Doğuştan itibaren bizim yaşam biçimimizdir “başkaları için yaşamak”. Geçmişte kaldı ama doğduğunuzda, sizin haberiniz olmadan bir başkasıyla evlendirilirsiniz; Anadolu’da biz buna “Beşik kertmesi / Het wieghuwelijk” deriz. Okula gideriz; sırf annemiz ve babamız bir üniversite eğitimi almamızı istediği için. Bunun yanında, Hollanda Türk toplumunun üzerinde var olandan daha iyisini gösterme ve başarılı olma düşüncesi ile tecrübesi, Hollanda Türkleri arasında eşit olmayan şartlarda süren bir yaşam maratonudur. Bunun ruhsal ve fiziksel sorunları da beraberinde getirdiği kesindir.
Unutmamak gerek… Bizim hikayemiz; Hollanda’da son 62 yılda, var olan tüm imkanları tüm gücümüzle iyi kullanarak başarıya, mevkilere ve toplumsal katılıma giden yolda hiç de küçümsenmeyecek bir başarı hikayesidir. Bellidir ki Hollanda Türk toplumunun konut, eğitim, iş ve istihdam alanlarında katettiği yol bazı yerli Hollandalıları rahatsız ederek; oy ve iktidar seçimlerini anti-Türk, göçmen ve Müslüman karşıtı iktidarlar yönünde kullanmalarını teşvik etmiştir.
Başlangıçta Hollandalı emsalleri gibi eşit eğitim, çalışma, bilgi ve tecrübe şartlarına sahip olamayan Hollandalı Türklerin; üretime ve rekabete (Prestatie en concurrentiegericht) dayalı yaşamın bir parçası olabilmesi ve kabul görme gerekliliği çok zordur. Bunun ruhsal ve fiziksel rahatsızlıklara da sebebiyet verebilmesinin, toplumsal olduğu kadar bireysel bir durum olduğunu da söyleyebiliriz. Ayrıca eşit olmayan çalışma rejimi, dışlanma ve onlara benzememe veya benzeyememe durumu; ortak çalışmayı ve başarıyı da zor kılmaktadır.
Beşik Kertmesi / Het Wieghuwelijk
Eski bir adetimiz vardı “Beşik kertmesi” diye. Aynı yakından, akrabadan veya komşudan doğan bir erkek ve bir kız çocuğunun, iki aile arasında söz verilerek resmi olmayan yoldan evlendirilmesi olayıdır. Son yıllarda bu feodal aile kültürünün kaybolduğunu ve artık gündeme gelmesinin bile bu zamanda olanaklı olmadığını görmekteyiz. Her bölgede ve köyde uygulanmayan bu gelenek; feodal, ataerkil ve toprak bütünlüğünü korumayı amaçlayan, senin istemediğin biriyle evlendirilme olayıdır.
Son 50 yılda Anadolu’nun kırsal köylerinden şehirlere devam eden göçle (Urbanisatie) birlikte, şehirlerde oluşan çekirdek aile modeli ve eğitimlerini şehirlerde sürdüren gençler, bu bilmedikleri geleneksel ve feodal eş seçimi ile evlilik yönteminden uzaklaşmıştır.
Aile İçin Yaşam ve Tercihler?
Üniversite yıllarında Avrupa’da ve Amsterdam’da yaşasak da istediğimiz yaşantıyı, istediğimiz eğitimi ve seçimleri özgürce yapamayız. Çünkü yaşamda ailemize uygun bir hayat sürmek zorundayız. Son yıllarda, gerekli olan orta ve yüksek eğitim düzeyine ulaşan Türk gençlerinde doktorluk ve avukatlık mesleklerinde büyük artışlar gözlemledik.
Tercihimiz olmasa da mutlu olmasak da 70’li yıllardan başlayarak 2000’li yıllara kadar ailemiz için genelde Türkiye’den bir köylümüzle veya akrabamızla evlendik. Bakın, o yıllar arasında yapılan evliliklerde boşanma oranı çok yüksektir. Uzun yıllar huzursuz, mutsuz bir toplum olmamızın en önemli nedenlerinden birisi aile içi feodal evliliklerdir. O kaybolan gençlik yılları; eğitimlerini yarıda bırakarak evlenen ve çocuk sahibi olan, göçün ve göç olgusunun kaybolan gençleridir.
“Kendi tercihimizi ve kendimizi yaşayamamaktır” bu durum.
Bireysel olarak mutlu olmayan ve kendi tercihlerini yapamayanların, yaptıkları mesleklerde de başarılı olmaları pek mümkün olmamaktadır. Genelde "Babam ve annem istediği için ben bu mesleği seçtim, doktor veya avukat oldum" diyenlerin oranı oldukça yüksektir.
Ya Yeni Nesil Nasıl?
Evet, pek hoşumuza gitmese de gençlerimiz kendi tercihlerini yaşamakta kararlılar. Belki bencil, belki egoistçe gelebilir ama gençlerin yaptıkları seçimler, Hollanda'da bizimkilerden daha doğru. O zamanlar, yani 50 yıl önce şartlar farklıydı; bugün post-modern Hollanda’da daha farklı bir yaşam kültürü ve geleneği var.
Gençler, “Baba ve anne, senin gibi düşünmek zorunda değilim” diyebilmeliler. Tabii ki anne ve baba kendi çocukları için güzel ve güvenli olanı seçer. Hepsi de çocuklarının iyi olmasını ve kaliteli bir yaşam sürmesini arzu eder.
Bize Benzemek Zorunda Değiller
Ben bunu düşündüm ve kaleme aldım. Bizim çocuklarımız bize benzemek zorunda değiller. Benzedikleri zaman, bizim birer kopyamız oldukları zaman; yaşamı ve düşünceyi 50 yıl geriden takip ediyorlar anlamı çıkabilir mi?
Gelin bir de kendimizi hissedelim; düşünelim, yazalım, çizelim ve söyleyelim. O zaman ne kadar mutlu olacağız. Mutlu bireylerden mutlu toplumlar ve ülkeler oluşur. Mutlu insanların hizmetleriyle, üretimleriyle ve gelişimleriyle üretken, başarılı ve mutlu bir ülke olan “Hollanda” oluşur.
Olanakları Çok Fazla Olan Bir Ülke: Hollanda
Evet. Yaşam standartları yüksek, vatandaş başına düşen milli gelir (GSYİH / BBP) 65 bin euro’yu aşmış durumda. Bugün itibarıyla Hollanda resmi nüfus kayıtlarına göre ülkede 18 milyon 154 bin 965 kişi yaşamakta. Masada bir pasta var; yalnız o pastadan pay almasını bilmek, becerebilmek ve ağız tadıyla yiyebilmek becerisi de önemli.
Mutluluklar dileğimle, sevgiler.