“Hayallerim Henüz Tamamlanmadı”
Yazar Yunus Arıkan ile yaşam, yazarlık ve motivasyon üzerine samimi bir söyleşi
Röportaj: Gül Barut
Hayata Dirençle Tutunan Bir Kalem: Yunus Arıkan
Hayatın yükünü sırtında taşıyan ama kalemini umutla yönlendiren bir yazar… Gazetecilikten edebiyata uzanan yolculuğunda, her satırında emeğin, azmin ve inancın izleri var. “Vazgeçme Başarabilirsin”, “Anneme Söz Verdim” ve “Pozitif Düşünmenin Büyüsü” gibi kitaplarıyla yüzlerce okura dokunan Yunus Arıkan, sadece yazdıklarıyla değil, yaşam biçimiyle de motivasyonun vücut bulmuş hâli.
Onun kaleminde, başarısızlık bir son değil; aksine yeniden başlamanın bahanesi. Çocuk yaşta su satarak başlayan mücadelesini, azmi ve inancı sayesinde kitaplara, okurlara, fuarlara taşıyan bir isim o. Her kelimesinde “önce yüreğin inansın” diyen bir ses…
Bu özel söyleşide Arıkan, yazarlık serüvenini, motivasyonun gerçek kaynaklarını ve Avrupa’daki Türk okurlara dair gözlemlerini içtenlikle paylaşıyor. Kimi zaman güldüren, kimi zaman düşündüren ama her satırında ilham veren bir sohbet sizi bekliyor.
GÜL BARUT: Yunus bey, sizi okuyucularımızın daha iyi tanımaları için kendinizi tanıtır mısınız?
YUNUS ARIKAN: Ben insanlarla tanışırken, “Merhaba, Ben Yunus ARIKAN” diye başlıyorum. Sonra da ne söyleyeceksem onu söylüyorum.

Yaşı yetmişin bir basamak altında olan ruhu çocuk, gönlü genç, hayalleri henüz tamamlanmamış, kendini ve kendisiyle birlikte olan, insan olan her insanı seven…
Okuyan, yazan, kendince araştırmayı seven, yokluğu, yoksulluğu dibine kadar yaşamış, ama asla pes etmeyen, çaresizliğin var olduğunu kabullenen ve asla çaresiz kalmayan,
Mesleğini ve eşini çok seven ve bırakılsa 24 saat çalışan, giderken geriye mal, mülk değil de benden sonra insanların işine yarayacak bir şeyler bırakmak için çırpınan Karadeniz’in Ordu ilinin Mesudiye ilçesinde doğmuş, 16 yaşına kadar orada yaşamış, sonra İstanbul’a hayallerinin peşine düşmüş, 4-5 yıl İstanbul’da değişik işlerde çalışmış, 20 yaşında askere gidecekken o Akşam Ticaret Lisesine başlamış, bitirmiş…
Önce Kadıköy Yabancı Diller Yüksek Okulu (Fransızca Bölümü)’u kazanmış, daha sonra Marmara Üni. Eğitim Öğretime başlamasıyla birlikte 4. Yılını Fransız Dili ve Ed. Bölümünde tamamlamış, 1977 yılından bu yana gazetecilik mesleğinin içinde olan 1992 yılında ilk şiir kitabını çıkaran evli ve iki oğlu ve iki torunu olan bir delikanlıyım.
“Şair değilim ama duygularımı dizelere dökmeyi seviyorum”
G.B.: İlk kitabınızı yazarken sizi ne motive etti?
Yazarlık kariyerinize başladığınızda beklentileriniz nelerdi ve bunlar zamanla nasıl değişti?
Y.A.: Benim ilk kitabım şiir kitabıydı. Adı da ‘Al Gözlerini Avuçlarına’ şu an baskısı yok ve uzun zamandır da yeni baskı yapmıyorum. Nedeni de şu ben anladım ki şair falan değilim. Sadece duygularını dizeler halinde yazan, bir şiir severim hepsi o.

Ama ilk romanımı “Ne Zor Şeymiş Yaşamak (Önce Yüreğin İnansın) ben 2005 yılında yazdım. Benim ilk romanımı yazdığımda da bugün yirmi kitap, 12 tane de editörlüğünü yaptıklarımla birlikte 32 kitabı olan bir yazar olarak hiçbir zaman ekonomik beklenti içine girmedim. Önce yazar olmaya, o mesleğin saygın insanları arasına girme beklentim vardı ve o beklentimi hala sürdürüyorum. Yazar olabildim mi? Henüz daha eksiklerim var elbette. O saygın yazarların arasına girebildim mi? Ben hala çabalıyorum. Kolay değil elbet. Bu mesleğin içinde yer almak istiyorsanız eğer… eğer kalıcı olmak istiyorsanız ve kendi çapınızda kendinizi geliştiriyor ve yetiştiriyorsanız beklentinizi çok uzun tutmalısınız, diye düşünüyorum. Benim de daha zamanım var. Ama ben sabırlıyım ve o saygın yazarlar kervanında kendime yer bulabilmek için var gücümle gayret ediyorum.
“Motivasyonu kitaplardan değil, yaşamdan öğrendim”
G.B.: Motivasyon üzerine yazmaya nasıl başladınız? Bu konuda sizi harekete geçiren ne oldu? Sizce insanları motive eden temel unsurlar nelerdir?
Y.A.: Ben motivasyon üzerine yazmadan önce motivasyonun ne olduğunu ya da olmadığını yaşayarak öğrendim. Henüz daha ilkokul üçüncü sınıfta okurken su satmaya başladığımda çok bardak su satabilmeniz için önce kendimin enerjik olması gerektiğine inandırdım kendimi.
Yaptığım işi sevmem gerektiğine… Müşterilerimin memnun olması gerektiğine inandırdım kendimi ve öyle de devam ettim.
Sonra ilkokul dördüncü sınıftan itibaren ortaokulu bitirene kadar ve sonrasında da bir yıl İstanbul’da ayakkabı boyacılığı yaptım ben. Ayakkabı boyacılığı ile ilk ve ortaokulu okudum anlayacağınız. Aynı mantığı orada da hayatıma geçirdim. Eğer bir ayakkabı boyayacaksam en iyi ayakkabıyı ben boyamalıydım. İlk zamanlar çok uğraştım ya son yıllarımda sahiden de başardım. Çok iyi ayakkabı boyarım ve fırçalarla melodi biler çalardım. Bunu yapabilmek için yine insanın işini sevmesi ve sana para veren insanların memnun olması yatıyordu işin içinde.
Ortaokulla lise arasında 4-5 yıl arada bile çalışırken aynı duygu ve heyecanla çalışıyordum ve akşamları da değişik kurslara gidiyordum. Kendimi eğitmem, yetiştirmem ve meslek sahibi olmam gerektiğine inanıyordum. İstanbul’da yalnızdım ve bütün bu çabalarımda kendine inanmış kendini her durum ve motive edebilen bir delikanlı olmuştum.
Ve bu böyle devam etti. Aslında beni motivasyon üzerine yazmaya harekete geçiren hiçbir şey olmadı. Beni hayata tutunmaya mecbur bırakan yaşam şartlarım oldu ve o şartlarıma direnebilmek için kendimi ruhen ve bedenen güçlü olmam gerektiğine inandım. Sonuçta da buradayım işte.
“Ben biri gibi olmadım, ben gibi oldum”
G.B.: İlham kaynaklarınız neler? Bir kitabı yazmaya nasıl karar veriyorsunuz?
Y.A.: İnanın bana benim ilham kaynağım olmadı. Biri gibi olmayı hiç aklıma getirmedim. Ben biri gibi değildim, bendim. O zaman da ben, ben gibi olmalıydım. Öyle de oldu zaten.
Benim ilk kitabımın şiir kitabı olduğunu söylemiştim. O kitapta benim düşüncelerimi yansıtan şiirler yazdım. Tabi bir de sevgilime yazdığım şiirlerdi onlar. Karar vermedim, kendiliğinden gelişti bir bakmışım şiir yazmaya başlamışım. İlk romanım “Ne Zor Şeymiş Yaşamak (Önce Yüreğin İnansın) kitabıydı ve orada kahramanım bir arkadaşımdı. Gerçek bir yaşam öyküsüydü. Sahiden de o yıllarda (90’lı yıllar) oldukça zorluklar içindeydi. Ben de öyleydim. Ayrıca da yerel gazetelerde köşe yazarlığı da yapıyordum. Roman yazmayı denedim çok da hoş oldu.
“Yazarlığın en zor yanı beklemekti”
G.B.: Yazarlık kariyerinizde karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?
Y.A.: Yazarlık kariyerinde herhangi bir zorlukla karşılaştığımı düşünmüyorum. Çünkü karşılaşılabilecek bir zorluk yok. Ne var ki ilk başta kitabınızı yazar ve bir dosya haline getirirsiniz, onu bastıracak bir yayınevi ararsınız. İşte işin o bölümü insanı biraz uğraştırır. Gönderdiğiniz yayın evinde dosyanız bekler… birkaç kez aradığınızda ‘İncelemede’ denir… sonunda geri çevrilir. Bu birçok kereler olur. İşte bence yazarlığın olmasa bile yazarlık öncesinin en zor yanı budur. Yoksa ben kendi adıma yazarlıktan ekonomik olarak pek bir beklentim yok. Hem bizim gibi kendi çabasıyla gelen yazarlar biraz geç var olduğunu gösteriyor. Doğru konuşmamı isterseniz ben bugünkü içinde bulunduğum durumumu çok seviyorum. Mutluyum. İyi ki yazar olmuşum.
G.B.: Zaman içinde yazma tarzınızın veya yaklaşımınızın değiştiğini düşünüyor musunuz?
Y.A.: Elbette düşünüyorum. Kaldı ki yazan kişi kendisinin yazma konusunda geliştiğini önce kendisi fark etmeli… Örneğin ben köşe yazılarımı yazarken 900-1200 sözcüklü köşe yazıları yazıyordum ki bu hem beni yoruyor hem de bu kadar uzun bir yazının -çok, çok enterasan olmadıkça okunması çok zor. Ha ben o zamanlar bu kadar uzun yazı yazarken iyi yazdığımı düşünüyordum biliyor musunuz? Meğer ben bir hiçmişim o zaman. Sonra daha doğrusu bugünlerde ortalama 300-400 sözcükle yazıyorum makalelerimi. Bu da benim biraz olsun yazı boyutunda gelişme gösterdiğimi gösteriyor. Çünkü düşünceleri 1200 sözcükle anlatmak yerine aynı şeyi 400 sözcükle anlatıyorsunuz. Bu sizce de bir gelişme değil midir?
“Okurda Düşünce Uyandırmak İstiyorum”
G.B.: Evet, bence de öyledir. Haklısınız. Şimdi başka bir soru sormak istiyorum. Kitaplarınızı okuyanlara hangi mesajı vermek istiyorsunuz?
Y.A.: Öncelikle söylemeliyim ki ben kimseye bir mesaj vermek için yazmıyorum. Ancak hikayelerimi seçerken benim yazdığım hikayeler insana dokunsun istiyorum. Hayatına dokunsun… düşüncelerine dokunsun… onu düşünmeye sevk etsin… hatta ona ters gelmiş olsa bile ‘Evet ya ben böyle düşünmemiştim’ diyerek başka bir bakış açısı oluştursun.
Ayrıca ben daha çok gerçek yaşam öyküleri yazan bir roman yazarıyım. Okur, benim kitaplarımı okuduğunda karamsarlığa düşmesin istiyorum… enerji kaybına uğramasın istiyorum. Mücadeleci olsun istiyorum. Yaşama isteği olsun istiyorum ve özellikle okura bunları vermek istiyorum. Ha yaşam içerisinde bu söylediklerimin tersi yok mu? Elbette var. Ençok da onlar var. İnsanımız çabucak karamsarlığa düşebiliyor, enerji kaybına uğrayabiliyor, küçücük bir şey onun motivasyonunu bozabiliyor, kavga, şiddet var. Ama ben bunları tercih etmiyorum.
“Okurun Desteği En Büyük Motivasyonum”
G.B.: Okuyucularınızdan aldığınız geri dönüşler sizi nasıl etkiliyor?
Y.A.: Geri dönüşümler az olmakla birlikte valla şu zamana kadar çok hoş geri dönüşümler aldığımı söylersem abarttığımı düşünmeyin lütfen. En azından kitaplarımın akıcı… anlaşılır… sürükleyici, içeriğinin etkileyici olduğunu benimle paylaşırlarken, sonunun da hiç de öyle karamsar bir durum oluşturacak şekilde olmadığı yönünde eleştiriler alıyorum. Doğrusu bu da beni mutlu ediyor.
“Yazmak Dünyanın En Güzel Terapisi”
G.B.: Yazmaya yeni başlayanlara ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?
Y.A.: Şunu en baştan söylemeliyim ki yazmak -bana göre- dünyanın en güzel terapisi. O nedenle önce yazsınlar. Ama neyi yazarlarsa yazsınlar. Yazdıklarını asla yırtıp ya da silip atmasınlar. Şimdi teknoloji her şeyi saklıyor. Bir dosya içinde yazdıklarını saklasınlar ve yıllar sonra da olsa dönüp baksınlar. Ne de güzel şeyler yazdıklarını fark edecekler.
Başka bir önemli bir konudan söz edeyim. Hani iş yapılırsa yapılsın, yapılan o işe karşı; sevgi, sempati, özlem, onu başarma isteği ve bir de istikrarlı yani yaptığı şey süreklilik arz etmiyorsa o işte başarılı olunmaz.

İşinizi seveceksiniz… saygı duyacaksınız… çok ama çok çalışacaksınız… mutlaka istikrarlılığı koruyacaksınız. Hiç merak etmeyin gerisi kendiliğinden gelir ve mutlaka hedefinize ulaşırsınız. Ha, zorluklarla karşılaşılacak elbette. Ona da tahammül edeceksiniz. Elde edilecek olan her başarı kimseye altın tepside sunulmuyor. Diş ile… tırnak ile kazınarak o kazanılıyor. Öyle insanlar da bana göre dünyanın en güçlü insanlarıdır. Bilmem ne demek istediğimi anlatabildim mi?
“Başarı Kime Göre?”
G.B.: Başarılı bir yazar olmak için sizce hangi niteliklere sahip olmak gerekiyor?
Y.A.: Bence ‘Başarı’ göreceli bir şeydir. Kime göre başarılı olmak isteniyor o önemli kendine göre ise önce bir hedefin olmalı… o hedefi ne kadar zaman içerisinde elde edebileceğin konusunda kendini hazırlamalısın. Daha önce de söyledim şimdi de söylüyorum yazarlığı sevmelisin… çok yazmalısın… okumalısın… iyi bir gözlemci olmalısın… sorgulamasın ve kendine bu konuda inanmalısın. Bir kere senin kişiliğin… düşüncelerin bu mesleğe ne kadar uygun onu belirleyeceksin.
Ayrıca Başarılı yazar ne demek ben bilmiyorum. Çok kitap yazan mı?
Reklamı çok yapılan mı?
Bir hikayeyle şöhret olan mı?
Kitapları milyonlar satan mı?
Yoksa her dönem içerisinde azar azar da olsa kendi istikrarını sürdürerek toplum nezdinde unutmayan, kendini kabullendirmiş olan yazar mı başarılı bunu sorgulamak lazım.
Ben işte son yazdığım cümledeki yazar olmak istiyorum. Onun için de bu yolda karınca misali hedefime doğru seyahatimi sürdürüyorum.
“Fuarlarda Fotoğraf Değil, Kitap Hatırlansın”
.: Avrupa’daki Türk okuyucularla kitap fuarlarında bir araya geldiğinizde, onların Edebiyata ve motivasyon konusuna olan ilgilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Y.A.: Değerlendiremiyorum. Yüzde seksenini değerlendiremiyorum. Çünkü fuarlara gelenlerimizin çok büyük kısmı televizyonlardan… sosyal medyadan gördükleri onların oralarda paylaştıklarından etkilendikleri için onlara geliyorlar. Onların kitaplarını alanların dahi önemli bir kısmının o yazarların kitaplarını okuduklarını sanmıyorum. Kitapları alıyorlar fotoğraf çektiriyorlar, o fotoğrafları arkadaşlarıyla paylaşıyorlar sonra… o kadar işte.
“Okumayan Toplum, Gücünü Kaybeder”
G.B.: Avrupa’da yaşayan Türkler arasında gözlemlediğiniz motivasyonel farklılıklar neler? Bu kitleye yönelik özel mesajlarınız var mı?
Y.A.: Öncelikle şunu söylemem gerekir ki bizim Avrupa’daki genç, orta yaşlı ve yaşlı olan insanlarımız Türkiye’den gelen biz yazarlara karşı müthiş saygılılar. Ve ben hepsinin önünde sizin aracılığınızla eğiliyorum. Ancak bu yetmiyor. Kendilerini geliştirme konusunda -benim karşılaştığım yüz kişiden yirmisi ancak bunu başarıyor- yüzde sekseni o taraklarda bize yok. Saç sitilleri modaya uygun… giyim kuşamları uygun… birbirleriyle s..d..k yarıştırmaları uygun ama okuma, hedef koyma konusunda -niyedir bilmiyorum- yetersizler. Dillerini öğrenme konusunda isteksizler. Bu konuda anne baba bile çocukların ya yetişemiyor ya da eğitim durumları nedeniyle etkili olamadıklarını gördüm ben.
G.B.: Avrupa’daki Türk topluluğunun kültürel kimliklerini korurken, motivasyonlarını nasıl canlı tutabileceklerine dair tavsiyeleriniz nelerdir?
Y.A.: Bu sorununuz oldukça geniş anlamlı bir soru. Ben bu sorunuzu şu şekilde anladığımı söyleyeyim ve o doğrultuda yanıt vermek isterim. “Sizin karşılaştığınız okurlarınızı nasıl değerlendirirsiniz?” şeklinde sordunuz diyeyim. Evet, kültürel kimliklerini koruma anlamında yüzde 95’in üzerinde kimliklerine sahip çıkıyorlar. Peki o oranda o kimliğin kendisinde olması gerekenler üzerinde duruyorlar mı, işte o konuda emin değilim.
1- Yeterli okuduklarını sanmıyorum.
2- Çok azının (yüzde 10-15) kendilerine hedef koyduklarını düşünüyorum. Öyle ki kendi dillerini öğrenme konusunda bile isteksiz olduklarını gördüm yüzde 85-90’ının. Bu da beni çok üzüyor. Ancak çok az da olsa karşımda üniversite… üniversiteler bitirmiş birkaç yabancı dil bilen… kendi diline sahip çıkmış gençlerimizi gördüğümde ben hepsine de bayılıyorum. Oysa bana ne. Herkes ne yapıyorsa kendine yapıyor. Ama öyle değil işte. Onlar gurbette ben vatanda. Onların başarılarıyla gurur duyuyorum, başarısızlıkları da beni üzüyor.
Tavsiyelere gelince:
Kendilerini üzecek ve sonradan pişman olacak olacak şeyler yapmamak için hangi mesleği yapacak olurlarsa olsunlar en iyisini yapmak için uğraşsınlar.
Görüyorum ki gurbette yurttaşlarımız evlatlarının geleceği için kendilerini yırtıyorlar ve gençlerimiz bunları fark etsin ve hangi ülkede yaşıyorlarsa en az o ülkenin vatandaşı kadar o ülkenin dilini öğrensinler, hatta ikinci, üçüncü yabancı dil öğrensinler. Ama kendi dillerini mutlaka en iyi şekilde geliştirsinler. Bahanelere sığınmasınlar. Türkçe öğretmenleri yetersizse de biz her yıl Türkiye’den gelip kitaplarımızı getiriyoruz. Bizim kitaplarımızla dahi…
Çocuk kitaplarıyla dahi Türkçelerini geliştirebilirler. Yeter ki anne-baba bu çocuklara biraz zaman ayırsın. Sanırım o konuda da sıkıntımız var gibi görüyorum.
“Motivasyon Kitaplarım Değil, Yaşamım”
G.B.: Yunus hocam, kitaplarınız genellikle motivasyon üzerine, Motivasyon üzerine yazmaya nasıl başladınız? Bu konuda sizi harekete geçiren ne oldu?
Y.A.: Hayır. Öyle bir amacım yok. Ben bir ‘ROMAN’ yazarıyım. Benim doğrudan doğruya bilimsel olarak motivasyon içeren kitabım yok. Yazmadım. Ancak benim ‘Vazgeçme Başarabilirsin, Anneme Söz Verdim, Pozitif Düşünmenin Büyüsü’ kitaplarım bir kişisel gelişim veya motivasyon kitabı değildir. Onlar benim kendi yaşamımı anlatan, eksilerden bugünkü duruma geliş öykümdür. Yani bir kişinin, yani benim başarı (bu bir başarı ise) hikayesidir.
Beni harekete geçiren şey ise içinde bulunduğum çaresizliğimi yenebilme mücadelesinin gücünü elde edebilmeyi başarmamdır. Başka da bir şey yok.
“Kendini Tanıyan İnsan Başarır”
G.B.: Sizce insanları motive eden temel unsurlar nelerdir?
Y.A.: Önce insan, kendisini tanımalı. Becerisini… yeteneklerini… neyi sevip neyi sevmediğini… hangi işe daha yatkın olduğunu… sabırlı mı sabırsız mı olduğunu… kısacası önce kendine dönmelidir. Sonra etrafına karşı duyarlı olmalıdır. Gözlemci olmalıdır. İstediği şeyi gerçekten isteyip istemediğinin farkında olmalıdır. İstediği şeyi kendisi için mi yoksa ebeveyni istediği için istiyor olduğunu ayırt etmelidir. Yaptığı işte önce başarılı mı olmak istiyor, yoksa mutlu mu olmak istiyor önce buna karar vermelidir. Elbette hem başarılı hem de mutlu olmak çok güzel bir şey, ama ikisi birden çok zor çok.
“Kendimi Çok Seviyorum”
G.B.: Kendi hayatınızda motivasyonu nasıl buluyorsunuz? Zor zamanlarda nasıl motive kalıyorsunuz?
Y.A.: Valla ben kendimi çok seviyorum. Bir kere kendimi motive edecek o kadar çok nedenim var ki. Rabb’im çaresiz dert vermesin. Çareli dertlerin de öyle veya böyle çareleri bulunuyor. Paranın olmaması… Fakir olmak… başkasına muhtaç olmak… bunların hiçbiri insanın motivasyonunun güçsüz olmasını gerektirmez. Aksine içinde bulunulan bu gibi durumlar insanın motivasyonunu en yüksek düzeyde tutar. Benim bir zamanlar yaptığım gibi. Para kazanmanın yollarını nedir onları bulmak zorunda hisseder…
Fakirliğin bir kader olmadığı kendine anlatır. Çünkü hepimizin etrafında fakir olup da bugün hem ekonomik hem eğitim hem te ticari konularda kendini yetiştirmiş o kadar güzel, muhteşem örnekler var ki. Onları örnek alsınlar. Bir zamanlar benim aldığım gibi. =
Bugün zengin ya da başarılı olan insanların büyük bir kısmı dünlerde bir başkasına muhtaçtı elbette. Ama ilelebet o şekilde kalmaması için… kendine nasıl yetebileceğini öğrenmenin yollarını aramalı.
Her insan kendisini mutlu ve başarılı olmaya kilitlemişse hiç merak etmeyin o insan kendisini nasıl motive edeceğinin yollarını da benden çok daha iyi öğrenir ve bulur.
“İstikrar Olmazsa Kalıcılık Olmaz”
G.B.: Motivasyonun sürdürülebilir olması için bireylerin yapabileceği en önemli şey nedir?
Y.A.: İstikrar. Her meslekte kalıcı olunmak istiyorsa o meslekte ya da işte nasıl kalıcı olunabileceğinin yollarını aramak zorundadır.
Çok çalışmalıdır… mesleği ile ilgili makaleler okumalıdır. Kendisini kendisiyle aynı işi yapanlarla kıyaslamalı ve kendisinden üstün olanların hangi özelliklerinin kendisinden üstün olduğunu tespit edip o konularda kendini geliştirme ve benzeri gibi birçok yöntemi bulabilir. Hiç merak edilmesi çaresizlik insana çareyi bulduruyor. Bana buldurduğu gibi.
“Kendiniz Olun”
G.B.: Motivasyon konusunda yazarken en çok hangi temaları vurguluyorsunuz?
Y.A.: Öncelikle kendiniz olacaksınız. Birilerinin benzeri değil.
Yapabileceğiniz işlerin peşine koşacaksınız, birilerinin söyledikleri işlerin değil.
Daha önce de söyledim, yeteneklerinizi… üstün yanlarınızı ve zayıf yanlarınızı iyi tespit edecek ve ihtiyaç duyuyorsanız eğer zayıf yanlarınızı geliştireceksiniz.
İnandığınız şeyleri yazacaksınız. Başkalarının hoşuna gidecek olanları değil. Doğru bildiklerinizi… Toplumda genel kabul görmüş doğruları. Birilerinin hoşuna gidecek ve ben bu yönde yazarsam çok para kazanırım, ya da bir yerlere gelirim derseniz bana şu sözü hatırlatırsınız. “Ağaca dayanma kurur, insana güvenme ölür.”
Demek ki neymiş, kendiniz olacak kendi duygu ve düşüncelerinizi kendinize doğru gelenleri yazdığınızda siz siz olursunuz. Sizi okuyan insanlar sizden vazgeçemezler.
Bunu biliyorum.
Çok para kazanır mısınız? Şöhret olabilir misiniz, bunları bilmiyorum.
“Yazmak Bir Plan İşidir”
G.B.: Yazma sürecinizde motivasyonunuzu nasıl koruyorsunuz? Bu süreçte yaşadığınız zorluklar neler?
Y.A.: Ben kitaplarımı yazarken kendimce bir zaman dilimi koyuyorum kendime. Bu zaman dilimi de bir buçuk iki yıl kadar. Bu süre içinde yazma planlamalarımı yapıyorum ve o planlamalarım doğrultusunda yürüyorum.
Ha bir de yaptığınız işinizi ‘iş’ olarak kabul etmelisiniz. O süreç içerisinde elbette zorluk ya da sıkıntılarla karşılaşıyorsunuz ya bir şekilde hallediyorsunuz. Peki ben nasıl hallediyorum. Bakıyorum zorlanıyorum. O an yazmayı bırakıyorum. Bir zaman sonra bu bir saat, beş saat, bir gün, iki gün vs., olabilir. Sonra yeniden başladığımda inanın bana çok da güzel işin içinden sıyrılıyorsunuz. Bunu ben başkalarından öğrenmedim. Bu benim tecrübeyle sabit bir yaşanmışlığımdır.
“Başlamak Bitirmenin Yarısıdır”
G.B.: Bir kitabı veya yazıyı tamamlamak için kendinizi nasıl motive ediyorsunuz?
Y.A.: Öncelikle söyleyeyim, başlamak bitirmenin yarısıdır” denir ya, işte bu söz beni çok motive eder. Mademki başlayarak işin yarısını halledebilmişim, o zaman geriye diğer yarısı kalıyor ki ona da ben biraç çaba göstereyim diyorum. Bakın bu söz bile insanı gerçekten de motive ediyor.
“Romanlarımda Gerçek Hayatın Umudunu Anlatıyorum”
G.B.: Yazılarınızla okuyucularınıza hangi mesajları vermek istiyorsunuz?
Y.A.: Benim doğrudan bir mesaj verme gibi bir derdim olmadı. Olmuyor da. Ancak benim okurum benim kitabımı okumak istediğinde bana bir para veriyor ve o para karşılığında kitabımı alıyor. Bugünkü hayat şartlarını göz önüne alırsak bugün kitaplar Türkiye’de de yurt dışında da pahalı. O zaman ben benim okurum belki de kendi harçlığını benim kitabımı almak için bana veriyor. Söyleşimin başında da söyledim. Ben bir ‘ROMAN’ yazarıyım ve gerçek yaşam hikayeleri yazıyorum. Ya da gerçeğe yakın hikayeler yazıyorum. Burada da kahramanlarımın içinde bulunduğu olumsuz şartlarından nasıl kurtulabileceğini, nasıl başarılı ya da mutlu olabileceğini vurgulamaya çalışıyorum. Burada bunu tam. Olarak anlatamayabilirim ama benim kitaplarımı okuyan okurlarım benim ne demek istediğimi tam olarak anlamışlardır diye düşünüyorum.
“Okurun Eleştirisi Gelişimin Yakıtıdır”
G.B.: Okuyucularınızdan aldığınız geri dönüşler motivasyon üzerine yazarken sizi nasıl etkiliyor?
Y.A.: Etkilemez olur mu? Onların ‘Olumlu ya da olumsuz’ her geri dönüşleri benim gelişimim için birer motivasyon kaynağımdır. Beni okurlarımdan gelen her iki eleştiri de olumlu olarak etkiler.
“Okurun Gözündeki Işıltı Her Şeye Değer”
G.B.: Kitaplarınızı okuyan insanların hayatlarına dokunduğunuzu hissettiğiniz anlar oldu mu?
Y.A.: İnanın bana çok. Öyle zannediyorum ki bunlardan biri de sizsiniz. Bir sonraki yıl tekrar buralara geldiğimde okurlarımın beni gördüklerinde onların gözlerinin içinin parladığını görmek benim için dünyalara bedel. Bu duyguyu bana her seferinde hissettiriyorlar. Yalnızca kitap fuarlarında değil. Başka ülkede bile tesadüfen karşılaştığımızda onlar beni tanıyarak yanıma geliyorlar. Bir yazar için bundan daha mutluluk verici ne olabilir ki?
“Motivasyon Hem İçten Hem Dıştan Beslenir”
G.B.: Sizce motivasyon kişisel bir süreç mi yoksa dış faktörlerin etkisiyle mi şekillenir?
Y.A.: Her ikisi de. Hem insanın içinde var olan ve bunu keşfederek ortaya çıkarılabilecek olan bir şey hem de dış faktörlerden gözlemleyerek… yaşayarak… hissedilerek fark edilip kişinin kendi hayatına katabileceği bir şey. “O bu şartlarda başarılı olduysa, ben neden olamayabilirim ki!” dedirterek kişiyi harekete geçirebilir.
“İki Günün Birbirine Eşit Olmasın”
G.B.: Motivasyonun geçici olmasından ziyade kalıcı hale gelmesi için önerileriniz nelerdir?
Y.A.: Kendinizi yenilemeyi bilmelisiniz. Hani yeri geldiğinde biz Müslümanlar Peygamber efendimizin sözlerini kendilerine rehber alırlar ya, -ki aldıklarına çok da inanmıyorum- şimdi onun bir sözünü paylaşmak istiyorum. “İki günü birbirine eşit olan zarardadır.” Sözünü unutmasınlar yeter. Mademki bizim dini rehberimiz Odur -ki bana göre öyle- bu sözü yaşamlarına nakşetsinler korkmasınlar. Ben öyle yapıyorum. Benim hiçbir zaman iki günü birbirine eşit değil, bir sonraki günüm bir öncekinden hep daha iyi. Samimi söylüyorum.
“Modern Dünyada İnsanlar Kolaycılığa Kaçıyor”
G.B.: Modern dünyada insanların motivasyon bulmakta zorlanmasının temel nedenleri nelerdir?
Y.A.: Modern dünyada insanlar uçmuşlar… Her şeyi havadan bekliyorlar. Zorluk çekmek istemiyorlar. Buna en büyük neden de ebeveynler. Biz çektik evlatlarımız çekmesin diyerek onları tembelliğe ve beleşçiliğe alıştırıyorlar. Olmaz ki bir ebeveyn evladına bu kadar kötülük yapamaz ki? Her şeyi ebeveyn karşılayacaksa… hazırlayacaksa… çocuğunun önüne koyacaksa o çocuk niye uğraşsın ki.
Yani efendim demem o ki evlatlarınızla aranıza biraz mesafe koyun. Evlatlarınız ‘Yok’un ne anlama geldiğini…
Okumanın, insanı öncelikli konuma getireceğini öğretin lütfen.
G.B.: Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkürler ediyorum Yunus Hocam.
Y.A.: Estağfurullah efendim. Size ve sizin okurlarınıza küçücük de olsa katkım olmuşsa
Çok sevinirim, çok mutlu olurum.