HOLLANDA’DA SORUNSUZ GÖÇMEN TÜRK KADIN ÖRGÜTLENMESİ Mİ, YOKSA “HER KOYUN KENDİ BACAĞINDAN ASILIR” POLITİKASI Mı?


  • Kayıt: 03.08.2026 12:06:13 Güncelleme: 03.08.2026 12:06:13

HOLLANDA’DA SORUNSUZ GÖÇMEN TÜRK KADIN ÖRGÜTLENMESİ Mİ, YOKSA “HER KOYUN KENDİ BACAĞINDAN ASILIR” POLITİKASI Mı?

Evet, Hollanda bir zamanlar göçmen Türk kadınlarının sosyal ve ekonomik hayata katılımı konusunda Avrupa Birliği ülkeleri arasında parmakla gösterilen bir ülkeydi. Kadın örgütlenmelerine; kadınların eşit haklar elde etmesi ve ekonomik bağımsızlıklarını kazanması mücadelesinde belediyeler, eyaletler, hükümet ve Avrupa Birliği fonları gereken finansal desteği fazlasıyla sağlıyordu.

İş, istihdam ve kadının kendi özgür geleceğini kurması için gerekli bilincin kazandırılması hedefleniyordu. Ancak bu destekler zamanla sona erdi ve var olan faaliyetlerde büyük düşüşler gözlemledik.

Bugün sahip olunan başarılı göçmen Türk kadını modeli, geleceğe çocuk yetiştiren anneler için oldukça önemlidir. Bu kazanımlar kolay elde edilmedi; eşit yaşam hakları için uzun yıllar mücadele eden büyüklerimiz oldu. Hafta sonları sivil toplum kuruluşlarının düzenlediği kurslara katılan kadınlar, Türk kadın örgütlenmesinin güçlenmesine büyük katkı sağladı. O dönemde siyasi partiler, feminist gruplar ve sosyal hizmet kurumları da uzmanlık ve kadro desteği sunuyordu.

Finansal Desteklerin Kesilmesi ve Değişen Politikalar

Ancak gelişmeyen ve zamanın şartlarına uyum sağlayamayan örgütlü kadın hareketi geri kalmaya mahkûmdur. 2000’li yıllardan itibaren uygulanan politikalar ve finansal destekler; belediyeler, eyaletler ve fonlar tarafından yavaş yavaş kesildi. Bu durum, kadın örgütlenmelerinin çalışamaz hale gelmesine yol açtı.

Artık Türk göçmen kadınının öncelikli sorunlarına yönelik projeler yerine farklı alanlar desteklenir oldu. Daha sonraları ise Hollanda’ya yerleşen Suriyeli, Iraklı, Afrikalı, Yemenli ve Afganistanlı kadınlara yönelik çalışmalar öne çıkarılarak geleneksel Türk ve Faslı kadın örgütlerinin önüne geçildi.

Bunun yanında süreci olumsuz etkileyen diğer iç faktörler şunlardır:

  • Bağımsız Proje Üretememe: Kadın örgütlenmeleri, sorunları bağımsız analiz edip proje üretecek ve uygulayacak bir olgunluğa tam anlamıyla erişemedi.
  • Erkek Hegemonyası ve Feodal Yapı: Sivil toplum kuruluşlarında erkek egemenliğinin kırılamadığını gördük. Ataerkil anlayış, feodal yapı ve politik bölünmüşlük son 30 yılda belirleyici oldu.
  • Geçmişe Takılı Kalma: İlk 30 yıldaki faaliyet kalıplarından vazgeçilemedi, güncel sorunlara uygun yeni analizler yapılamadı.
  • Bireyselleşme ve Toplumsal Değişim: Eğitimli ve nitelikli kadınlar, toplumsal karşılık bulamamaları nedeniyle bireysel kariyerlerine odaklandılar. Hollanda’da 50 yılı aşan yerleşik yaşamla birlikte, ikinci ve üçüncü kuşakta “ben ve bencillik” kültürü öne çıktı. Toplumsal değişim sürecinde “her koyun kendi bacağından asılır” anlayışı benimsendi.

Kadınlarımızın Çözüm Bekleyen Sorunları

Peki, kadınlarımızın hiç mi sorunu yok? Bugün hâlâ çözüm bekleyen birçok başlık mevcut:

  • Aile birleşimi ile gelen kadınların ikamet izinlerindeki bağımlılık sorunu,
  • Hollandalı emsallerine göre eğitimi diplomasız terk etme oranının iki kat fazla olması,
  • İstihdam, gelir ve kazanç seviyesinde emsallerinin gerisinde kalınması,
  • Bazı destek kurumlarının kadına mücadele ruhu kazandırmak yerine, onu bağımlı kılacak bir yapı oluşturması,
  • Politik ve inanç temelinde yaşanan kutuplaşmaların birlikte hareket etme imkânını zedelemesi,
  • Şehirlerde çok sayıda kadın vakfı veya çalışma grubu başkanı olmasına rağmen somut sonuç alınan çalışmaların yetersizliği,
  • Aile içi şiddet ve uyum süreçlerinde yaşanan sosyo-psikolojik sorunlar.

Sonuç ve Gelecek Vizyonu

Gelecekte Hollanda toplumunda daha kaliteli bir yaşam ve eşit haklar hedefleyen, proje üreten Türk kadın örgütleri; toplumsal katılım için gereken desteği Avrupa genelinde yeniden bulabilir.

Kadının kendi ayakları üzerinde durması; toplumsal aydınlanma ve Hollanda toplumuna eşit, nitelikli katılımıyla gerçekleşebilir. Şunu unutmamak gerekir ki erkeklerin de kadınlarla yan yana durması, eşit bir gelişim göstermesi zorunludur. İki cinsten birinin geride kalması, toplumun huzur ve mutluluk dengesini bozar.

Cumhuriyet’in kazanımları, kadını özgür iradeli ve eşit birer vatandaş yapmıştır. Kadının kendi değerini bulma yolculuğunda bu anlayış hayati önem taşır. Bizlerin görevi sadece analiz etmek değil, bu mücadeleye destek vermektir. Asıl önemli olan, kadınların kendi sorunlarını tartışarak çözüme sahip çıkmasıdır.

Saygılarımla,

Mustafa Nejat SUCU