Bir Türlü Sevemedik Gitti Hollanda’yı… Ama Kimi ve Kimleri?


  • Kayıt: 05.06.2026 16:34:09 Güncelleme: 05.06.2026 16:34:09

Bir Türlü Sevemedik Gitti Hollanda’yı… Ama Kimi ve Kimleri?

Nejat Sucu

Tabii ki dile kolay; 40, 50, hatta 60 yıl boyunca kesintisiz yaşadığımız Hollanda’yı ve Hollandalıları…

Bir zamanlar ne umutlarla gelmiştik bu topraklara. Arkamızda eşimizi, çocuklarımızı, yavuklumuzu, anamızı ve hacı babamızı bırakmıştık. En fazla 5 yıl kalacak, günde 16 saat çalışıp bol kazançla memlekete dönecektik. Birkaç dönüm tarla, bir de Massey Ferguson traktör aldık mı, değmeyin keyfimize!

Halamın oğlu Ahmet’le birlikte gelmiştik. Ahmet dürüst mü dürüst, hem de bacanağım olurdu. Birlikte sapsarı bir New Holland biçerdöveri Türkiye’ye götürmeyi hayal eder olmuştuk. Düşünsenize, o biçerdöverle Nevşehir’den aşıp Göre Kasabası’na girdiğimizi… Bizi çekemeyen, karnı dar ne kadar komşu varsa kıskançlığından evine kaçacaktı, biliyordum.

Daha sonraki yıllarda, Hollanda’dan bir Massey Ferguson traktör ve bir New Holland biçerdöver alıp işletmeleri için Türkiye’deki iki küçük kardeşe teslim ettik. Ama ne kâr gördük ne de ana parayı; hepsi buz dağı gibi eriyip gitti. Üstüne üstlük, ek destek olarak "Gulden" göndermediğimiz için bir de suçlu olduk. Sonuç; pişmanlıklar ve akrabalar arasında mezara kadar sürecek bir soğukluk… Hiç kimse bizim Hollanda’da ne zor şartlarda kazandığımızı sormuyor, hakkımızın nasıl gasp edildiğini umursamıyordu. "Nasıl olsa parası bol Hollanda memleketindesiniz, bir daha alırsınız" diyerek geçiştiriyorlardı.

Koyun Sahibine Çobanın Hesabı

Bir zamanlar varlıklı bir adam, çobana 100 koyun teslim eder. Zamanı gelince koyunlar kurbanda satılacak ve alınan kredi borçları ödenecektir. Hesap vakti geldiğinde çoban anlatmaya başlar: "Yarısını kurtlar yedi, 20 tanesi hastalıktan öldü, 30 tanesi de çöplü derede intihar etti..." Sonra da elinde tuttuğu bir bakraç yoğurdu uzatıp, "İşte sizin hakkınız" der.

Tabii hiddetten şiddet doğar. Bu hesaba küplere binen mal sahibi, bakraçtaki yoğurdu çobanın başına geçirir. Yüzsüz çoban ise hemen bu durumu fırsata çevirir; dışarıda bekleyen ahaliye, "Görüyorsunuz ya, ben yine bu hesaptan yüzümün akıyla çıktım!" der.

Tekstil Krizi ve Değişen Hayatlar

1980’li yıllardan sonra Türkiye’de yaşanan sağ-sol çatışmalarından dolayı çocuklarımızı da yanımıza, Hollanda’ya aldırmıştık. Çok şükür, emeklerimiz boşa gitmedi; kızım ameliyat doktoru, oğlum Hasan ise avukat oldu.

Ancak madalyonun diğer yüzü farklıydı. 1981-1990 yılları arasında yaşanan tekstil kriziyle birlikte Almelo’da dev gibi gürleyen 7 fabrika ve onlarca yan sanayi kuruluşu birer birer kapandı. 15 bin kişinin ekmek yediği bu fabrikalar yok olunca, tekstilden başka mesleki bilgisi olmayan Veli ve bacanağı Ahmet işsiz kaldı.

Geri dönme umutları bitmişti. Amaçsız, sevgisiz ve geçimi zor bir Hollanda’da, adeta açık bir hapishanede gibiydiler. Bir türlü sevemedikleri bu ülke ve Hollandalı komşularıyla birlikte yaşamak artık ağır geliyordu. O yıllarda Almelo’da açılan Türk kahvehanelerinin sayısı derneklerle birlikte 10’u bulmuştu.

İşsiz kalan Almelo Türk nüfusu ekonomik darboğaza girdi; binbir emekle, belediye garantisiyle (Met gemeentegarantie) satın aldıkları evlerin taksitlerini ödeyemez oldular. Evler birer birer açık artırmayla (veiling) satılmaya başlandı. Ayrıca o güne kadar toplumumuzda hiç görülmeyen boşanmalar arttı; Almelo’nun Türk nüfusu ya memlekete ya da Hollanda’nın diğer şehirlerine göç etmek zorunda kaldı.

Her ilişkide en büyük korkuları tek bir sorudan kaynaklanıyordu: "Ne zaman geri döneceksiniz?" Veli’nin cevabı hep hazırdı: "Hollanda devleti kasasına ödediğim primleri geri versin, yarın döneyim." Bu gereksiz ve anlamsız sorular, can sıkmaktan başka bir işe yaramıyordu.

Kan ve Ter İçinde Uyanılan Rüya

Bir gece rüyasında, köyün hacısı, sözüne ve ilmine güvenilen öğretmeni Hacı Hüseyin’i gördü. Hüseyin Ağa, uzun yıllar muhtarlık yapmış, sözü dinlenen ve dokunduğu her insanda iz bırakan bir adamdı. Köylü ondan hem medet umar hem de şerrinden korkup kaçınırdı.

Uzun yıllardır görmediği Hacı Hüseyin, beyaz sakalıyla adeta bir ermiş gibi belirdi ve etkileyici bir sesle şöyle dedi:

"Oğlum, uzun yıllardır size Hollanda belediyeleri ve devleti bakıyor. Sen ise hâlâ hoşnutsuz ve memnuniyetsiz olduğundan bahsediyorsun. Bilmez misin, hiçbir baba oğluna ve torununa 30, 40, 50 yıl boyunca bakmaz? Şunu unutma; Hollanda’yı ve Hollandalıları sevmediğin sürece, bu Hristiyan toplumu sana hakkını helal etmez. O zaman cennet ehli olma hukukun da zedelenir."

Veli, ter ve kan içinde rüyadan uyandı. Şimdi ne diyecekti? Bunca yıldan sonra birdenbire nasıl olur da Hollanda’yı ve Hollandalıları sevebilirdi? Bunu bizim Yaşar Ağabey’e sormalıydı. "Herhalde Hollanda’yı ve Hollandalıları sevmenin de bir kursu olmalı" diye düşündü.

Yine kendince bir çözüm yolu bulmuş olmanın sevinci ve gönül rahatlığı içinde, derin bir uykuya daldı.