Entegre olmuş, uyum sağlamış, akültürasyona uğramış... Kısacası kimliğini kaybederek asimile mi olmuş?
Önsöz
Hollanda’da yaşayan 500 bin nüfuslu Türk toplumunun kendi eksenindeki gelişim, eğitim, değişim ve dönüşüm süreci olağan seyrinde devam ediyor. Geçen 60 yılda hem çok hızlı bir değişime ve gelişime hem de yeni bir Türk toplumunun oluşumuna şahit olduk, olmaya da devam ediyoruz. Yaşanan süreç; son derece dinamik, zaman zaman anlamlı ve mantıklı olmakla birlikte bilinenlerin yanında pek çok belirsizliği de beraberinde getiriyor.
Analiz yapanlar ve yazanlar çoğu şeyi bildiklerini düşünürler; ancak göç, göçmenlik ve diaspora olgusu ile kültürü, yazılanların ötesinde çok sayıda değişken barındırır. İnsan hayatında belirgin evreler olduğu kadar belirsizlikler de vardır. Geleceği ve olabilecek her şeyi önceden bilmek, hayatın heyecanını yok eder. Bu nedenle geçmişi iyi kavrayarak geleceğe güvenli bir yol haritası çizebilmek, yeni vatanımız Hollanda’daki en büyük kazancımızdır.
Hollanda Türk göçmenleri; değişerek, gelişerek ve entegre olarak Hollanda toplumunun eksikliğini tamamlayan değerli bir parçası olma yolunda ilerliyor. Birçoğumuzun hoşuna gitmese de Türk toplumunun büyük bir kısmının, kendi kimlik ve kültürünü kaybedip Hollanda kültürünü benimseme manasında hızlı adımlarla asimile olduğunu da gözlemliyorum.
Göç, Göçmenlik ve "Hollandalı Olma" Yolundaki Geçmiş ve Gelecek Politikalar
Yerel, bölgesel ve ulusal düzeydeki Hollanda politikaları, göçün ilk 30 yılında Türk ve Fas diasporasının kendi kültürüyle yaşamasını ve Hollanda’ya uyum sağlamasını destekledi. Ancak görünen o ki, göçmenlerin kendi kültürü, kimliği ve inançlarını koruyarak uyum sağlaması arzulanan hıza ve şekle ulaşamadı. Türk göçmenlerin ana dillerine ve kültürlerine sahip çıkmalarının, geldikleri ülkelere (Türkiye ve Fas) geri dönmelerini kolaylaştıracağı düşünülmüştü; fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. Bugün Hollanda’da yaklaşık 500 bin Türk ve 480 bin Faslı göçmen yaşamaktadır.
Eğitimin Entegrasyondaki Önemi
Hollanda’da nitelikli mesleki eğitim alan ikinci ve üçüncü nesil Türkler, iyi pozisyonlara gelerek kendilerini bir Hollandalıdan daha çok "Hollandalı" hissediyor ve bu doğrultuda yaşıyor. Bu durum, Havermelkelite ("Yulaf Sütü Eliti") olarak da adlandırılan; eğitimli, varlıklı, iyi kazanan ve üst standartlarda yaşayan yeni bir elit nesli doğuruyor.
Kraldan Çok Kralcı Olmak
Bundan 40 yıl önce, Hollanda’da yaşayan 400 bin kişilik Endonezya kökenli grubun (Indische Nederlanders) %35’inin kendisini Hollandalılardan daha çok Hollandalı hissettiğini okumuştum. Tarihimiz ve Hollanda ile ilişkilerimiz Endonezyalılardan farklı olsa da son zamanlarda benzer şekilde yaşayan, hisseden ve bu durumu benimseyen bir Türk toplumu görmeye başladık.
Dil, eğitim, istihdam, sosyal yaşam, milli gelirden pay alma ve toplumsal görevlere katılım gibi unsurlar "Hollandalı" hissetmeyi olumlu etkileyen temel etkenlerdir. Farklı etnik kökenden biriyle evlenen Anadolu Türklerinin torunları da kendilerini belirgin biçimde Hollandalı hissetmektedir.
Ancak özünde, "Kraldan çok kralcı" olmak veya Hollandalıdan daha fazla Hollandalı hissetmek; göçmenliğin getirdiği ezilmişlik, ayrımcılık ve ötekileştirilmeye karşı geliştirilmiş bir tür savunma mekanizmasıdır (Ter compensatie van minderwaardigheidscomplexen / Aşağılık kompleksini telafi etme çabası). Asıl toplumsal değişim ve gelişim; toplumsal katılımı güçlendirerek yaşam kalitesini ve toplumsal refahtan alınan payı artırmaktır.
Birlik ve Dirlik Olacak mı?
Geleneksel Türk toplumundan farklı olarak, nitelikli eğitim alan ve yüksek gelir düzeyine sahip olan bu yeni Hollanda Türk grubunun ihtiyaçları, olanakları, Türk toplumu ile ilişkileri, inanç pratikleri ve Türkçe kullanımı da farklılık gösterecektir. Bu kesimle ancak "bayramdan bayrama, düğünden düğüne" bir araya gelebileceğimiz açıktır.
Birbiriyle homojen olduğu düşünülen Türk toplumunun katmanları arasındaki mesafe (kloof) giderek açılmaktadır. Önümüzdeki yıllarda; yaşam tarzı, inanç, siyasi duruş, etnik yapı ve sınıf bakımından farklılaşan yeni bir "Hollanda Küçük Türk Göçmen Burjuvazisi" (kleine bourgeoisie) gelişimine şahit olacağız. Küçük burjuva sınıfından orta burjuvaziye geçiş gerçekleşmekte, büyük burjuvaziye giden yolun kapıları da aralanmaktadır. Yıllık ciro hedefi 1 milyar avroyu bulan büyük üretim odaklı sermayenin ve burjuvazinin oluşması ise zaman alacaktır.
Kurumsallaşma ve Gelecek
Hiçbir toplumsal gelişme sebepsiz değildir ve sonuçsuz kalmayacaktır. Peki, geçmişte yakalayamadığımız veya eksik bıraktığımız şey neydi?
Hollandalıların verzuiling ("sütunlaşma" / pillarisation) olarak adlandırdığı toplumsal kurumsallaşma modelinde; Türklerin kendi kimlik, inanç ve etnik yapısını koruyan kurumsal yapılanması, baskın Hollanda kültürünün (dominantie) gölgesinde tam olarak gerçekleşemedi. Gerekli zihinsel birikim ve entelektüel kurumsallık sağlanamadı. Bunun en büyük nedeni, homojen tek bir Türk toplumunun bulunmayışıdır. Türkiye’den gelen toplum; iktisadi, siyasi, etnik ve inanç temelinde tek bir "sütun" (pilar) olamayacak kadar çeşitli ve dinamiktir. Cumhuriyet tarihi boyunca süregelen farklı inanç ve kültür yapılanmalarının egemenlik alanları ve çıkar çelişkileri, gelecek yıllarda da kurumsallaşmanın önündeki engeller olarak varlığını sürdürecektir.
Toplumsal Rehberler ve "Kendi Adacıkları"
Hollanda’daki kurumsal örgütlenmeler genellikle siyasi, ideolojik, inançsal, etnik veya bölgesel temellere dayanmaktadır. Bilimsel, akademik ve kurumsal açıdan olgun ve temsil gücü yüksek bir yapıya kavuşamadığımız için Hollanda kurumları nezdinde hak ettiğimiz kabulü görmekte zorlanıyoruz.
Bünyesindeki kurum ve kuruluşlar, kendi "adacıklarının" son derece önemli olduğuna ve diğerlerinden üstün olduğuna inanarak/inandırılarak, "ütopik Hollanda adacıklarında" yaşamaya çalışmaktadır. Oysa Hollanda Anayasası; toplumsal katılımı, üretimi ve istihdamı engellemeden özgürce örgütlenme, vakıf ve dernek kurma hakkını güvence altına almaktadır. Bireylere empoze edilen "diğerlerinden daha iyi Müslüman veya Türk" olma düşüncesi, Anadolu insanının yaşam şekline yön vermeye devam etmektedir.
Türkiye Yansıması ve Sonuç
Türkiye’deki çok kültürlü, farklı siyasi ve inançsal dinamiklerin sancılı da olsa kendi kurumlarını yaşatma çabaları Hollanda Türk toplumunu doğrudan etkilese de; buradaki uyum, entegrasyon, asimilasyon ve akültürasyon süreçleri geleceğimizi belirleyen ana unsurlar olacaktır. Hollanda’da yaşayan 500 bin kişi için Türkiye artık esasen güzel bir tatil ülkesidir.
Bu sonbahar gününün şen, genç, güzel ve iyiliklerden yana geçmesi dileğiyle...
Saygılarımla,