Büyüklerimize, Yaşlılarımıza Saygıyı Kaybediyor muyuz?


  • Kayıt: 16.06.2026 17:01:45 Güncelleme: 16.06.2026 20:17:51

Büyüklerimize, Yaşlılarımıza Saygıyı Kaybediyor muyuz?

Gülsemin Konca

Eskiden bir yaşlının yanında bacak bacak üstüne atılmazdı. Sofrada onlar başlamadan kaşık tutulmaz, lafı kesilmez, yüksek sesle konuşulmazdı. “Onlar bilir,” denirdi. “Onlar görmüş geçirmiştir, onlara danışalım.” Çünkü yaş, sadece rakam değil; yürekle taşınmış bir zamanın, sabrın, tecrübenin, alın terinin adıdır. Ama şimdi… Sahi, şimdi ne oldu bize?

Bir süredir kulak tırmalayan bir fısıltı var toplumda. “Anne-babanız toksikse onlarla görüşmeyin.” “Aileniz sizi aşağı çekiyorsa uzaklaşın.” “Geçmişinizin yüklerinden kurtulun.” Şüphesiz, sınır çizmek, iyileşmek, birey olmak çok kıymetli. Ancak bu mesajlar, kimi zaman sınırı çizmekle duvar örmek arasındaki farkı unutturuyor. Özellikle Batı’dan gelen bu “bireysellik” vurgusu, bizim kültürümüzde kök salmış olan “ailenin kutsallığı” fikriyle çarpıştığında, sessiz ama derin çatlaklar oluşuyor.

Evet, her anne-baba mükemmel değildir. Evet, bazı yaralar onlardan gelir. Ancak bu, onların hatalarının üstünü örtelim demek değildir. Fakat hatalı olanla saygıyı, kusurlu olanla kıymeti aynı terazide tartmak gerekmez mi? Bir annenin gençliğinde yaptığı hatayı, yaşlanmış ellerine saygısızlıkla ödetmek adalet mi, intikam mı? Ya da geçmişte bizi anlamamış bir babanın şimdi gözleri dolarken anlattığı her şeyin üstünden kibirle geçmek... İyileşmek bu mu gerçekten?

Kimi zaman yaşlı bir kadın otobüste ayakta kalıyor, yanındaki genç kalkmıyor çünkü “zaten yaşlılar anlamıyor.” Kimi zaman bir dedenin cümleleri çocukları tarafından “demode” diye gülünç bulunuyor. Hatta bazı gençler, sosyal medyada dedelerini, anneannelerini “komik” bulup videoya çekerek takipçi topluyor. Bu mu itibar? Bu mu kıymet bilmek?

Yaşlılarımız, sadece geçmişin tanıkları değil. Onlar, bu toprağın taşıyla, sabrıyla, duasıyla yoğrulmuş canlı kütüphaneler. Bir dede, torununa sadece masal anlatmaz, tarih anlatır. Bir babaanne, yemeği sadece pişirmez, sevgiyle mayalar. Onları sadece ‘iyi bir çocukluk geçirmedik’ bahanesiyle silmek, hem insanlığımıza hem tarihimize karşı nankörlüktür.

Saygı, her zaman hak edene verilmez. Bazen kendimizi, bazen vicdanımızı korumak için verilir. Çünkü biz büyüklere saygı gösterdikçe, aslında kendimizin nasıl bir insan olduğunu da inşa ederiz. Saygı, karşımızdakine değil, içimizdeki değerlere ayna tutar.

Unutmayalım: Bir gün yaşlanacağız. Ve bize de “zamanının insanı” diyecekler. Peki biz nasıl hatırlanmak istiyoruz? Bir kenara itilmiş, geçmişiyle yargılanmış bir yaşlı mı? Yoksa gözlerinin içi gülen, dizinin dibine torunların kurulduğu bir ulu çınar mı?

Toplum, yaşlısına ne kadar sahip çıkarsa o kadar köklü olur. Saygı azaldıkça insanlık da eksilir. Ve insanlık eksildikçe teknoloji artsa da huzur azalır. Kişisel gelişim çok güzel ama kişisel gelişirken kökümüzü kurutmamak gerek. Çünkü köksüz ağaç büyümez. Ve köksüz büyüyen hiçbir insan da meyve vermez.