Hollandalıların Bizlere Benzemeyeceğine Göre, Biz Hollandalılara mı Benzeyelim?
Gelecekte Nasıl Bir Hollanda-Türk Toplumu Bekliyoruz?
Mutluluk kavramı ne kadar soyut olsa da yaşanan o ülkede mutlu olmak, genelde yaşam kalitesiyle bağlantılıdır. Yaşanılan ülkeyi, oradaki deneyimlerimizi, Hollandalı komşu ve hemşehrilerimizi sevmek ve kabul etmek; soyut da olsa en önemli duygu ve tecrübelerdendir. Bu durum sahip olunan yaşam standartı, gelir ve mevki ile de doğrudan alakalıdır. Geldigimiz ülke, aldığımız eğitim, yetiştiğimiz aile, çevre ve ortam da mutluluğu etkileyen en önemli etkenler arasındadır. Bu arada, nasıl bir yaşam ve inanç felsefesine sahip olduğumuz da yaşama bağlı mutluluğu yakalamakta ve mutluluk kavramının içini yaşayarak doldurmakta büyük önem taşır.
Şikayet Kültürü
Bazı göçmenler var oldukları değerlerin, zenginliğin, çevrenin ve devletin sosyal olanaklarına rağmen, sahip olduklarını iyileştirmek için çaba sarf edip mücadele etmek yerine şikayet etmeyi seçerler. Elbette bu insanlar, toplumun dışında ve gerisinde kalarak zaman içinde mutsuz bir ömür sürerler. İşin kötü tarafı ise şudur: Kendilerine ait bu mutsuzluk ve memnuniyetsizlik kültürünü, kendi ailelerine ve gelecek nesillere (jenerasyonlara) aktarma ve taşıma görevini de gönüllü olarak üstlenirler.
Bize Benzemeyeceklerine Göre, Biz Onlara mı Benzeyelim?
Bilemem. Belirleyici (dominant) olan Hollanda toplumu bizlerin kültürüne uymayacağına göre, sadece karşılıklı saygı göstererek ortak ve evrensel bir yaşam alanı bulmak ve kurmak mümkündür. Bu konudaki mevcut imkanlar az da olsa değerlendirilse bile, bizler yine de Hollandalı komşularımızla yan yana (paralel) yaşıyoruz. Birlikte yaşamaya (samenleving) giden yol, aslında iç içe yaşamaktan geçer.
Nedir Bu Kin, Bu Nefret?
Arkadaşlar, ben bazen anlayamıyorum. Sebebi ne olursa olsun, mutlaka haklı olduğumuz yönlerimiz yok mu? Tabii ki var. Yalnız, yaşanılan bu ülkede zaman zaman suç derecesine yaklaşan kin ve nefreti anlamakta gerçekten zorluk çekiyorum.
Yaşadığımız Sürece…
Orta yolu, aklın yolunu, birlikte yaşamak için evrensel değerlerde buluşmayı deniyorum ve denemeye devam ediyorum. Yarın çantamı alıp doğduğum topraklara temelli gidemeyeceğime göre; huzurlu bir gelecek, ortak değerlerdeki yaşamı zorlaştırmadan, çalışarak ve sahip olduklarımızla mutlu olmaya çabalamaktan geçer.
Saf Olmak Gerek...
Son yıllarda öyle bir toplum inşa ettik ki; biz ne kendimizi, ne sağcımızı, ne solcumuzu, ne Kürdümüzü, ne Arnavutumuzu ne de Çerkezimizi sevebildik. Hal böyleyken, yaşadığımız ülke olan Hollanda'yı ve Hollandalıları nasıl sevebiliriz?
Bıraktığımız Türkiye Nerede?
Uzun yıllar önce çalıştığım İşkur’a (Arbeidsbureau) kayıt ve bilgi için gelen, 25 yıl Yeni Zelanda’da ikamet etmiş Hollandalı bir hanımefendi şöyle demişti: "Hollanda artık benim bıraktığım ülke değil, Yeni Zelanda’ya geri döneceğim."
Peki, bizim geldiğimiz ülke, şehir, kasaba ve köy acaba bıraktığımız gibi mi? Bana göre artık karşımızda çok yönlü bir değişime uğramış bir Türkiye var. Kentleşme (urbanizasyon/verstedelijking), kapitalistleşme ve küreselleşme ile birlikte "o eski Türkiye değil" diyebiliriz.
Hollanda’daki En Önemli Gelişme
Aralık 2023’te, Hollanda Göç Danışma Kurulu (Adviesraad Migratie); yeni göç dalgaları, iş gücü piyasasının gelecekteki gereksinimleri ve nitelikli eleman ihtiyacı hakkında önemli bir rapor yayımladı. Rapora göre, 2040 yılına kadar Hollanda ekonomisinin ve insan kaynaklarının ihtiyaç duyduğu aktif iş gücü (beroepsbevolking)tamı tamına 3 milyondur.
Hollanda’da doğan, belirgin bir engeli bulunmayan eğitimli gençlere iş piyasasının sunacağı çalışma, gelir ve istihdam olanakları çok değerlidir. Kapitalist ve liberal Hollanda sisteminde bu durum tamamen bir arz-talep (vraag en aanbod) meselesidir.
Artık Rijssen, Staphorst, Ede ve Urk gibi muhafazakar/Kalvinist bölgelerdeki işverenlerin, iş başvurusu yapan kişilerin Türk veya Müslüman olup olmadığına bakma gibi bir lüksü kalmamıştır. Rijssen’daki geleneksel bir aile inşaat firması, artık rahatlıkla bir Türk inşaat mühendisini işe alabilmektedir. 10 yıl önce iş başvurusu mektuplarında Fatma, Ayşe, Ahmet, Mehmet, Hasan veya Muhammet isimlerini görünce o mektubu çöp kutusuna fırlatan insan kaynakları müdürleri, bugün artık o lükse sahip değildir. İş güçlerini gelecek yıllar için korumak zorundalar. 2025-2026 yıllarında yaşanan durgunluk ve ekonomik küçülmeye rağmen, işverenler gelecek dönemlerde yeniden büyümenin, üretmenin ve ihracatın hesaplarını yapıyorlar.
İşverenler ve sendikalar; gelecekte de politik kararlarda, yerel ve ulusal hükümetler nezdinde oldukça etkili olmaya devam edeceklerdir.
Kesin Bilinen Güzel Bir Örnek
Bugün Hollanda sağlık sektörünün Türk, Faslı ve mülteci çalışanlar olmadan ayakta kalması ve gerekli hizmeti vermesi neredeyse imkansızdır. Son 10 yılda tüm sektörlerde baş gösteren iş gücü açığı, Hollanda’da yaşayan göçmenlere iş, istihdam, gelir ve kaliteli bir yaşam sunmaktadır. Bu olumlu gelişmeler sayesinde mutlu bireyler yetişecek ve yaklaşık 500 bin nüfuslu Hollanda-Türk toplumu hak ettiği saygın yeri alacaktır.
Çocuklarımız okullarını bitirip Hollanda toplumuna entegre olarak yeni bir yaşam kurmaya çalışıyorlar. Karşılaşılan her olumsuz iş başvurusunun arkasında hemen ötekileştirme ve ırkçılık aramak yerine; yaşam mücadelemize olumlu, enerjik ve kendimize güvenerek devam etmemiz gerekir.
Siz ne dersiniz?
Sevgilerimle, hoşçakalın.
Mustafa Nejat Sucu Multikültürel Meseleler Danışmanı (Adviseur voor multiculturele vraagstukken)