Hollanda’nın Bilinmeyen Neo-Nazi Geçmişi ve Travmaları


  • Kayıt: 27.09.2026 20:33:57 Güncelleme: 27.09.2026 20:34:51

Hollanda’nın Bilinmeyen Neo-Nazi Geçmişi ve Travmaları

Hollanda’nın anlatılmayan tarihinde sıklıkla yok sayılan bir Neo-Nazi geçmişi var. Yıllarca Hollandalıların II. Dünya Savaşı’nda Almanya’nın işgaline karşı verdiği bağımsızlık mücadelesi (Verzet) anlatıldı. Ancak madalyonun öteki yüzünde; Almanya’nın Hollanda’yı işgali öncesinde, sırasında ve sonrasında Nazi rejimiyle iş birliği yapan Hollandalı Neo-Nazileri de unutmamak gerekiyor. Buradaki amaç eski yaraları kaşımak değil; tarihsel gerçeklerden ve bu işgal sürecinden gerekli dersleri çıkarmaktır.

10 Mayıs 1940’ta Alman Kara Kuvvetleri Hollanda’yı işgale başladı. Tarih sayfalarında Almanya’nın Hollanda’yı sadece 8 saatte işgal ettiğini okuruz.

Bu Konu Bugün Neden Bu Kadar Önemli?

Son yıllarda Hollanda’da ve Avrupa genelinde yükselen anti-göçmen ve İslam karşıtı politik akımlar, geçmişte üstün ırk olduğuna inanan anlayışın yarattığı felaketleri ve bir azınlığın tamamen yok edilmesiyle sonuçlanan insanlık ayıbını yeniden hatırlatıyor. Yakın tarihimizde yaşanan bu acıları unutmamak ve ders çıkarmak zorundayız.

Bugün Hollanda’da aşırı sağ politikaların ilgi görmesi bir tesadüf değildir. Geçmişinde toplumun yaklaşık %10’una varan bir kesiminin Neo-Nazi sempatizanı veya işbirlikçisi olduğu düşünülürse, ayrımcı ve ırkçı politikaların ne kadar hızlı taban bulabildiği daha net anlaşılır.

Irkçı teorilerin pratikteki caniliği, Dr. Mengele’nin ikiz Yahudi çocuklar üzerinde yaptığı insanlık dışı deneyler ve "Ari Irk" (Arisch ras) öğretisiyle hafızalara kazındı. Bu ırkçı teoriye göre insanlık farklı ırklardan oluşuyor ve Ari ırk diğer tüm ırklardan üstün sayılıyordu.

Hollanda Ulusal Sosyalist Hareketi (NSB)

Hollanda ile Almanya arasındaki köklü akrabalık ilişkilerinin ötesinde, 1930’lu yıllarda Almanya’da iktidara gelen Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi ile paralel bir gelişim gösteren bir yapı vardı: Nationaal-Socialistische Beweging (NSB). 1931–1945 yılları arasında varlık gösteren bu yapı, Alman Nazi rejimiyle doğrudan iş birliği yaptı.

Partinin üye sayısı 1942 yılında 74 bine ulaştı. NSB, Hollanda’nın bağımsızlığı için mücadele eden binlerce yurtseverin hayatını kaybetmesinde işgal güçleriyle ortak hareket eden ve savaş suçu işleyen bir Nazi işbirlikçisiydi.

Almelo’daki Büyük Banka Soygunu

Yaşadığım şehir olan Almelo, savaş yıllarında tarihi bir olaya tanıklık etti. Sürgündeki Londra Hollanda Hükümeti’nin (De Londense Nederlandse regering in ballingschap) izniyle Hollandalı direnişçiler (Verzetsstrijders), 15 Kasım 1944’te Almelo Wierdenstraat’taki Hollanda Merkez Bankası’na (De Nederlandsche Bank Almelo) büyük bir baskın düzenlediler.

Soygunla elde edilen 46 milyon 150 bin gulden, demiryolu grevi (Spoorwegenstaking) sırasında direnişi finanse etmek amacıyla gizlendi ve kısa süre sonra Daarleveen köyünde bir ot yığınının altında bulundu. Ancak eylemi gerçekleştiren 9 direnişçiden 6’sı toplama kamplarına gönderilerek kurşuna dizildi ve Almelo’ya bir daha geri dönemedi.

Savaş Sonrası Yargılamalar ve Göç

Mayıs 1945’te Hollanda’nın kurtuluşuyla birlikte Kraliyet ailesi Londra’dan döndü. Parlamenter demokrasiye geçiş sürecinde, Nazi işbirlikçileri ve ailelerinden oluşan yaklaşık 65 bin kişilik bir kitle Almanya’ya kaçtı.

5 Mayıs 1945 ile 21 Mart 1952 tarihleri arasında işgalcilerle iş birliği yapanlar yargılandı ve binlerce kişiye hapis cezası verildi. 154 kişi hakkında ölüm cezası (doodstraf) kararı verildiyse de bunlardan 110’unun cezası müebbet hapse (levenslang) çevrildi. Barış zamanında ölüm cezası bulunmayan Hollanda’da Savaş Hukuku (Oorlogsrecht) uygulanarak 39 Nazi işbirlikçisi ve Waffen-SS mensubu infaz edildi.

Ayrıca 120 bin ila 180 bin arasındaki işbirlikçiyi "yeniden eğitmek" amacıyla Westerbork dâhil toplam 120 gözaltı/eğitim kampı (Interneringskampen) kuruldu. Bu kişiler zamanla tekrar topluma kazandırılmaya çalışıldı.

Hollanda toplumunda uzun yıllar boyunca ailelerden, çocuklardan ve torunlardan saklanan bu Neo-Nazi geçmişi, kolektif bir "suçluluk kültürü" (Schuldcultuur) oluşturdu.

Zorunlu Çalışma Kampanyaları (Arbeitseinsatz)

İkinci Dünya Savaşı’nda milyonlarca Alman gencinin askere alınmasıyla Almanya’da ciddi bir iş gücü açığı doğdu. İşgal altındaki ülkelerden insanlar zorunlu çalışmaya tabi tutuldu.

O dönemde İş ve İşçi Bulma Kurumu (Het Gewestelijke Arbeidsbureau) afişlerinde "Almanya’da çalışıyor" (Hij werkt in Duitsland) sloganıyla mutlu insan figürleri çizilse de gerçek bambaşkaydı. Tanıştığım bir Hollandalı o günleri şöyle anlatıyordu:

"Hamburg limanında zorunlu çalışmaya zorlandık. Barakalarımız son derece sağlıksızdı, tek yediğimiz lahana çorbasıydı. Aradan yıllar geçti ama Hamburg’u bir daha asla ziyaret etmek istemedim."

Firar Eden Nazi Suçluları

Almanya, Polonya, Belçika ve Hollanda’da suç işleyen pek çok Nazi yetkilisi savaştan sonra kimlik değiştirerek Latin Amerika veya Uzak Doğu’ya kaçtı. Bunlardan biri de "Ommen Celladı" olarak bilinen Waffen-SS komutanı Herbertus Bikker’di. Bikker Almanya’ya kaçmış ve 1 Kasım 2008’de orada ölmüştü.

Öte yandan, ömrünü bu canileri yakalamaya adayan ünlü Nazi avcısı Simon Wiesenthal da 2005 yılındaki ölümüne (96 yaşında) kadar yılmadan bu suçluların peşini bırakmadı.

Açılan Devlet Arşivleri ve "Karanlık Tarih"

Ocak 2025 itibarıyla Hollanda Milli Devlet Arşivi (Nationaal Archief / CABR), 1931–1952 dönemine ait Nazi iş birliği dosyalarını incelemeye ve araştırmacılara açtı.

Yaklaşık 425 bin kişinin özel yargılama dosyası (Het Centraal Archief Bijzondere Rechtspleging - CABR) erişilebilir hale geldi. Savaş yıllarında Hollanda nüfusunun 9 milyon olduğu düşünüldüğünde, nüfusun yaklaşık %5’inin işgalcilerle doğrudan veya dolaylı iş birliği suçlamasıyla dosyası bulunuyordu. Geniş aile bağlarıyla düşünüldüğünde, bu durum toplumun %10’unun bu geçmişle temas ettiğini gösterir.

Bugün yeni nesil Hollandalılar "Ben dedemin ya da ninemin işlediği suçtan sorumlu tutulamam"diyebilse de, açılan arşivler toplumsal travmaları ve geçmişle yüzleşmeyi yeniden gündeme taşıyor.

(Not: Hollanda Anayasası’ndan ölüm cezası barış zamanı için en son 1860’ta uygulanmış, 1983 anayasa değişikliğiyle tamamen kaldırılmıştır.)

Savaşın Bilançosu ve Insanlık Dersleri

Savaş yıllarında Hollanda’da Musevi vatandaşlar da dâhil olmak üzere toplam 220 bin ila 280 bin kişinin hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. Apeldoorn şehrindeki Apeldoornse Bosch zihinsel engelli bakım merkezinin girişindeki anıt, Nazi rejiminin sadece Yahudileri değil, "üstün ırk" anlayışına uymayan engelli bireyleri de katlettiğinin sessiz bir tanığıdır.

Savaşın karanlık sayfalarının yanında insanlık onurunu koruyan örnekler de vardı. Türkiye Cumhuriyeti Paris ve Marsilya Başkonsolosları Behiç Erkin ve İsmail Necdet Kent, verdikleri Türk pasaportları ve kimlik belgeleriyle binlerce Yahudi’nin hayatını kurtardılar. Ayrıca Nazi rejiminden kaçarak Türkiye’ye sığınan yüzlerce Alman ve Yahudi bilim insanı, İstanbul ve Cerrahpaşa Tıp Fakülteleri başta olmak üzere Türk üniversitelerinin gelişmesine büyük katkı sağladılar.

Tazminat ve Son Söz

Haziran 2019’da Hollanda Demiryolları (NS), Kamp Westerbork’tan 105 bin Yahudi’nin imha kamplarına taşınmasındaki rolü nedeniyle Musevi toplumunun temsilcileriyle anlaşarak mağdur ailelere savaş tazminatı (Oorlogsschadevergoeding) ödemeyi kabul etti.

Geçmişte yaşanan bu ağır trajediler göstermektedir ki; topluca bir grubu veya inancı hedef alan insanlık suçlarından tüm bir ülkeyi veya nesli sonsuza dek sorumlu tutamayız. Ancak Batı Avrupa’da bugün yeniden tırmanışa geçen aşırı sağ ve göçmen düşmanlığına karşı, geçmişin faşizminin ilk "ayak izlerini" doğru okumak ve zamanında mücadele etmek zorundayız.

Mustafa Nejat Sucu Çok Kültürlü Meseleler Danışmanı (Adviseur voor multiculturele vraagstukken) Almelo, 26 Eylül 2026