen kitlesi var. Yaşam standartları 60 yıl öncesine göre çok daha lüks olsa da, bu lüksün ve tüketim toplumunun getirdiği manevi zorluklar hayatlarını kuşatmış durumda.
Hayalleri Gerçekleşiyor mu?
Yaşamlarını biri yazlık diğeri kışlık iki memlekete bölen bu birinci nesil göçmenler artık yaşlandı. Son yılların ekonomik krizleri, sosyal güvenlik sistemindeki kesintiler ve sağlık giderlerindeki katkı payları, en çok bu dar gelirli yaşlı grubunu vurdu. Evet, Türk yaşlıları bugün Hollanda diasporasında ciddi bir yoksullukla mücadele ediyor. Ne yazık ki kimsenin bu durumu yazmak, tanımlamak veya çözüm aramak gibi bir derdi yok. Çünkü;
"Dünün genç işçileri, bugünün 'yorgun yaşlıları' sosyal sistemin ve yalnızlığın kıskacında unutuluyor."
İlk nesil, bazı çevreler için hâlâ yardımlar, fitreler ve zekatlarla bitmeyen bir pınar gibi görülmeye devam ediyor; her ne kadar suyun hızı ve hacmi azalmış olsa da. Ama mesele sadece maddi değil...
Yaşlılıklarının son yıllarını doğdukları topraklarda geçirmek ve memleketlerinde huzurla ölmek isteyen bir kuşaktan bahsediyoruz. Çocuklarının ve torunlarının ilgisizliği, asimilasyon veya entegrasyonun getirdiği kültürel kopuşlar ve yaşam farklılıkları... Artık Hollanda’da yaşamaktan zevk almayan ve kesin dönüş kararı alan bir nesil var karşımızda. Sağlık, fakirlik, işsizlik ve yalnızlık sorunlarıyla boğuşan bu grubu, kurumlar, vakıflar ve siyasi karar vericiler sanki tamamen unutmuş görünüyor.
Peki, Nereden Biliyoruz?
Son haftalarda Türkiye’ye kesin dönüş yapmak için bilgi alan ve başvuru yapanların sayısındaki ciddi artış, beni bu toplumsal gelişimi gündeme getirmeye itti. Siz bu konuda ne düşünürsünüz bilemem ama ben "gündem olsun" istedim.
"Göçle başlayan serüven, bir uçağın kuyruğunda, Anadolu’nun sessiz bir köy mezarlığında huzur arıyor."
Her gün bir tanıdığı, toplumumuzun bir ferdini kaybetmenin hüznüyle uyanıyoruz. Çözüm zor mu? Elbette var. Ancak görünen o ki pek çok hikaye; bir uçağın kargo bölümünde başlayıp Anadolu’nun yolu izi kalmamış bir köy mezarlığında son bulacak.
Özlem dolu bir diaspora ve memleketten uzak sürgün bir yaşamda; Nâzım Hikmet’in dediği gibi baş ucumuzda bir de çınar ağacı olursa, belki o ebedi huzur ve mutluluk gerçekleşmiş olur.
Sağlıcakla ve uzun ömürlerle kalın.