Umuda ve Avrupa’ya Yolculuğun Bittiği Yer: Van Kimsesizler Kabristanı
Genelde Afgan göçmenlerin umuda ve Batı’ya (Avrupa’ya) doğru çıktıkları o zorlu yolculukta, İran üzerinden Türkiye’ye geçiş noktası olan Van, en uzun sınıra sahip ilimizdir. Ne yazık ki Van, aynı zamanda Türkiye’de umutların tükendiği ve göçmenlerin yaşamlarının son bulduğu en büyük "Kimsesiz Göçmenler Kabristanı"na da ev sahipliği yapıyor.
Afganistan’ın Bitmeyen Trajedisi ve Kaçış
Neredeyse yüzyıldır savaşla boğuşan Afganistan’da halkı yine yeni bir felaket bekliyordu. Amerika ve müttefiklerinin bulunduğu, mevcut yönetimi destekleyen koalisyon güçleri; Eylül 2021’den sonra Afganistan’dan çekileceğini beyan etmişti. Ancak bu tarihten çok daha önce, adeta apar topar ülkeyi Taliban’a bırakarak çekildiler. Bu tahliye görüntüleri, akıllara hemen ABD’nin 27 Ocak 1973’te Paris Barış Anlaşması’nın ardından Vietnam’dan çekiliş anlarını getirdi.
Katı ve fundamentalist (öz köktenci) bir İslam anlayışıyla ülkeyi yönettiklerini iddia eden Taliban fraksiyonu, 2021 yılından bu yana ülkede hakimiyet alanını genişleterek Afganistan’ı tamamen yönetmeye başladı.
Cumhuriyetimizin Bize Kazandırdığı Büyük Değer
Afganistan ile aramızda ciddi bir yaşam ve kültür farkı var. Tabii ki bu durum, incelenmesi ve üzerine yazılması gereken bambaşka bir konu. Çok etnik kökenli ve çok dilli Afganistan halkının yaşam tarzı, inanç ve kültür dünyası bizden çok farklı.
Türkiye Cumhuriyeti sayesinde elde ettiğimiz 100 yıllık önceliğimiz, öncülüğümüz ve kazanımlarımız bugün çok daha anlamlı hale geliyor. Tarihsel birikimimiz, vatan, millet ve ulus olma bilincimiz ile gerektiğinde el ele verebilen bir toplum yaratma sevdamız hiçbir zaman eksilmedi. Ne yazık ki bu ortak aidiyet duygusunu Orta Doğu, Afganistan, İran ve Yemen halklarında görebilmek çok daha zor.
Kapıdaki Göç Felaketi ve Çifte Standartlar
Yüzyıllardır devam eden ve bugünlerde yeniden alevlenen hesaplaşma, kan davası ve intikam uygulamaları, coğrafi olarak bize uzak görünse de aslında çok yakınımızda büyük bir göç felaketine zemin hazırlıyor. Açlık, susuzluk ve yokluk içinde yola çıkıp Van Kimsesizler Mezarlığı’nda umutları son bulanlar, bu kadim Afgan halkının genç çocuklarıdır.
Köktenci inançları kapitalizmin ve emperyalizmin alternatifi bir yaşam biçimiymiş gibi pazarlayan yazarların, bu konuda hiçbir özeleştiri yapmadıklarını görüyoruz. Kendi çıkarları doğrultusunda inanç, kültür ve etnik fanatizmden medet umanlar, gözümüzün önünde yaşanan bu insani dramı ve yaklaşan büyük göç felaketini (katastrofeyi) görmezden geliyorlar.
Batı’nın İkiyüzlülüğü ve İş Gücü İhtiyacı
Peki, yüz yıllık bir savaştan sonra Afganistan’ın sahip olduğu yeraltı zenginliklerini kim yerüstüne çıkaracak? Tabii ki Batılı ve Amerikalı uluslararası şirketler. Batı’nın satın almadığı fosil hammaddeler, küresel pazarda ne dolar ne de euro edecektir. Üstelik alternatif enerji kaynaklarındaki küresel seferberlik ve artış, gelecek yıllarda fosil kaynakları daha da değersiz kılacaktır.
Burada akıllara şu soru geliyor: Avrupa’ya yeni bir insan kaynağı mı gerekiyor?
Kendi tecrübe ve gözlemlerimden yola çıkarak, gelecek yıllarda Hollanda başta olmak üzere Avrupa’daki yatırımlarda hangi insan gücünün kullanılacağını hep sorgulardım. Aslında Batı’ya yönelen bu "kontrollü" göç, Avrupa ülkelerinde nüfusun azalmasıyla ortaya çıkan iş gücü açığının (iş gücü üretkenliğinin) en büyük teminatı olacaktır. Umuda yolculuk eden Afgan, Yemenli, Afrikalı, İranlı, Iraklı ve Suriyeli gençler ile onların çocukları, Batı'nın yarınki iş gücünü oluşturacaktır.
Neden Batı’ya Göç?
İnsan, kendisi ve ailesi için her zaman en iyi ve en güvenli olanı seçer. Hollanda gibi bir Avrupa ülkesinde yaşamak; çocuklarına aş, iş, başını sokabileceği güvenli bir yuva sağlamak ve en önemlisi yarınlara güvenle bakabilmek demektir.
Ancak bugün Batı Avrupa’da ve Hollanda’da göçmenlere karşı ciddi bir isteksizlik ve direnç var. Göçmen karşıtı güçlerin ve koalisyonların her geçen gün seslerini yükselttiklerini, hatta yer yer şiddet ve anarşi eylemlerine yöneldiklerini görüyoruz.
Vizyon Eksikliği ve Diaspora Sorumluluğu
Biz göçmenlerin, Avrupa'daki bu dışlayıcı politikalara karşı yasalar çerçevesinde nasıl bir mücadele yöntemi geliştireceği ve nasıl bir gelecek vizyonu ortaya koyacağı konusunda ciddi eksikliklerimiz var. Sadece Hollanda'da yaşayan 500 bin kişilik Türk toplumu adına konuşacak olursak; ortak bir vizyon etrafında bir araya gelebilmek bile ne yazık ki şu an çok uzak bir ihtimal olarak görünüyor.
Zorlu coğrafyalardan Van'ın soğuk mezarlarına uzanan bu hikayeyi düşününce... İnsan, onurlu ve güvenli bir yaşamdan başka ne isteyebilir ki?
Hoş ve sağlıcakla kalın.
Mustafa Nejat Sucu