Hollanda’da Bizden Farklı Yaşam Kültürleriyle Birlikte Var Olmak ve Ortaklığa Katılarak Hep Birlikte Mutlu Yaşamak


  • Kayıt: 22.07.2026 17:31:18 Güncelleme: 22.07.2026 17:31:18

Hollanda’da Bizden Farklı Yaşam Kültürleriyle Birlikte Var Olmak ve Ortaklığa Katılarak Hep Birlikte Mutlu Yaşamak

Bir amca; Hollanda’da doğup büyüyen, kendi geleneksel değer yargılarından farklı bir çizgiye sahip gençlerin, geleneklerimize uygun bir eğitim ve kültür anlayışıyla bezenmesinin nasıl mümkün olabileceğini sordu. Üzerinde düşündükçe anlıyoruz ki aslında yanıt, yine gençlerin kendi tercihlerinde saklı.

Aslında cevap hem zor hem de kolay...

Hollanda’da hâkim olan; özgür, bireysel ve zaman zaman bencil olarak nitelendirilebilecek bir yaşam biçimidir. Bireysel yaşamı destekleyen yasal düzenlemeleri ve toplum kültürünü değiştiremeyeceğimize, toplumsal bir "tek renkliliğe" ve eski kültürel yaşama geri dönülemeyeceğine göre; Hollanda toplumunu olduğu gibi kabul etmek gerekir. Çözüm, kendi bireysel ve ailesel alt kültürümüzle (sub-kütür) barışık yaşamakta ve farkında olarak ya da olmayarak uyumlu birer vatandaş olabilmekten geçmektedir.

Farklı Bir Kültürün İçinde Kendi Kültürünü Yaşayabilmek

Farklı yaşam biçimleri ile Türk kültürünü tamamen birleştirmek mümkün değildir. Ancak var olan farklı değer yargılarına saygı göstererek ve bireysel özgürlükleri kısıtlamadan, harmoni içinde yan yana ve iç içe yaşamak mümkündür.

Ev kültürünün (alt kültür) dışında kalan sokak ve toplumsal değerlere saygı duymak ve bu süreçlere mümkün olduğunca katılmak gereklidir. Nitekim katılım odaklı toplumsal yaşamı (Participatiesamenleving) gerçekleştirmek, son yılların devlet politikalarının da temelini oluşturmaktadır.

Etkileşim ve Değişim

Bireyler ile etnik ve inanç temelindeki küçük yaşam grupları, zaman içerisinde değişime ve gelişime uğrayarak yeni bir kimlik kazanırlar. Genelde belirli bir yaştan sonra değişim yavaşlar; ilk ve ikinci nesil var olan değerlere daha sıkı sıkıya bağlanmak ister. Avrupa’da yaşayan Türk toplumunun daha gelenekçi ve muhafazakâr (conservatief en vasthoudend) olmasının temel nedeni budur.

Bunun en önemli gerekçesi; belirleyici kültür olan Hollanda ve Avrupa kültürünün oldukça baskın ve etkileyici olmasıdır. Tabii ki anne ve babaların; çocukları ve torunları ile yaşadığı kültür ve kimlik çatışması da bu noktada kaçınılmaz bir hâl almaktadır.

Farkına Varılmadan Yaşanan Değişim (Akültürasyon)

Esasen her birey ve topluluk değişime, dönüşüme ve içinde yaşadığı Hollanda toplumunun etkisiyle kendi kimliği, kültürü ve inancında erimeye açıktır. Bu genel değişimi son 60 yılda açıkça gözlemleme imkânımız oldu. Çoğu zaman "Türk toplumu eski toplum değil" diyerek şikâyet ederiz.

Bireysel etkileşim ve gelişim, beraberinde toplumsal değişimi de getirir. Toplumsal değişimle birlikte, toplum katmanlarının her bir basamağına katılım da kaçınılmaz olur. Bu katılım ise beraberinde daha kaliteli bir yaşam standardı sağlar.

Erozyona Uğrayan Değerler

Bütün gelenek ve görenekler değişkendir. Belirli bir toplumsal kesimde değişim, selin önüne katılarak çok hızlı gerçekleşir. Bir başka kesim ise selin akıntısına karşı ne kadar direnmeye çalışsa da kendi özünden değerli parçaları yine de sele kaptırır. Kısacası her birey ve toplumsal değer zamanla değişime uğrar.

Belirli bir kesim uyum, entegrasyon ve bunlarla birlikte gelen asimilasyon rüzgârına katılarak tamamen değişir. Bunun en belirgin örneği olarak Hollanda’da yaşayan Hollanda Hintlileri (Indische Nederlanders) gösterilebilir.

Kendi Adacıklarını Oluşturan Kesimler

Kendi adacıklarını oluşturarak toplumsal ve inançsal değerlerini korumayı, güvenli bir yaşam sürmeyi tercih edenler bulunsa da bu adacıklar bir gün yok olmaya mahkûmdur. Ne kadar korunmaya çalışılırsa çalışılsın; anaokulunda başlayan eğitimle, spor, eğlence ve iş yaşamıyla devam eden bu süreçte farklı yaşam biçimi adacıklarının ne kadar güvenli ve geleceğinin olduğunu söylemek zordur. Bu durumun en somut örneklerinden biri, Lahey’deki (Den Haag) Schilderswijk mahallesinin yapısı incelendiğinde netçe görülebilir.

Mutluluk Her An ve Her Yerde...

Mutluluk toplumsal olduğu kadar bireyseldir de. Nerede, kiminle, nasıl ve hangi zaman diliminde yaşandığı o kadar da önemli değildir. Mutluluk; bireysel, ailesel ve toplumsal bir yaşam kültürü hâline geldiği sürece hayatımız için gerekli olan ruhsal zenginliğe ulaşmış oluruz.

Elbette bu yazımdaki tespitlerin yüzde yüz doğru olma iddiası yoktur; yeter ki biraz düşünelim ve düşünmenin getirdiği mutluluğu bulalım.

Saygı ve sevgilerimle,

Bc. Mustafa Nejat SUCU