Hollanda’da polis teşkilatı yeni bir karar aldı.
1 Ocak 2027’den itibaren polis birimleri dışarıya yönelik dini nitelikteki etkinlikleri kendileri organize edemeyecek. Buna Ramazan iftarları da dahil.
Fakat mesele bundan ibaret değil.
Polisler resmi görev üniformasıyla dini nitelikteki etkinliklere de katılamayacak.
Yani artık mesele sadece “polis iftar veriyor mu, vermiyor mu?” meselesi değil.
Polisin üniformasıyla bir iftar sofrasında bulunması dahi yeni kuralların kapsamına giriyor.
Gerekçe ise yine aynı:
“Tarafsızlık.”
Devlet tarafsız olmalı.
Polis tarafsız olmalı.
Buna kimsenin itirazı yok.
Ama benim asıl sorum şu:
Tarafsızlık, toplumdan uzak durmak anlamına mı geliyor?
Çünkü ben yıllardır Hollanda’daki Ramazan iftarlarına katılan bir gazeteci olarak bunun tam tersini gördüm.
Bir polis memurunun iftar sofrasında ne işi var?
Ben çok sayıda iftar programına katıldım.
Polislerin de bulunduğu iftar sofralarında oturdum.
Polislerin vatandaşlarla sohbet ettiğini, Müslüman toplumun temsilcileriyle tanıştığını gördüm.
Daha da önemlisi, polislerin iftar programlarında yoğun ilgi gördüğüne defalarca şahit oldum.
İnsanlar polislerle fotoğraf çektirdi.
Fotoğraflar sosyal medyada paylaşıldı.
Vatandaş, üniformanın arkasındaki insanı gördü.
Polis de karşısındaki insanı daha yakından tanıdı.
Bu temasın Müslümanların polise bakışında olumlu değişiklikler oluşturduğunu bizzat gözlemledim.
Benim açımdan iftar sofralarının en önemli tarafı da buydu:
İnsanlar birbirinden uzaklaşmadı, birbirine yaklaştı.
Ortada herhangi bir dini propaganda yoktu.
Birlikte yemek yemek, sohbet etmek ve birbirini tanımak vardı.
Tarafsızlık başka, toplumsal temas başka
Hollanda polisinin kendi açıklamalarında da toplumla bağlantının önemi vurgulanıyor.
Polis, dini etkinliklere katılımın vatandaşlarla temas, güven oluşturma ve önleyici polislik açısından değer taşıdığını belirtiyor.
O zaman insanın aklına şu soru geliyor:
Başkasının düzenlediği iftara katılmak toplumla bağ kurmaksa, polis teşkilatının kendi iftarını düzenlemesi neden otomatik olarak tarafsızlığın ihlali sayılsın?
Daha da önemlisi:
Bir polis memurunun üniformasıyla iftar sofrasında oturması neden başlı başına problem kabul ediliyor?
Bir polis memurunun Müslüman vatandaşlarla iftar yapması, onun İslam dinini benimsediği anlamına gelmez.
Noel’de Hristiyan vatandaşlarla bir araya gelmesi nasıl onu Hristiyan yapmıyorsa, Ramazan iftarına katılması da onu Müslüman yapmaz.
Burada dini ritüele aktif olarak katılmak ile vatandaşlarla sosyal temas kurmak arasındaki ayrımı korumak gerekir.
Bu karar bir günde ortaya çıkmadı
Bugün gelinen noktaya bir anda gelinmedi.
Son yıllarda özellikle sağ siyasette polislerin iftar programlarına katılması ve dini etkinliklerde üniforma kullanması üzerinden ciddi tartışmalar yürütüldü.
2025 ve 2026 yıllarında Meclis’te polis teşkilatının iftar organizasyonları ve dini etkinliklerdeki görünürlüğü hakkında önergeler verildi.
Dolayısıyla bugün açıklanan yeni çerçevenin arkasında uzun süredir devam eden siyasi ve toplumsal bir tartışma bulunuyor.
Ben şahsen bu atmosferin oluşmasında sağ çevrelerin ve İslam karşıtı/ırkçı söylemlerin önemli etkisi olduğu kanaatindeyim.
Özellikle bazı sağ eğilimli medya organlarının yıllardır Müslüman toplumla devlet kurumları arasındaki ilişkileri problemli gösteren yayınlarının da bu tartışmanın zeminini hazırladığını düşünüyorum.
Bu benim değerlendirmemdir.
Ancak ortada inkâr edilemeyecek bir gerçek var:
Polisin Müslüman toplumla kurduğu bazı temaslar son yıllarda siyasi tartışmanın konusu haline geldi.
İftar sofralarının görünmeyen tarafı
Siyasetçiler bazen bir fotoğrafa bakarak karar verebilir.
Ben ise o fotoğrafın çekildiği masada oturdum.
Polislerin katıldığı iftarları gördüm.
Vatandaşların polislere gösterdiği ilgiyi gördüm.
İnsanların polislerle fotoğraf çektirmek için yanlarına gittiğine şahit oldum.
Bu görüntüler bana bir şeyi gösterdi:
Önyargılar temasla kırılıyor.
Polisi sadece olay yerinde gören vatandaşın gözündeki polis ile Ramazan sofrasında sohbet ettiği polis aynı kişi olabilir.
Ama vatandaşın ona bakışı değişebilir.
İşte toplumsal güven biraz da böyle oluşuyor.
Bir sofrada…
Bir sohbet sırasında…
Bir karşılaşmada…
Şimdi o köprü neden kaldırılıyor?
Yeni düzenleme yalnızca polisin iftar düzenlemesini sınırlamıyor.
Polisin resmi üniformasıyla dini nitelikteki toplantılara katılımını da sınırlandırıyor.
Bence asıl tartışılması gereken nokta bu.
Çünkü üniforma, elbette devletin sembolüdür.
Fakat üniforma giyen bir polis memurunun vatandaşla aynı masada oturması, tek başına herhangi bir dini inancın devlet tarafından desteklendiği anlamına gelmez.
Burada önemli olan davranışın niteliğidir.
Polis namaz kılabilir mi?
Hayır, görev sırasında dini ritüelin parçası olmak ayrı bir konudur.
Ama polis bir iftar sofrasında vatandaşlarla konuşabilir mi?
Bence burada farklı bir durum vardır.
Çünkü iftar sofrası yalnızca dini ritüelden ibaret değildir.
Aynı zamanda sosyal bir buluşmadır.
Polis toplumun tamamına nasıl ulaşacak?
Hollanda’nın farklı inançlara ve kültürlere sahip bir toplum olduğu gerçeğini göz ardı edemeyiz.
Polis Müslüman vatandaşla da konuşacak.
Hristiyan vatandaşla da.
Yahudi vatandaşla da.
Dindar olmayan vatandaşla da.
Göçmenle de.
Yerel vatandaşla da.
Çünkü polis bütün toplumun polisi.
O halde tarafsızlık, toplumun kesimleriyle arasına mesafe koymak yerine her kesimle eşit ilişki kurabilme becerisi olarak da ele alınabilir.
Benim itirazım tam burada.
Polisin Müslümanlarla aynı sofrada oturması tarafsızlığın kaybı değil, toplumsal güvenin kazanılması olabilir.
Son söz
Ben bu ülkede yıllardır gazetecilik yapıyorum.
Çok sayıda iftar programına katıldım.
Polislerin katıldığı iftarları da gördüm, polislerle vatandaşların aynı sofrada buluşmasına da şahit oldum.
Ben o sofralarda devletin din değiştirdiğini görmedim.
Tam tersine, birbirini tanımayan insanların birbirini tanımaya başladığını gördüm.
Polisin toplumun bir parçası olduğunu hissettiren o anların, özellikle Müslüman toplum açısından önemli olduğunu düşünüyorum.
Bugün ise bu temasın iki ayağı birden sınırlandırılıyor:
Polis teşkilatı kendi iftarını düzenleyemeyecek.
Polisler resmi üniformayla dini nitelikteki etkinliklere katılamayacak.
Ben bunun toplumsal kaynaşma açısından doğru bir yaklaşım olmadığını düşünüyorum.
Çünkü Hollanda’nın ihtiyacı daha fazla mesafe değil, daha fazla karşılaşma.
Daha fazla duvar değil, daha fazla diyalog.
Bir iftar sofrasında yan yana oturan polis ile vatandaşın birbirini tanıması, tarafsızlığın düşmanı değil; doğru yönetildiğinde toplumsal güvenin önemli araçlarından biri olabilir.
Benim gördüğüm iftar sofraları bunu yaptı.
Müslümanların polise bakışını değiştirdi.
Polislerin de Müslüman toplumu daha yakından tanımasını sağladı.
Şimdi bu köprülerden biri kaldırılıyor.
Benim dileğim, kararın ileride yeniden değerlendirilmesi.
Çünkü tarafsızlık, toplumdan uzaklaşmak değildir.
Ve bazen devlet ile vatandaş arasındaki mesafeyi azaltan şey, uzun bir resmi toplantı değil, aynı sofrada paylaşılan bir iftar yemeğidir.
Ebubekir Turgut