Geleneksel kırsal yaşamın bitişi, sadece tarımı vurmadı; insanın ruh sağlığını da derinden sarstı. Geçmişte hayvanlarıyla omuz omuza "ahır odalarında" yaşayan insanoğlu, beton şehirlere sıkıştıkça yalnızlaştı. Bugün evlerde patlama yapan kedi-köpek nüfusunun arkasında aslında büyük bir modern çağ travması mı var?
Modern dünya yükselirken, arkasında büyük bir manevi ve psikolojik enkaz bırakıyor. Geçmişte Anadolu'nun geleneksel kırsal mimarisinin en önemli parçası olan "Ahır Odaları" (De Stalkamers), sadece hayvanların barındığı yerler değil; insanın doğayla, hayvanla ve dolayısıyla kendisiyle barışık yaşadığı ortak yaşam alanlarıydı. Ancak köylerin terk edilmesi ve betonlaşmayla birlikte bu bağ tamamen koptu.
Peki, bu kopuş insanda neyi eksiltti?
Hayvanlar Terk Edildi, Ruhsal Patlama Başladı
Sosyolojik veriler ve toplumsal gözlemler, insanın doğadan ve çiftlik hayvanlarından uzaklaşmasıyla birlikte ruhsal hastalıklarda, depresyonda ve anksiyete vakalarında küresel bir patlama yaşandığını gösteriyor. Eski köy evlerinde hayvanıyla huzur içinde yaşayan insanoğlu, modern şehir yaşamında derin bir yalnızlığın içine düştü.
Bu derin yalnızlık ve yabancılaşma, evcil hayvan sektöründe tuhaf bir patlamayı beraberinde getirdi. Geçmişte kapısının önündeki ineğe, koyuna bakmayan modern kent insanı, bugün metropollerdeki dar dairelerinde yalnızlığını dindirmek için kedi ve köpek sahiplenme yarışına girdi. Evlerdeki evcil hayvan sayısındaki devasa artış, aslında kaybedilen "doğa ve aidiyet" hissinin yapay bir şekilde ikame edilme çabasından başka bir şey değil.
İnekler Kadar "Sosyal" Olamayan Modern İnsan
Oysa hayvancılık psikolojisi üzerine yapılan araştırmalar, çiftlik hayvanlarının –özellikle ineklerin– sanılanın aksine son derece sosyal, çevreleriyle ilgili ve empati yeteneği yüksek canlılar olduğunu gösteriyor. Strese girmeyen, geleceğe dair biriktirme hırsı ve mülkiyet kaygısı taşımayan bu canlılar, modern insanın kaybettiği "günü yaşama ve huzur" yeteneğini doğada tek başlarına sergilemeye devam ediyor.
İnsanoğlu hırsları, savaşları ve tüketim çılgınlığıyla hem kendi türünü hem de doğayı tüketirken; Halep’te ölen sahibinin başında ağlayan bir köpeğin sadakati ya da doğadaki bir ineğin sakinliği, insanlığın geldiği noktayı özetliyor: Biz tükettikçe oburlaşan, oburlaştıkça yalnızlaşan ve yalnızlaştıkça evindeki kediye, köpeğe sarılarak teselli arayan trajik bir türe dönüştük.