Bir Krizin Ardında Kalanlar: Aboutaleb, Rotterdam ve Biz


  • Kayıt: 24.12.2025 19:23:06 Güncelleme: 24.12.2025 20:03:22

Bir Krizin Ardında Kalanlar: Aboutaleb, Rotterdam ve Biz

Ebubekir Turgut’un köşe yazısı

2017’de Rotterdam’da yaşananlar, aradan yıllar geçse de Hollanda’daki Türk toplumunun hafızasında hâlâ taze. Ahmed Aboutaleb’in otobiyografisi “Thuis (Evde)”, bu dönemi yeniden gündeme taşırken ister istemez şu soruyu da beraberinde getiriyor:

O gün gerçekten ne yaşandı ve kim nasıl hatırlıyor?

Hollanda’nın en tanınmış siyasetçilerinden Ahmed Aboutaleb, hayatını ve siyasi kariyerini ilk kez bu kadar açık ve samimi bir dille anlattığı kitabında okurları olağanüstü bir yolculuğa çıkarıyor. Fas’taki çocukluk yıllarından Rotterdam Belediye Başkanlığına uzanan bu hikâye, aynı zamanda göç, uyum ve toplumsal sorumluluk üzerine güçlü mesajlar içeriyor.

Aboutaleb, 15 yaşındayken Fas’tan Hollanda’nın Lahey kentine taşındığında tek bir gerçeğin farkındaydı: Bu ülkede var olabilmek için dili öğrenmek ve en alt basamaktan başlamak gerekiyordu. Hollandacayı kısa sürede öğrenen Aboutaleb, meslek eğitimine (LTS) başladı ve geçimini sağlamak için horeca sektöründe çalıştı. Hayatının yönü ise tesadüfen gazetecilikle tanışmasıyla değişti.

Gazetecilik kariyerinin beklenmedik şekilde sona ermesinin ardından, eşi Khaddouj ile birlikte genç aileleri için daha istikrarlı bir gelecek kurmaya karar verdi. Kamu görevlisi olarak çalışmaya başlayan Aboutaleb, daha sonra hükümete bağlı danışma kurullarında görev aldı. Bu süreç, onu siyasetin merkezine taşıyan yolun kapısını araladı.

2004 yılında Amsterdam’da belediye meclis üyesi olarak göreve gelen Aboutaleb, kısa süre sonra Hollanda’yı sarsan Theo van Gogh cinayetiyle birlikte ülke gündeminin odağına yerleşti. Sert ve net açıklamaları büyük tartışmalara yol açtı; aldığı tehditler nedeniyle bir süreliğine gizlenmek zorunda kaldı.

2007’de Balkenende IV hükümetinde devlet sekreteri olarak görev alan Aboutaleb, 2009 yılında Rotterdam Belediye Başkanlığına atandı. Bir kesim tarafından rol model olarak görülürken, bazı çevrelerin kuşkuyla yaklaştığı bir isim oldu. Tüm bu baskılara rağmen, “biz toplumu” anlayışını savunmaktan vazgeçmedi.

2015’te Charlie Hebdo saldırısının ardından yaptığı ve hafızalara kazınan açıklaması, onun duruşunu net biçimde ortaya koydu:

“Başkalarının özgürlüğüne saygı duymuyorsan, valizini topla ve git.”

“Thuis”, sadece bir siyasi kariyerin değil; göçmen bir çocuğun azimle kurduğu hayatın da hikâyesi. Aboutaleb hakkında yapılan değerlendirmeler de bunu doğruluyor. City Mayors Foundation jüri raporunda “Rotterdam’u cesaret, sabır ve tevazu ile yönettiği” vurgulanırken, Amsterdam Belediye Başkanı Femke Halsema onu “ilgili ve etkileyici bir belediye başkanı” olarak tanımlıyor. Başbakan Mark Rutte ise Aboutaleb’in, Rotterdam’ı bir arada tutmayı başaran ender isimlerden biri olduğunu ifade ediyor.

Ancak kitapta anlatılan bu başarı hikâyesinin, Türk kökenli Hollandalılar açısından en tartışmalı dönemlerden biriyle kesiştiği bir an var: 2017 Türkiye–Hollanda krizi.

Rotterdam, Konsolosluk ve Kırılma Anı

Türkiye ile Hollanda arasında yaşanan diplomatik kriz sırasında, Rotterdam’daki Türkiye Cumhuriyeti Başkonsolosluğu önünde yoğun protestolar yaşandı. O günler, birçok kişi için sadece siyasi bir gerilim değil, aidiyet ve eşitlik duygusunun sınandığı bir kırılma anı olarak hafızalara kazındı.

Görgü tanıklarının anlatımları ve dönemin haber görüntülerine yansıyan sahnelerde, atlı polislerin ve polis köpeklerinin kalabalığı dağıtmak için kullanıldığı, yaşanan arbedeler sırasında bazı kişilerin ciddi şekilde yaralandığı, hastanelere kaldırılanlar olduğu kamuoyuna yansıdı. Bu görüntüler, hem Hollanda’da hem Türkiye’de uzun süre tartışıldı.

Konsolosluk binasının Türk kökenli Hollandalılar için taşıdığı sembolik anlam, yaşananların duygusal etkisini daha da artırdı. Birçok kişi kendisini dışlanmış, hedef alınmış ya da topluca cezalandırılmış hissettiğini dile getirdi. Bu durum, Rotterdam’daki Türk toplumunda derin bir kırgınlığa yol açtı.

Ahmed Aboutaleb’in “Thuis” adlı kitabında bu döneme yer verilirken, anlatının ağırlık noktasının belediye başkanının kriz anındaki yönetsel sorumluluğu ve kamu düzenini sağlama baskısı olduğu görülüyor. Ancak kitabın tanıtım metinlerinde ve özetlerinde, polis köpeklerinin kullanımı, yaralanmaların boyutu ya da sokakta yaşananların bireysel etkileri gibi somut sahnelere ayrıntılı biçimde değinildiğine dair bir bilgi yer almıyor.

Bu durum, kitap anlatısı ile o günleri yaşayanların hafızası arasında belirgin bir mesafe olduğu yönünde yorumlara neden oluyor. Türk toplumunun bir kesimi, yaşananların insani boyutunun kitapta yeterince görünür olmadığı kanaatinde. Diğer bir kesim ise Aboutaleb’in bulunduğu makam gereği, olaylara daha çok kurumsal sorumluluk perspektifinden yaklaşmasının doğal olduğunu savunuyor.

Aynı Olay, Farklı Hafızalar

Belki de bu hikâyenin en çarpıcı yönü burada ortaya çıkıyor: Aynı şehirde, aynı gün yaşananlar, farklı kesimlerin hafızasında bambaşka şekillerde yer etmiş durumda. Bir taraf için bu dönem, zor ama gerekli kararların alındığı bir kriz yönetimi örneği. Diğer taraf için ise, unutulması kolay olmayan bir hayal kırıklığı.

Ahmed Aboutaleb’in hayat hikâyesi, göçmen kökenli gençler için hâlâ güçlü bir ilham kaynağı olabilir. Ancak Rotterdam’daki Türk toplumu açısından bu hikâye, sadece başarılarla değil, konuşulmamış kırgınlıklarla da birlikte okunuyor.

Belki de asıl mesele, bir belediye başkanının neyi yazıp neyi yazmadığından çok, bizim o günlerde yaşadıklarımızla bugün hâlâ ne yapamadığımızdır: Konuşmak, yüzleşmek ve birbirimizi gerçekten duymak. Aboutaleb’in hikâyesi bu yüzden sadece bir siyasi biyografi değil; aynı zamanda ortak hafızamızla ilgili bir sınav niteliği taşıyor.

Yayın notu:

Bu köşe yazısı, Ahmed Aboutaleb’in “Thuis (Evde)” adlı kitabı ve kitabın kamuya açık tanıtım metinleri temel alınarak hazırlanmıştır. O günlere dair aktarılan olaylar, dönemin haberleri ve toplumsal hafızaya yansıyan genel bilgiler çerçevesinde ele alınmıştır.