Türkiye Cumhuriyeti ile Hollanda Krallığı arasında 19 Ağustos 1964 tarihinde imzalanan İşgücü Anlaşması (arbeidsmigratie / wervingsakkoord), 60 yılını geride bıraktı. İşgücü göçünü, çalışma şartlarını ve sosyal güvenlik esaslarını düzenleyen bu sözleşme; o dönemin şartlarına göre harikulade sosyal güvenceler sunan ve Hollanda’da kaliteli bir yaşamın kapısını aralayarak Türk toplumunun bu topraklarda kök salmasını sağlayan tarihi bir dönüm noktasıydı.
Hepimiz biliriz; 1990’lı yıllara kadar Hollanda’daki Türk toplumunun ana gündemi ortaktı. Bizler Hollanda’nın "misafir işçileri" (Gastarbeiders) idik. Aklımızda hep aynı soru vardı: “Doğduğumuz Anadolu topraklarına ne zaman döneceğiz?”Elbette bu süreçte geri dönenlerimiz de oldu; ancak bu oran genellikle Hollanda’da yalnız yaşayanlar arasında yüksekti.
Evdeki Hesap Çarşıya Uymadı: Aile Birleşimi
İlk nesil Hollanda Türk toplumu, her yaz izninde Türkiye'ye gittiğinde en fazla 5 yıl kalıp döneceğini söylerdi. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. 1975 yılında başlayan aile birleşimi ve yeni aile oluşumları (gezinshereniging / gezinsvorming), Türk toplumunun bu ülkedeki kalıcı varoluşunu 1990’lı yıllarda tamamladı. Bu süreçte büyük bir atılım yaparak; başlangıçta eğitim imkanı bulamamış bir kitleden, bugün Hollanda’nın elit meslek erbabını, eğitimli profesyonellerini ve işverenlerini yarattık.
Siyasi ve Hukuki Kazanımlar: Seçme ve Seçilme Hakkı
1986 yılı, Hollanda’daki Türk toplumu için tam bir kırılma noktası oldu. 342 belediyede yerel seçimlerde seçme ve seçilme hakkının (kiesrecht) tanınması, misafir işçilikten "yeni vatandaşlığa" giden yolun en somut adımıydı. Hollanda’nın yerel, bölgesel ve ulusal yönetimleri, politikalarında büyük değişimlere gitmek zorunda kaldı. Bu hak, toplumsal entegrasyonu ve katılım sürecini hızlandıran en önemli anayasal kazanımdı.
Aynı dönemde, aslında geçici bir çözüm olduğunu sonradan anlayacağımız 50+ ve 55+ yaş grupları için Geri Dönüş Yasası ve uygulaması (Remigratieregeling en Remigratiewet) başladı ve bu süreç 1 Ocak 2025 tarihine kadar devam etti.
Çifte Vatandaşlık Dönemi (1992 - 1997)
Avrupa Birliği’nin öncülerinden olan Hollanda’da, Ruud Lubbers hükümetinin Türk ve diğer göçmenlere sunduğu en büyük kolaylıklardan biri çifte vatandaşlık hakkıydı (Optie-regeling en de mogelijkheid dubbel nationaliteit). Bu hak, Hollanda toplumunda kalıcı olduğumuzun resmen kabulü ve "Hollandalı Türk" kimliğinin oluşmasındaki en önemli dönemeçti.
60 Yıllık Finansal Köprü: Bu süreçte doğduğumuz memleketimiz Türkiye’ye 60 yılda 1 trilyon euro’dan (een biljoen) fazla finans kaynağı aktardık. Ülkemizin kalkınmasına ve ekonomisinin büyümesine devasa katkılar sağladık.
500 Bin Nüfuslu Türk Toplumu: Entegrasyon mu, Asimilasyon mu?
Kolaylaştırılmış işlemlerle (Opsiyon yoluyla) Hollanda tabiyetine geçen Türk toplumu, katılımla entegrasyona giden yolun temel taşlarını attı. Tabii ki bu süreç, Hollanda toplumu ile kültürel ve ekonomik olarak harmanlanan Türk toplumunun, uzun vadede kendi kimliğini kaybetme (asimilasyon) riskini de beraberinde getirdi.
Zahmetli, uzun ve göz açıp kapayıncaya kadar geçen 60 yılda; çalışkan, verimli ve kurumsallaşan (identieke verzuiling) bir Türk toplumu inşa ettik. Şimdi yapmamız gereken, geçmişin öz eleştirisini yaparak geleceğe daha emin adımlarla hazırlanmaktır.
Demografik Gerçekler: Yaşlanan Hollanda ve Doğurganlık Oranları
Son 10 yılda Hollanda’nın neredeyse tüm belediyelerinde kadınların doğurganlık oranı ve çocuk sahibi olan ailelerdeki çocuk sayısı istikrarlı bir şekilde düşüyor. Hollanda İstatistik Kurumu (CBS) verileri de bu çarpıcı değişimi gözler önüne seriyor:
| Yıl
|
Kadın Başına Düşen Çocuk Oranı
|
|---|---|
| 2014
|
% 1,71
|
| 2024 |
% 1,43 |
Daha önce yüksek doğurganlık oranına sahip olan geleneksel Türk ve Faslı göçmen kadınlar da bugün Hollandalı hemcinsleriyle aynı düşük oranları yakalamış durumda.
Hollanda’da son yıllarda yıllık ortalama 172 bin kişi yaşamını yitirirken, buna karşılık 165 bin doğum gerçekleşiyor. Yani göç, göçmenler ve mülteciler olmadan Hollanda nüfusunun büyümesi ve iş gücünün korunması artık imkansız.
Yeniden Değer Kazanan Göçmen Emeği
İş gücü; bir insanın üretmek için eyleme geçirdiği fiziksel ve düşünsel emeğin tümüdür. Son yıllarda iş piyasasında yaşanan nitelikli ve nicelikli insan kaynağı azlığı, göçmen iş gücünü yeniden hayati bir konuma getirdi. Tıpkı 1970'lerdeki gibi, arz ve talebe (Vraag en aanbod) bağlı olarak göçmen emeği bugün yeniden büyük bir kıymet ve değer kazanıyor.
Bu vesileyle, 60 yıllık bu zorlu ve gururlu süreçte aramızda olan, emeği geçen herkesi selamlıyor; aramızdan ayrılan tüm büyüklerimizi rahmet ve hürmetle anıyorum.
Saygılarımla,