Hollanda’da Ne Kadar Revizyonist, Oportünist ve Ütopik Bir Yaşam?


  • Kayıt: 29.05.2026 17:13:21 Güncelleme: 29.05.2026 17:13:21

Hollanda’da Ne Kadar Revizyonist, Oportünist ve Ütopik Bir Yaşam?

Nejat SUCU

“Değişmemek, zamana ayak uyduramamak, olduğun yerde saymak geri kalmak demektir.”

Çok zaman sahip olunana sahip çıkmak ve değişimden uzak kalmak, belirli bir dönem güven verse de gelişen ve değişen insanın yapısına ve diyalektiğine terstir.

Sapma, dönek, fırsatçı, hayalci, ikiyüzlü veya sahip olma hırslı olmak... Bunlar, 21. yüzyılda hep bir bütünüyle gerçekçi bir insan ve yeni vatandaş örneği olarak karşımıza çıkıyor. 50 sene önce Türkiye’de birilerinin, başkaları için içeriğini tam bilmeden kullandığı bu terimlere, yıllar sonra kendisinin de sahip çıkacağını; olumsuz imaj ve düşünce ifade eden bu kavramları ilerleyen yıllarda bizzat kendisinin kullanmak zorunda kalacağını hiçbirimiz bilmiyorduk.

İnsanın zaman içerisinde değişmesi, değişik yaşam şartlarına uyması, yani kısacası “revizyonist, oportünist, ikiyüzlü veya ütopik” olması gayet olağan mıdır? Ve iyi, kaliteli bir yaşam için gerekli midir?

Değil tabii ki. Her insanın tercihleri, var olan olanaklarla birlikte sahip olduğu eğitim, gelişim ve çevre, o insanın ne kadar uyumlu olduğunu ve yaşam biçimini belirler.

Uyumlu Vatandaş Olmak

Uyumlu vatandaşlık; eşit paylaşımın ve var olan zenginlikten her bireyin yeterli derecede pay aldığı, bireyler topluluğunun barış ve huzur içinde yaşadığı bir dünya memleketidir. Tabii ki bunu ben gerçekçi bulabilirim, siz ise hayalden öteye gitmeyen bir düşünce ve yaşam biçimi olarak görebilirsiniz.

İdeolojik Devletler

Sovyetlerdeki Komünist Birliğin dağılmasından sonra, tüm Ural-Altay kavimlerinin bir araya geleceği beklentisi (Pan-Türkçü / Turancılık) yerine ekonomik ve siyasi çıkarlar ile yandaş politik tercihler öne çıkmadı mı?

Aynı dönemde, Sosyalizm’den Komünizme giden yolun son aşamasına gelindiğine inanan bir arkadaş ne demişti: “Berlin Duvarı yıkıldı da biz de fikir olarak altında kaldık.” Tabiki bir insanın uzun yıllarını, bir yaşamını ve ömrünü adadığı fikir ve oluşumların bir buz dağı gibi erimesini izlemesi zor ve acıdır. Ancak asıl gerçek, insanların ve toplumların değişkenliğidir.

Yine İslam’ı referans alan ve İslam’ı sosyo-ekonomik, politik olarak deneyenler de bana göre Kapitalizme ve Neo-Liberalizme teslim olmadılar mı? Nerede ideal insanın, medeni, hür ve mutlu toplumların inşası?

Her şeye, dünyada var olan 30’un üzerindeki bölüşüm, mezhep, aşiret, çıkar ve etnik köken savaşlarına rağmen yine de olumlu düşünmek; mutsuzluktan mutluluğa uzanan bir yol olduğunu varsaymak ütopik de olsa güzeldir. Bir revizyonist ve oportünist dünya düzeni kurmayı hayal edebilmek de büyük bir zenginliktir.

Eğer değişmemekte inat ediyorsak, ona cesaret edemiyorsak ve değişimden korkarak önüne set çekiyorsak; o zaman bu statik durum, ömür boyu mutsuz bir yaşam sürdüreceğimiz anlamına gelir.

Belli ki benim de bizim de kesin doğrularımız yoktur. Ama diyalektik düşünmeye başladığımız an, değişim süreci de başlamış demektir.

Bu süreç, tam da Hollanda’nın var olan olanaklarıyla, Hollanda’da mutlu ve başarılı bir yaşamın başlaması anlamına gelir. Bütün dünya güzellikleri sizlerle olsun.