Neden Mülteciler Batı Avrupa Ülkelerine ve Hollanda’ya Göç Ederler?


  • Kayıt: 26.08.2026 21:27:25 Güncelleme: 26.08.2026 21:27:25

Neden Mülteciler Batı Avrupa Ülkelerine ve Hollanda’ya Göç Ederler?

Savaşlar, ekonomik krizler, sosyal ve kültürel çatışmalar dünyanın farklı bölgelerinde yıllardır devam ediyor. Özellikle yeraltı ve yerüstü kaynaklarının paylaşımı, ekonomik çıkarlar ve güç mücadeleleri, milyonlarca insanı doğup büyüdükleri topraklardan kopararak göç yollarına itiyor.

Kapitalizm, emperyalizm, enerji kaynakları, petrol, para, dolar, euro ve küresel güç mücadeleleri… Bu kavramları yan yana getirdiğimizde, yüzyıllardır devam eden ve yakın gelecekte de sona erecek gibi görünmeyen bir paylaşım mücadelesiyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Bu mücadelenin en ağır bedelini ise çoğu zaman savaşların doğrudan tarafı olmayan halklar ödüyor.

Peki kim kaybediyor?

Kaybeden yine o ülkelerin halkları, mazlum toplumları ve yüzyıllar boyunca birbirlerinden farklı oldukları düşüncesiyle ayrıştırılan insanlar oluyor. Mezopotamya’dan Yemen’e, Afganistan’dan Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyada insanlar savaşların, yoksulluğun ve belirsizliğin ortasında yaşam mücadelesi veriyor.

Ve savaşın ardından yollar başlıyor…

Neden Avrupa?

İnsanlar neden Avrupa Birliği ülkelerine, özellikle Almanya ve Hollanda’ya göç ediyor?

Çünkü Almanya veya Hollanda birçok insan için başını sokabileceği bir ev, düzenli bir iş, aş, sağlık hizmeti ve çocuklarının güven içerisinde eğitim alabileceği bir gelecek anlamına geliyor.

Bunun ötesinde hukukun üstünlüğü, sosyal güvenlik, farklılıklara saygı, birlikte yaşama kültürü ve barış umudu da Avrupa’yı göçmenler açısından cazip hale getiriyor.

Elbette sosyal devlet uygulamaları ve temel ihtiyaçları karşılamaya yönelik sosyal yardımlar da göç kararlarında önemli bir etken olabiliyor. Ancak Avrupa’ya yönelen göçü yalnızca ekonomik beklentilerle açıklamak yeterli değildir. İnsanların önemli bir bölümü, kendi ülkelerinde bulamadıkları güvenli ve öngörülebilir bir yaşamı arıyor.

İslamofobi, ırkçılık, ayrımcılık ve ötekileştirme gibi sorunların Avrupa’da hâlâ varlığını sürdürmesine rağmen, savaş ve baskı ortamından kaçan insanlar için Avrupa, Kanada, Avustralya ve Amerika birer umut kapısı olmaya devam ediyor.

Çünkü insan, umudunun olduğu yere yürür.

Sosyal Demokrasi Bir Kültür ve Yaşam Biçimidir

Son dönemlerde, özellikle kendisini sol ve sosyal demokrat olarak tanımlayan çevrelerde göçmen ve mülteci karşıtı politikaların ilgi ve destek bulmasını üzüntüyle gözlemliyorum.

Oysa göç, mültecilik, iltica ve göçmen hakları korunarak ve insan onuru gözetilerek ele alınmalıdır.

Sosyal demokrat düşünce; her şeyden önce dünyanın bütün vatandaşlarının yaşama hakkını, gelişme imkanını ve sosyal refahtan pay almasını savunan evrensel bir anlayış ve yönetim biçimi olmalıdır.

Peki kimse insanların neden, nasıl ve hangi koşullar altında göç etmek zorunda kaldığını neden yeterince konuşmuyor?

İnsanları göçe zorlayan savaşlar, ekonomik çıkar mücadeleleri, baskıcı yönetimler, inanç ve etnik farklılıklar üzerinden yürütülen çatışmalar ve insanların özgür yaşamına vurulan prangalar asıl tartışılması gereken konular değil mi?

Asıl sorun insanların göç etmesi değil; insanların özgür bir yaşam sürmesine engel olan, onları yaşadıkları toprakları terk etmeye zorlayan insanlık dışı uygulamalardır.

Hollanda ve Göç Gerçeği

Hollanda’da yaşayan her dört kişiden birinin göçmen kökenli olduğu ifade ediliyor.

Her ne kadar göç ve mültecilik karşıtı politikalar dönemsel olarak yüksek destek bulsa da Hollanda’da göçmen nüfusunun varlığı ve çeşitliliği artmaya devam ediyor.

Hollanda, farklı yaşam biçimlerinin bir arada bulunduğu, kendi kurumları ve hukuk sistemi içerisinde işleyen bir ülke. Yasama, yürütme ve yargı arasındaki kuvvetler ayrılığı; eğitim, sağlık, güvenlik, özel hayatın korunması ve sosyal güvenlik alanlarındaki uygulamalar, ülkenin sosyal devlet yapısının önemli unsurları arasında bulunuyor.

Elbette bu sistemin de sorunları ve eksiklikleri var. Ancak bütün reformlara rağmen sosyal güvenlik mekanizmalarının temel amacı, insanları aç ve açıkta bırakmamak ve toplumun ihtiyaç sahibi kesimlerini korumaktır.

En Büyük Tehlike Ne?

Bence önümüzdeki on yılın en büyük tehlikelerinden biri, mülteci akımlarının siyasetin en önemli malzemelerinden biri haline gelmesidir.

İlk hedef mülteciler gibi görünse de, bunun daha geniş bir toplumsal kesime yönelme ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Hollanda’nın ekonomik kalkınmasına yaklaşık 60 yıl boyunca emek veren, hayatını burada geçiren, Hollanda vatandaşlığına sahip olan ve hatta Hollanda’da doğmuş beşinci nesle ulaşan Türk toplumunun da zamanla aynı kefeye konulması ve adeta birer mülteci gibi değerlendirilmesi büyük bir tehlike olacaktır.

Gelecek Yılların Günah Keçisi

Ne yazık ki tarih bize ekonomik krizlerin, savaşların, pandemilerin ve mülteci krizlerinin toplumsal gerilimleri artırabildiğini gösteriyor.

Üstelik bu krizlerin artık her yüz yılda bir değil, çok daha kısa aralıklarla karşımıza çıktığını görüyoruz.

Peki bu süreçte biz ne olacağız?

Türk göçmenleri olarak kolay birer günah keçisi, yani “Zondebok”, haline gelmeye hazır mıyız?

Bence gelecek yıllardaki mücadelemiz, ortaya çıkabilecek yeni krizlerden mümkün olduğunca az zarar ve yara alarak çıkabilmek olmalıdır.

Geçmiş 60 yıla dönüp baktığımızda kendimize şu soruyu sormalıyız:

Bu 60 yılda yaptığımız en değerli yatırım neydi?

Bence cevap açık:

Eğitim ve tecrübe.

Geçen 60 yıl içerisinde bizi geleceğe taşıyacak eğitim ve tecrübe donanımına sahip olduk. Şimdi bu birikimi koruma, geliştirme ve gelecek nesillere aktarma zamanıdır.

Sağlıcakla kalın.

Mustafa Nejat Sucu
Adviseur voor multiculturele vraagstukken